İnsan Hakları

Başka gökyüzünde gökkuşağı olmak: Türkiye’de LGBTİ+ mülteciler

MELTEM YILDIRIM

Ayrımcılık temelleri, birbirinden keskin çizgilerle ayrılamaz. Aksine, ayrımcılık iç içe geçtikçe ağırlaşan bir pratiğe sahiptir. Bu nedenle, bu temellerin kesiştiği alanlardaki gruplar ayrımcılık ve nefrete çok daha yoğun bir şekilde maruz kalırlar. LGBTİ+ mülteciler bu kesişim alanlarında yer alan en dezavantajlı gruplar arasındadır. Buna rağmen LGBTİ+ mültecilerin yaşadıkları sorunlar ile özel ihtiyaçları ve hassasiyetleri, devlet ve sivil toplum kuruluşları tarafından yeterince duyulup dikkate alınmadığı gibi LGBTİ+ mülteciler, medya tarafından da görünmüyor.

Kaos GL Derneği, 2007 yılından bu yana İnsan Hakları Programı kapsamında mülteci hakları çalışmaları yürütüyor. Program çerçevesinde LGBTİ+ mültecilere hukuki ve sosyal danışmanlık veriliyor, onların da katılımcı olduğu, sorunların tartışıldığı çalıştaylar gerçekleştiriliyor ve yaşadıkları alanlardan elde edilen bilgiler ışığında projeler yürütülüyor. Türkiye’de LGBTİ+ olmak başlı başına birçok zorluğa göğüs germeyi zorunlu kılarken, LGBTİ+ mülteci olmak neye tekabül ediyor, hayatın akışında ve medyada görünürlükleri ne düzeyde sorusunun cevabını Kaos GL Mülteci Hakları Programından Sosyal Hizmet Uzmanı Koray Arkadaş ile konuştuk.

‘Türkiye’nin LGBTİ Mülteciler ile İmtihanı’

Sözlerine, 320 LGBTİ+ mülteci ile yapılan görüşmeler sonucu elde ettikleri bulguları yayınladıkları “Türkiye’nin LGBTİ Mülteciler ile İmtihanı” raporuna değinerek başlayan Sosyal Hizmet Uzmanı Koray Arkadaş, geldikleri ülkelerde yaşadıkları tehdit, şiddet, taciz, tecavüz ve işkenceye ek olarak, Türkiye’de gündelik olarak yaşanan dışlanma, ayrımcılık ve şiddetin LGBTİ+ mültecilerde yarattığı psikolojik tahribatın boyutlarına dikkat çekti. Arkadaş, görüştükleri kişilerin bazılarının İl Göç Müdürlüklerinde görevliler veya diğer mülteciler tarafından sözlü tacize maruz kaldıklarını veya cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle kendileriyle alay edildiğini aktardı.

İranlı LGBTİ+ mültecileri ayrı bir başlık altında inceleyen raporda, İran’ın bir İslam Cumhuriyeti olması dolayısıyla yaşadıkları zorluklar çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriliyor. Sorun, geldikleri ülkeden ayrılmış olmaları ile bitmiyor. İran’dan Türkiye’ye cinsel yönelimi dolayısıyla yaşadığı güvenlik tehditi üzerine geldiğini beyan eden LGBTİ+ bireylerin görsel önyargı sebebiyle kayıt işlemleri sırasında dış görünüşlerinden dolayı inandırıcı bulunmamaları, tercümanların, cinsel yönelimi İran’da cinsel suçları tanımlayan bir ifade ile çevirmesi, Göç İdaresi memurlarının yapmaları gereken evrak kayıt işlemleri ile ilgisi olmayan cinsel kimlik ve yönelimlerine dair sordukları, toplumsal cinsiyet temelli rencide edici sorular, trans geçiş sürecinde işlemlerin yavaş tutulması gibi pek çok can alıcı konunun işlendiği rapor, alanında ilk olma özelliğini taşıyor.

Raporlarında öne çıkan diğer bir durumun, LGBTİ+ mültecilerin cinsiyet kimlikleri anlaşıldığı takdirde ucuz iş gücü olmalarına rağmen onlara iş verilmediğine veya işten çıkartılabildikleri, bu yüzden göze batmadan yaşamaya çalıştıkları gerçeği olduğunu belirten Arkadaş, ağırlıklı olarak restoran/kafe, tekstil, sanayi, inşaat ve mobilya alanlarında çalışan LGBTİ+ mültecilerin, işveren ve çalışma arkadaşlarından gördükleri homofobik, transfobik ve yabancı düşmanı tavrın, kimi zaman tacize varan yönelimlerin ağır çalışma koşulları altında zorlayan bir başka etmen olduğunu belirttiklerini dile getirdi.

Medya, LGBTİ+ mültecileri görmemeyi tercih ediyor

Medyada LGBTİ+ mültecilerin durumuna dair ise, bireyleri özne olarak ele alan bir habercilik olmadığı için yaşadıkları sıkıntıların, söz konusu LGBTİ+ mülteciler olduğunda, medyanın daha acımasız bir hale büründüğünü ifade eden Arkadaş, medya gözlem raporlarında ayrıntılı bir şekilde gözler önüne serdikleri ana akım medyanın LGBTİ+ olmayı insanlık dışı sayan, olay çarpıtan ve hedef gösteren tutumunun yıllardır bir yayın politikası olarak bilinçli bir şekilde devam ettiğinin altını çizerken, mültecilere dair medyanın temel tutumunu ise “yok sayma” olarak tanımladı.

Türkiye’de azımsanamayacak bir LGBTİ+ mülteci kitlesi varken, düzenli olarak tuttukları medya izleme raporlarında bu bireylere dair çok az sayıda haber yapılmasının normal bir durum olmadığını vurgulayarak, “görünmez” olmanın başlı başına büyük bir sıkıntı olduğuna dikkat çekti. Görünmezliğe mahkum ederek yok sayma tutumunu dışında, ülke gündemi içerisinde dönemsel ön plana çıkma durumlarına göre LGBTİ+ mültecilere dair yapılan çok az sayıda haberin de saldırganca ve hedef gösteren bir tutumda olduğunu ifade eden Arkadaş, “Gerek ana akım gerekse sosyal medyada artan homofobi dolayısıyla LGBTİ+ mülteciler daha çok anksiyete yaşayabiliyorlar. Ancak üzülerek belirtmek istiyorum ki, sosyal medya dışında maruz kaldıkları cinsel ve fiziksel saldırı, taciz, nefret söylemi göz önünde bulundurulduğunda, yaşadıkları şartlar altında onlar için ekstra bir yansıması olmuyor” diyerek, bu bireylerin yaşamlarındaki günlük tehditin boyutuna dikkat çekti.

LGBTi+ mültecilerin kendileriyle genellikle iletişim halinde olduklarını, diğer LGBTİ+ bireyler aracılığıyla ulaştıklarını belirten Arkadaş, grup ve kişi yönlendirmesi ile birlikte sosyal medya faktörünün de önemine dikkat çekti: “2017’de UNHCR’la birlikte yürütmeye başladığımız ‘Türkiyedeki LGBTİ+’ların İnsan Haklarını Geliştirmek’ projesine başladığımızda, kişilere ulaşmak için kar topu usulünü uygulamıştık. Farsça konuşan LGBTİ+ mülteciler arasından İranlılar bize daha rahat ulaşabiliyor çünkü daha örgütlü oldukları gibi, aralarındaki iletişim oldukça yoğun. Arapça konuşan LGBTİ+ mülteciler arasındaki örgütlülük ise kıyasla daha az, bu bireylere daha rahat ulaşabilmek amacıyla, Arapça konuşan LGBTİ+ mültecilerle bu yıl 3 aktivizm atölyesi düzenledik. Ulaştıklarımız arasında hiç sosyal medya kullanmayan ve açık kimlikleri ile yaşamayanlar olsa da, sosyal medyanın LGBTİ+ mültecilere ulaşma konusunda işlevsel bir boyutu var. İşlevselliği arttırmak için, düzenli olarak Farsça ve Arapça gönderi paylaşmak gerekiyor ve bu da ayrı bir iş gücü yaratıyor. Tercümanlarımız görüşmelerde, vaka takiplerinde, etkinliklerde çeviri yapıyor ve ayrıca yazılı çevirilerle de ilgileniyorlar. İleride, iş gücüne ve diğer sınırlılıklarımıza bağlı olarak sosyal medyayı daha işlevsel kullanmayı düşünüyoruz.”