News

AYM ifade özgürlüğü konusunda 8 yılda 587 ihlal kararı verdi

Deniz Ulaş

Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), bireysel başvuru sisteminin yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012’den bu yana 272 bin 672 başvuru yapıldı. 236 bin 407 bireysel başvuruda karar verilirken, 36 bin 265 başvuru halen derdest. Yani, karar verilmeyi bekliyor.

AYM, görüştüğü 236 bin 407 başvuru sonucunda 9 bin 682 hak ihlali kararı verdi. En çok hak ihlali, yüzde 52 oranı ve 5 bin 241 ihlalle adil yargılanma hakkı konusunda gerçekleşti. Bunu, 2 bin 725 (yüzde 27,5) mülkiyet hakkı izledi.

İfade özgürlüğü ihlali 3. sırada

Üçüncü sırada ise 587 hak ihlali kararıyla ifade özgürlüğü konusu izledi. Bu rakam, hak ihlallerinin yüzde 5,9’unu oluşturdu. Ancak alınan bilgiye göre, 2020 yılının ilk 8 ayında ifade özgürlüğü konusunda sadece 17 ihlal kararı verildi. 2019’da ise bu rakam 369’du. 2014’te 22, 2015’te 148, 2016’da 6, 2017’de 19, 2018’de ise 66 hak ihlali kararı verildi.

AYM kaynakları, 2020’deki sayının düşük olmasını henüz imzaları tamamlanmamış kararlara bağlarken, yıl sonunda bu verinin değişeceği görüşünde. AYM’nin 16 üyeli olduğuna işaret eden kaynaklar, her bir kararın okunması ve imzalanmasının zaman aldığını belirtti.

Avukat Tekşen: AYM konjonktüre göre karar veriyor

İfade özgürlüğü alanında çalışan ve birçok gazetecinin davasını üstlenen Avukat Mustafa Gökhan Tekşen, AYM’nin ifade özgürlüğü performansını değerlendirdi. AYM’nin 2015 ve 2019 yılları hariç genel olarak ifade özgürlüğü konusunda az sayıda karar verdiğine dikkati çeken Tekşen, “8 aylık bir dönem de sadece 17 kararın bulunması hiç şüphesiz düşük bir rakam” dedi. 2020’de sayının bu kadar düşmesinin, yargının “konjonktüre göre karar verme” yaklaşımı olarak tanımlanabileceğini ifade eden Tekşen, durumu şu şekilde açıkladı:

“Biraz açmak gerekirse; özgürlük hareketlerinin ve demokratik gelişmelerin yükseldiği dönemlerde yargı kararları da daha özgürlükçü ve hak odaklı, hukuki içeriği ve argümanları doygun kararlarla besleniyor. Fakat siyasal iklim ne zaman otoriter bir rejime bürünse yargı kararları da benzer biçimde özgürlükçü tutumdan sapma gösteriyor. Bu tespiti Gezi süreci ve 7 Haziran seçimlerinden sonra yargıda görece özgürlükçü bir akım olduğu gözlemiyle destekleyebiliriz. Keza 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra ve 2018 Cumhurbaşkanı seçiminden sonra ise otoriter bir anlayış yargıya da yansımıştır. Bu yaklaşımdan AYM de muaf değil elbette. Olağanüstü Hal KHK denetiminde takındığı yargısal tutum AYM’nin bahsettiğimiz ‘konjonktüre göre karar verme’ yaklaşımı ile uyumlu. AYM’nin ifade özgürlüğü konusundaki kararlarını incelediğimizde ise 2013’ten bu yana her ne kadar konulmuş bir kriter birliği varsa da ‘oy birliği’ ile çıkan kararlardan muhalefet şerhlerinin arttığı ve belki de bir süre sonra üstünlük kazanacağı bir noktaya yaklaşıyoruz. 2020’de bu gözle değerlendirmeye tabi tutulabilir.”

‘Savcılıklar içtihatlara uymuyor’

Tekşen, “AYM, ifade ve basın özgürlüğü konusunda sizce etkili bir iç hukuk yolu mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Bu konuda objektif olarak söylemek gerekirse evet etkili bir iç hukuk yolu. Ancak AYM’nin verdiği emsal kararlar, koyduğu kriterler savcılık ve ilk derece mahkemelerince yeterince belki de çoğunlukla benimsenmiyor ve uygulanmıyor. Bu durum maalesef; tamamen savcı ve hakimlerin AYM içtihadı takip etmeme bilgisizliğinden/ilgisizliğinden veya kolaycılığından değil siyasallaşan yargıda yüksek mahkeme kriteri yerine iktidar ve yönlendiricilerinin, temsilcilerinin söylemlerinden takip edilmesinden ileri geliyor. Bir diğer önemli sorun dosyaların geç karara bağlanması ve karşı oylarda ifade özgürlüğünü dar yorumlamaya başlayan üye sayısının giderek artması.”

‘Kamuoyu hukuku’

Gazeteci tutuklamalarına ilişkin AYM’nin verdiği ihlal kararlarının çok zaman sonra çıktığının anımsatılması üzerine Tekşen, geciken adalet sorununun AYM için de geçerli olduğunu kaydetti. Artık “Kamuoyu hukuku” diye bir kavramla karşı karşıya olduklarını belirten Tekşen, şu değerlendirmede bulundu:

“Dosya; gündemde, sosyal medyada yer alıyor ve dikkat çekiyorsa, kişi gözaltına alınıyor, tutuklanabiliyor veya serbest bırakılabiliyor. Toplumsal tepki; yargıdan bir talepte bulunuyor, kimi zaman çok haklı kimi zaman da çok zorlama olabiliyor. Hukuk; objektif bir temele oturduğu iddiasında ise nabza göre şerbet veren anlayış hatalıdır. Bu sorun tutuklu gazeteciler için de maalesef böyle. Kamuoyunda tanınan isimlerin dosyası hızlı, sahada çalışan bölgesel veya yerel basında faaliyet gösteren ve sadece mesleki faaliyetlerini yürüten gazetecilerin dosyası ise gerilerden geliyor maalesef.”

‘AYM kalıcı içtihat üretmeli’

İfade özgürlüğü konusunda sistematik ihlaller yaşandığı tezine katılan Avukat Tekşen, “Sistematik ihlaller (Cumhurbaşkanına hakaret, Terörle Mücadele, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik, Türklüğü Aşağılama v.b); hem yargı pratiğinden hem mevzuattan ileri geliyor. Düşman ceza hukuku uygulandığı müddetçe de ifade özgürlüğü sorunları daha çok gündemde yer alacak gibi duruyor. AYM’nin ihlaller konusunda hızlı ve kalıcı içtihat üretmesi ve bunu savcılıktan başlayarak tüm yargı mercilerince sahiplenilmesi elzem bir durum” dedi.

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun muhalifleri bastırma ve baskı aracı olarak kullanıldığının çok açık olduğunu belirten Tekşen, “TCK madde 299’un AİHM ve AİHS kriterleri uyarınca; eşitlik ilkesi gereğince anayasaya aykırı olduğu da çok açık ancak maddenin anayasaya aykırı olmadığı (norm denetimi) sonucunda AYM tarafından karara bağlandı. Bireysel başvuru da ise takip edebildiğim kadarıyla 3 veya 4 adet başvurunun tamamı kabul edilemez bulunarak reddedildi” diye konuştu.

Kendisinin bu konuda AYM’ye 2016’da yaptığı iki tane başvurusu olduğunu belirten Tekşen, şöyle dedi:

“Biri; TCK madde 299’un sistematik ihlal-yapısal sorun olduğu ve bu konuda pilot karar verilerek anayasaya aykırılığın tespit edilmesini istediğim başvuru ki hali hazırda komisyonlar önünde incelemede. Diğer başvurum ise ulusal basında yer alan köşe yazısı nedeniyle asliye ceza mahkemesince TCK madde 299’a aykırılıktan verilen mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine dair karar. O  da 2016’da yapılmış ve 2 yıldır bölümler önünde incelemede bekleyen bir başvuru. Neyi beklediğimizi, niye beklediğimizi inanın bilmiyorum. Her hafta Bölümler gündemini AYM’nin sitesinden takip ediyorum, o esas numarasına yakın tüm dosyalar incelendi, geldi geçti bir türlü bu gündeme girmedi. Oysa aynı yazı nedeniyle Necdet Özel’e hakaretten verilen cezada AYM ihlal kararı verdi. (2016/1314 Başvuru No) AYM ihlal kararını verirse Cumhurbaşkanına hakaret suçunda bir ilk olacak ancak “konjonktüre göre karar verme” geçerli olacak mı olmayacak mı net cevap vermekte zorlanıyorum. Her iki başvuruda da AYM’nin bir karara varması önemli; neticede ihlal çıkarsa AYM etkili iç hukuk yolu ve özgürlükçü mahkeme anlayışında önemli bir virajı başarıyla döner, ihlal kararı vermeyecekse de hiç olmazsa hak ihlalinin karara bağlanması için AİHM yolu açılır.”