İnsan Hakları

Çıplak aramaya maruz kalan gazeteciler: ‘Şiddet uygulayarak, hakaret ederek, kıyafet yırtarak yaptılar’

Çizim: Ceren Karlıdağ
Rabia Çetin 

HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun geçtiğimiz hafta cezaevlerinde ve karakollarda çıplak arama yapıldığını duyurmasının ardından başlayan tartışmalar devam ediyor. Gergerlioğlu’nun sözlerine önce Uşak Valisi Funda Kocabıyık Twitter’dan “Bir kadın Vali olarak söylüyorum bu iftira tamamen hayal mahsulü ve kötü bir yalandır” diye yanıt verdi. 

Ardından AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin Euronews Türkçe’den Dilek Gül’e verdiği röportajda “Gergerlioğlu Meclis’i terörize ediyor, Türkiye’de çıplak arama yok” dedi. Zengin’in açıklamalarının ardından sosyal medyada aralarında gazeteci, avukat, öğrenci, insan hakları savunucularının da olduğu çok sayıda insan çıplak aramaya maruz kaldıklarını anlattı. 

Son olarak dün Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü çıplak arama tartışmalarına ilişkin bir açıklama yaptı: “Genel arama işlemlerine rağmen ilgilinin kuruma yasak madde veya eşya sokacağına dair makul ve yoğun şüphe varsa detaylı arama uygulaması yapılır.”  

Biz de MLSA olarak çıplak aramaya maruz kalan hukukçu ve gazetecilerle bu uygulamaya dair deneyimlerini konuştuk. 

“Böyle bir uygulamayla karşılaşınca aşağılanmış hissediyorsun”

Temmuz 2017’de Büyükada’da gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ceza hukukçusu akademisyen Günal Kurşun Silivri Cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz kalan isimlerden. Uygulamayı “Gayri insani, aşağılayıcı bir durum” olarak tanımlayan Kurşun yaşadıklarını şöyle anlatıyor: 

“Cezaevinin girişinde otomatik bir uygulama var. Ben tutuklandığımda cezaevinin girişinde Malta dedikleri alanda soyundum. İç çamaşırıyla kaldıktan sonra ben ve bir erkek memur odaya girdik. İç çamaşırımı çıkarmamı ve sallamamı istedi. Ben de söylediğini yapmak zorunda kaldım. Soyunduktan sonra beni elle aramadılar ama birçok insanın vücut boşlukları, vücut oyukları elle de aranıyor. Yani vücutlarına dokunuluyor.”

“Böyle bir uygulamanın yapıldığına dair tutanak tutuluyor”

“Ben bir öğretim üyesiyim. Cezaevine girmek yeteri kadar bir travma yaratıyor. Böyle bir uygulamayla da karşılaşınca aşağılanmış hissediyorsun” ifadesini kullanan Kurşun, AKP’li isimlerin “Böyle bir uygulama varsa kanıt göstersinler” sözlerine de şöyle yanıt veriyor: 

“Böyle bir uygulamanın yapıldığına dair tutanak tutuluyor. Kanıt isteyenler ceza hukuku ve ceza infaz hukuk mevzuatına dair hiçbir şey bilmiyorlar demektir. Dilerim kendileri aynı muameleye hiçbir zaman maruz kalmazlar.”

“Kendim soyunmazsam zorla yapacaklarını söylediler”

Aralık 2011’de kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen soruşturma kapsamında yapılan operasyonda Dicle Haber Ajansı, Özgür Gündem, Azadiya Welat, Demokratik Modernite ve Fırat Dağıtım gibi mecraların 46 çalışanı gözaltına alınmış, 32’si tutuklanmıştı. O gün tutuklanan isimlerden biri olan gazete Rawin Sterk çıplak aramaya ilk o dönem maruz kalmış. O dönem bu uygulamaya karşı çıktığı için zorla soyduklarını belirten Sterk “O dönemden tecrübeliydim” diyor. 

26 Şubat 2020’de Edirne’de gözaltına alınıp Ankara’da tutuklandığında da aynı uygulamayla karşılaştığını söyleyen Rawin Sterk yaşananları şöyle anlatıyor: 

“Ankara’da tutuklandığımda götürüldüğüm Sincan Cezaevi’nde böyle bir uygulamaya maruz kaldım. Soyunduktan sonra otur-kalk dediler. Gardiyanlar bu uygulamanın bir mecburiyet olduğunu, kendim yapmadığım takdirde bunu zorla yapacaklarını söylediler.”

Çıplak aramayı yapan görevli: “Bizi buna mecbur bırakan sizlersiniz”

Nusaybin’de sokağa çıkma yasakları olan bir dönemde, 2016 yılında tutuklanan eski DİHA muhabiri Meltem Oktay da gözaltında çıplak aramaya maruz kalmış. 

“14 Nisan 2016 tarihinde gözaltına alındığım zaman götürüldüğüm gözaltı merkezinde bir kadın polis tarafından haberini yaptığım çıplak arama durumuna maruz kaldım” ifadesini kullanan Oktay şöyle konuşuyor: 

“Gözaltına alındığım dönem özellikle çatışmaların en yoğun olduğu dönemdi. Zaten tehdit ve hakaretlerle gözaltına alınmıştık. Ardından götürüldüğümüz ilçe emniyetinde zemin katta bir boş odaya alındım. Bir polis memuru kapıda bekledi, kadın polis ise benimle içeri girdi. O zamana kadar başıma böyle bir şey geleceğini hiç düşünmemiştim. Kadın polis beni normal biçimde aradı önce cebimde ne varsa çıkardım. Üstten arama yaptı. Sonra arama bitti diye odadan çıkarıldım. Erkek olan polis ‘aradın mı’ diye sorunca ‘evet’ dedi. Sonra ‘ince aradın değil mi’ dedi. Kadın ince aramadığını söyleyince beni tekrar aynı odaya koydu. Üzerimdeki her şeyi çıkarmamı söyledi. Böyle bir şeyi yapmayacağımı, gazeteci olduğumu ve eğer beni buna mecbur bırakırsa haber yapacağımı söyledim. Sert bir tavırla karşılaştım ve şiddete maruz kaldım. Üstelik ‘Bizi buna mecbur bırakan sizlersiniz. Biz sanki çok istiyoruz’ gibi bir şey söyleyerek yapıyordu bunu. Ve bu şekilde bu insanlık dışı uygulamaya maruz kaldım.  Sadece ben değil tutuklandığım cezaevinde olan ve benden sonra gelen diğer tüm kadınlar da aynı durumu yaşamıştı.”

Oktay, “Kabul etmesen de şiddet yoluyla kelepçe takılarak bir şekilde buna mecbur bırakıyorlar. Bu insanlık dışı, hukuksuz bir uygulamadır. Yaşayan her kişide de ağır travmalar yaratıyor. O zamandan bugüne ne zaman aklıma gelse öfke duyduğum bir durumdur” sözleriyle neler hissettiğini anlatıyor. 

“Dedektörle hem üstünü hem çıkardığın kıyafetleri arıyorlar”

8 Mart 2020 tarihinde tutuklanan Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ise Silivri Cezaevi’nde bu uygulamaya maruz kalmış. Cezaevine götürülmeden önce avukatların bu konuda bilgilendirme yaptığını söyleyen Çelik o günü şöyle anlatıyor: 

“Cezaevi girişinde çıplak arama yapacaklarını söylediklerinde karşı çıktım. Gazeteci olduğumu, ifade vermeye kendi ayaklarımla gittiğimi, X-Ray cihazından geçirerek gerekli aramanın yapılabileceğini söyledim. Gardiyanlar ilk önce izin vermemem halinde zor kullanarak üzerimdeki kıyafetleri parçalayıp arayacakları konusunda tehditte bulundu. Kabul etmeyeceğimi yinelemem üzerine bu kez de görev icabı bunu yapmak zorunda olduklarını, bunu yapmamaları halinde sorun yaşayacaklarını söylemeye başladılar. Dört gardiyan beni bir soyunma kabinine koyarak kıyafetlerimi çıkarmamı söyledi. Açıkçası insan bu tür durumlarda ikilemde kalıyor. Neredeyse bir gün süren adliye süreci ve onca yorgunluğun üzerine sağlık düşünme dürtüleri de yok oluyor. Kabinde üzerimdekiler çıkarılarak arama yapıldı. O haldeyken detektörle hem üzerin hem de çıkardığın kıyafetler tek tek kontrol ediliyor.”

“Bu uygulamanın mantığı içeri giren her tutukluya otorite ve diş gösterisidir” ifadesini kullanan Çelik, “Seni en savunmasız halde bırakıp gücün kimde olduğunu ispatlama arayışı içindeler. Psikolojik üstünlüğü bu şekilde ele geçirip baskı ve bununla birlikte boyun eğdirmeyi amaçlayan genel bir politikanın ürünü” diyor. 

“Sadece üst araması diyerek memelerimi ellemeye kadar götürdüler”

Defalarca gözaltına alınan ve tutuklanan ETHA muhabiri Pınar Gayıp da çıplak aramaya zorla maruz kalanlardan. İlk çıplak aramaya gözaltında maruz kaldığını belirten Gayıp, “Ne kadar gözaltına alındığımı hatırlamıyorum ama her defasında çıplak arama işkencesini uygulamak istediler, kiminde de darp ederek yaptılar. Ya da tamam sadece üst araması diyerek, sütyenimin altından memelerini ellemeye kadar da götürdükleri oldu işi” diyor. 

“Biri kollarımı ters çevirerek arkadan kenetledi bir diğeri de pantolonumu indirdi”

“Çıplak aramayı net bir şekilde, sistematik cinsel işkence olarak tanımlamak gerekiyor” diyen Gayıp zorla maruz kaldığı çıplak arama uygulamasını şöyle anlatıyor: 

“Çıplak arama işkencesi insan onuruna aykırı ve bunu dile getirdim. Asla soyunmayacağımı, onların da bunu yapamayacağımı söyledim. Zaten ev baskınıyla alınmıştım ve üzerimi giyinirken de yanımda odada bekliyorlardı, bunu da hatırlattım. Direnmenin boşuna olduğunu ve yapacaklarını iddia ettiler. O sırada zaten biri kollarımı ters çevirerek arkadan kenetledi bir diğeri de pantolonumu indirdi, tişörtümü memelerimin üstüne kadar sıyırdı. Ben o sırada iç çamaşırımı indirmesine engel olmak için bacaklarımı kenetlemiştim çünkü iç çamaşırının indirildiğini duymuştum. Çıplak arama sırasında hatırladığım, gözlerimi arama yapan polisin gözüne dikmek olmuştu. Çünkü ona göre utanmalıydım. Öyle olmadı. Arama sırasında da dile getirmiştim, bir kadın olarak erkek akılla hareket ettiğini.”

“10 gardiyanın zoruyla üzerimizdeki kıyafetler çıkarıldı”

Geçtiğimiz yıl Ağrı’da gözaltına alındıktan sonra tutuklanan gazeteci Aziz Oruç ise bu uygulamaya ilk 7 Haziran 2011’de maruz kalmış. Cezaevi girişinde uygulamayı öğrenince kabul etmedikleri için geri nezarete gönderildiklerini belirten Oruç şöyle konuşuyor: “Kendi rızamızla bunu yapmayacağımızı söyledik. En az 10 gardiyanın zoruyla üzerimizdeki elbiseler çıkarıldı. Ellerimizi ve ayaklarımızı tutarak iç çamaşırlarımıza kadar çıkardılar. Şiddetle, darpla, baskıyla bunu yaşadık. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen bunu unutmayacağım. 2012’de İzmir’e sevk edildiğimizde yine çıplak arama dayatıldı. 2019’da tutuklandığımda da benzer uygulama vardı.”

“Kanıt istiyorlarsa tutuklandığımız gün ve saatin kayıtlarına bakabilirler”

Geçtiğimiz yıl tutuklandığında aynı uygulamayla karşılaştığını söyleyen Oruç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Geçen yıl Patnos L Tipi’ne götürüldüğümde aynı prosedür tekrar uygulanmak istendi. Birkaç gardiyanla tartıştık ve bana ‘Bu normal prosedür yapabileceğimiz bir şey yok. Tüm cezaevlerinde böyle uygulamalar var’ dendi. Israrla kabul etmeyeceğimi söyledim.  Çocuk, kadın, erkek herkes bunu yaşıyor. Onur kırıcı bir durum. Üstelik cezaevini tehlikeye sokacak bir durum yok. X-Ray cihazından geçiyorsunuz, üst araması yapılıyor. Yani güvenliği tehdit edecek bir durum söz konusu değil. Kanıt istiyorlarsa tutuklandığımız günü saati söylüyoruz cezaevleri yönetimi kamera kayıtlarını, tutanakları çıkarabilirler.”

“Gardiyanlar beni zorla soymaya çalışırken erkek gardiyanlar yardıma gelebileceklerini söyledi”

Jinnews Muhabiri Filiz Zeyrek de ilk Adana’da gözaltına alınan gazetecilerden. 14 günlük gözaltı sürecinden sonra yurt dışı yasağı verilerek serbest bırakılmış. Gözaltından sonra biri 13, diğeri 7 yaşında iki çocuğu için yurt dışına çıkmaya çalışırken Yunanistan’da gözaltına alınan Zeyrek burada da Yunan polisinin işkencesine maruz kalmış. 

“Yunan polislerinin korkunç işkencelerine saatlerce maruz kaldıktan sonra yaralı bir şekilde 116 mülteciyle Türkiye tarafına cesetler gibi atıldık” diyen Zeyrek, Edirne’de tekrar gözaltına alınmış. 26 Şubat’ta tutuklanan Zeyrek burada çıplak arama uygulamasına maruz kalmış: 

“Tutuklandıktan sonra Edirne Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldüm. Cezaevinde giriş işlemlerin ardından seyyar bir soyunma kabinine alındım, önce 2 kadın gardiyan tarafından soyunmam gerektiği söylendi. Bunu reddedince 2 kadın gardiyan daha desteğe geldi. Direndim ama gardiyanlar ısrarla benim üzerimi çıkarma çalışıyorlar. Yerde kabinin içinde direniyorum. Sesimi duyan erkek gardiyan, kadın gardiyanlara yardıma gelmek istediğini söylemesi üzerine ‘ben siyasi bir tutsağım bunun hesabını ödeyeceksiniz’ dedim. Daha sonra Yunan polisi tarafından vücudumda aldığım yaralarımı da görünce muhtemelen onların üzerine kalırım diye bana ‘Allah belanı versin, terörist’ diyerek öylece çıkardılar beni kabinden.”

“Ceketimi, gömleğimi yırtarak çıkarıyorlar bir yandan da vuruyorlardı”

Son olarak Urfa’da tutuklanan hukuk mezunu Hüseyin Erpolat da hem cezaevi girişinde hem de farklı cezaevlerine sevk sırasında bu uygulamaya maruz kalmış. “Bu uygulamayla ilk kez cezaevinde kaldığım 2017 – 2019 arası süreçte karşılaştım” diyen Erpolat yaşananları şöyle anlatıyor: 

“Kandıra 2 No’lu F Tipi cezaevinde kısa bir tutukluluk, Kürkçüler F Tipi, Tarsus 1 No’lu T Tipi ve Türkoğlu 2 No’lu L Tipi cezaevlerinde hükümlü olarak bulunduğum bir dönemim oldu. Ve bir cezaevinde üzeriniz ve eşyalarınız aranıp, X-Ray cihazından geçip ring aracında kelepçeli bir şekilde farklı bir cezaevine gönderiliyor oluşunuz dahi sizi çıplak aramadan kurtarmıyor. 

Türkoğlu Cezaevine Tarsus’tan 15 arkadaşımla sürgün edildik. Arkadaşlarımın çoğunun hasta raporu vardı. Cezaevine girişle birlikte bekleme odasında 1 saate yakın bekletildik. Sonrasında içeri başgardiyan ve yanında en cüsseli gardiyanlar geldi. ‘Sorun istemiyoruz’ diyerek çıktılar. Sonrasında tekrar kapı açıldı ve ‘En iyi Türkçe bilen gelsin’ denildi. Arkadaşlarımın onayıyla ben çıktım. Kapıdan çıktığımda 10 metreye yakın bir mesafeyi yürümem gerekiyordu. Solda jandarma, sağda gardiyanlardan oluşan bir korku tüneli gibi. Tünelin sonunda da başgardiyan. Ben başgardiyana varana kadar sayısız küfür ve hakarete maruz kaldım. Başgardiyan söze çıplak aramanın şeklini anlatarak başlamıştı. ‘Odada sadece 2 gardiyan olacak, üzerinizdekilerin hepsini çıkarmanız gerekiyor, prosedür böyle’ demişti. Ben de zaten sorunlu olan prosedürün böyle olmadığını, herhangi bir somut makul şüphenin olmadığını, zaten farklı bir cezaevinden geldiğimizi, defalarca X-Ray’den geçtiğimizi ve bu onur kırıcı muameleyi kendi adıma kabul edemeyeceğimi belirttim. Sonrasında ‘Biz ne dersek onu yapacaksınız’ sesleri arasında bekleme odasına geri döndüm.

Bir süre sonra odadan dördümüzü alıp tek tek arama odalarına koydular. İçeri oldukça cüsseli 4 hazır kuvvet ekibi girdi. ‘Çıkar üstündekileri’ dediler. Ben de bunun insanlık onuruna aykırı olduğunu ve kendim soyunmayacağımı söyledim. Zaten bunu der demez karnıma yumruk attı biri. Ceketimi, gömleğimi yırtarak çıkarıyorlar bir yandan da vuruyorlardı. Ben de sloganla bu işkenceye karşı tepkimi belirtiyordum. Üzerimde bir şey kalmayana kadar devam etti bu işkence. Sonunda yerdeydim, biri de diziyle boğazıma bastırıyordu. Koridorda sürgün yoldaşımı çıplak aramadan çıkınca görmek kötülük rüzgarını dağıtmıştı. Bu arkadaşın zihinsel engel durumu vardı ve kendisine özenle yaklaşmaya çalışıyorduk. Elbiseleri yırtılmış, yüzünde kızarıklıklar, kafasında şişkinlik vardı. Gülümseyerek yanıma gelip ‘İyi direnmiş miyim Hüseyin yoldaş’ demişti.”

“Hiçbir kadın, hiçbir insan bu çirkinliğe maruz kalmamalı”

Londra’da yaşayan serbest gazeteci Aylina Kılıç da 2017’de Türkiye’ye geldiğinde gözaltına alındığı İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bulunan merkezde çıplak aramaya maruz kalmış. Kılıç o günü şöyle anlatıyor: 

“Çıplak aramaya 10 Ocak 2017’de 21 yaşımda maruz kaldım. Londra’dan İstanbul Sabiha Gökçen havalimanına geldiğim sırada gözaltına alınmıştım ve o sırada çıplak arama bana dayatıldı. ‘Bu uygulama gerçekten gerekli mi?’ diye sorduğumda zorluk çıkarmanın iyi olmayacağını söylediler o yüzden karşı çıkamadım. Tabii ki de kendimi bir kadın olarak rencide edilmiş, düşürülmüş hissettim. Üzerimde canlı bomba mı taşıyorum sanki bu nasıl iğrenç bir uygulama diye düşündüm kendi kendime. Tabii ki de öfkeliydim genç bir kadın olarak. Hiçbir kadın, hiçbir insan bu çirkinliğe maruz kalmamalı.”