Basın Özgürlüğü

Dijital şiddete maruz kalan gazeteci Neşe İdil: ‘Bu saldırılara alışmamamız gerekiyor’

MELTEM AKYOL

“Yaptığımız haberler ya da görüşlerimiz beğenilmediği zaman hakarete ya da tacize varan mesajlar alıyoruz mutlaka. ‘Kalemin ne kadar’ sorusuyla başlayan saldırı dalgası ‘Vizite ücretin ne kadar’ laflarına kadar vardı.”

“Erkeklerin erkeklere attığı mesajlar bu denli saldırgan olmuyor. Biz daha kolay hedefleriz sosyal medyada ne yazık ki.”

“Evden çıkarken ve hatta eve yemek söylerken bile, ‘Ya acaba karşılaşacağım insan beni tanıyor mudur, bana bu mesajları atanlardan biri midir’ diye düşünüyorum.”

“Online olmayan saldırılarda, cinayetlerde genel bir cezasızlık hakim. Bu, bir grup erkeğe cesaret veriyor ve sosyal medyada çok daha saldırgan davranabiliyorlar.”

Bu sözler, sosyal medyada hedef haline getirilen gazeteci Neşe İdil’e ait. Mülteci karşıtı bir siyasetçiye yanıt verdikten sonra başlayan linç ve tehdit furyası sonrası suç duyurusunda bulunan İdil’in anlattıkları kadın gazetecilerin yaşadıklarının bir özeti aslında. Artan saldırılarla kendini güvende hissetmediğini söyleyen İdil, kadın dayanışmasının kendisine güç verdiğini de not düşüyor.

Kadınlar, erkeklere oranlar 27 kat daha fazla dijital şiddete maruz kalıyor

Kadına yönelik şiddet son yıllarda Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri kuşkusuz. Üstelik bu şiddet yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı değil. Dijital şiddet, siber zorbalık ve siber taciz, son yıllarda hayatımızın giderek artan bir parçası. Dijital şiddetin amacı karşıdaki kişiyi utandırmak, aşağılamak, korkutmak, tehdit etmek ve susturmak olarak tanımlanabilir. Dijital platformlarda başlatılan ve linç boyutuna varan söylemler, dijital şiddetin bir parçası. Araştırmalar, kadınların erkeklere oranla kat be kat daha fazla bu şiddete maruz kaldığını gösteriyor.

Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği (TBİD) ve KONDA Araştırma Şirketinin birlikte gerçekleştirdiği Türkiye’de Dijital Şiddet Araştırması’nın sonuçları da bu gerçeği gözler önüne seriyor. Mayıs ayında 3 bin 346 kişi ile yapılan ankete göre Türkiye’de her beş kişiden biri dijital şiddete uğruyor. Dijital şiddet ise  en çok Instagram (%53), Facebook (% 35) ve Twitter (% 19) gibi sosyal medya platformlarında gerçekleştiriliyor.

Araştırmaya katılanlar, dijital platformlarda sıklıkla tanımadıkları kimseler ve “troller” tarafından şiddete maruz bırakıldıklarını ifade ediyor. Dijital şiddetin türleri incelendiğinde ise çoğunluğun hakaret, küfür ve tehdide, taciz mesajlarına ve ısrarlı takibe maruz kaldığı görülüyor.

Birleşmiş Milletlerin “Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Siber Şiddet-Dünya Geneli Acil Eylem Çağrısı” raporuna göre kadınların çevrim içi şiddete maruz kalma olasılığı erkeklere göre 27 kat daha fazla. Yine aynı araştırma, kadınların yüzde 50’sinin çevrim içi taciz nedeniyle fiziksel güvenlik endişesi yaşadığını gözler önüne seriyor.

Maalesef kadın gazeteciler de dijital şiddetten payına düşeni alıyor. Sosyal medya platformları birçok gazeteci için hem haber kaynağı, hem iletişim ağı, hem de haberlerini paylaşabildikleri bir alan… Tam da bu nedenle günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında… Bu mecralarda yaptıkları haberleri ve yazılarını paylaşan, tweet atan kadın gazeteciler sürekli hedefte. Onlardan biri gazeteci Neşe İdil.  Afganistanlı mültecilerin Türkiye’ye göçlerinin daha görünür hale gelmesi sonrası daha da artan mülteci karşıtlığına tepki gösteren İdil, sosyal medyada bazı kesimlerin hedefi oldu. Bir siyasetçinin mülteci karşıtı paylaşımlarına yanıt verdikten sonra ise dijital şiddet katlanarak arttı, linç edildi, taciz, tecavüz ve ölüm tehditleri dahi almaya başladı.

Mülteci karşıtı bir siyasetçiye yanıt verdi ve …

Nasıl başladı bu şiddet döngüsü?

Aslında birkaç ay öncesine dönmek gerekiyor. Mülteci karşıtı olduğu bilinen bir siyasetçinin tweetine yanıt yazdım ve olanlar oldu. Bu kişi, mültecilerin Caddebostan’da denize girmesinden rahatsızdı ve ben de bundan rahatsız olmadığımı ama kendisi gibi ırkçılardan rahatsız olduğumu söyledim. Sonra bir anda iş büyüdü ve binlerce mesaj aldım. Mesajların genel argümanı ‘Çok seviyorsan al evine besle şeklindeydi. Daha sonra ‘temenniler’ ve tehditler başladı. ‘Temenniler’, Afganlar ve Suriyelilerin bana saldırmaları ya da tecavüz etmeleri yönündeydi. Bu şekilde benim mültecilere karşı tutumumun değişeceğini ve bu kişilerin ‘gerçek yüzünü’ göreceğimi düşünüyorlardı belli ki.

‘Foncu’ ile başlayıp bedene uzanan şiddet silsilesi

Peki daha geriye sararsak…

Sosyal medyada görünür olan bütün kadın meslektaşlarım gibi ben de zaman zaman rahatsız edici mesajlarla karşı karşıya kalıyorum. Yaptığımız haberler ya da görüşlerimiz beğenilmediği zaman hakarete ya da tacize varan mesajlar alıyoruz mutlaka.

Gözlemlediğim, kadın olunca bu tarz mesajlar çok daha rahat atılıyor. Erkeklerin erkeklere attığı mesajlar bu denli saldırgan olmuyor. Biz daha kolay hedefleriz sosyal medyada ne yazık ki.

Çoğu sosyal medya lincinde olduğu gibi eski tweetlerim ve haberlerim ortaya çıkarıldı. Bundan rahatsız değilim ama ekran görüntüleriyle algı oluşturmak da çok kolay. Dalga dalga yayıldı ve en son ‘Seni burada yaşatmayacağız’ seviyesine kadar geldi.

Son olayda ise 16 yaşındaki Ayşegül’ün bir Afgan’ın saldırısından sonra hayatını kaybetmesine yaptığım yorum, linci tetikledi. Saldırının faili Afgan olduğu için mülteci karşıtlarına ‘Ülkemde mülteci istemiyorum’ deme fırsatı doğdu ve ben buna karşıyım. Attığım tweette de bunu söyledim. Ülkede bir kadın kırımı var ve hangi ırktan olduğundan bağımsız olarak erkekler kadınları öldürüyor. Bu, beklemediğim seviyede bir linç getirdi.

İki olayda da takipçisi çok olan ve mülteci karşıtı olduğu bilinen hesapların hedef göstermesinin payı çok büyük. Yine eski haberlerimden birinin ekran görüntüsü alındı ve Türk düşmanı ilan edildim. Bu kez karşılaştığım nefret çok daha yoğundu, epey de şaşkınım açıkçası.

Bu olayda daha belirgin olan fon tartışmasının ön plana çıkmasıydı. Birçok gazeteyi ve gazeteciyi ‘foncu’ olarak kodlayan bir kesim var ve ben de fon alan gazeteciler arasındayım bu kişilere göre. Mültecileri savunmak ve Türkleri aşağılamak için para aldığımı iddia ettiler ki böyle bir suçlama oldukça absürt.

Beni çok şaşırtan fon meselesinden konunun benim bedenime gelmesi oldu. ‘Kalemin ne kadar’ sorusuyla başlayan saldırı dalgası ‘Vizite ücretin ne kadar’, ‘Bir saate 100 dolar kabul eder misin’ laflarına kadar vardı.

Eleştiriye açığım, bu aldığım binlerce mesaj eleştiri mesajı olsaydı hiçbir şekilde şikayet etmezdim, bunu da ekleyeyim.

‘Güvende hissetmiyorum’

Hedef gösterenler, taciz, tecavüz ve ölüm tehditleri… Korktun mu?

İnsan şaşırıyor gerçekten, bir süre ne olduğunu anlamıyorsunuz ve geçer sanıyorsunuz. Sonrasında bakıyorsunuz ki iş ciddi ve bu insanların dur durağı yok, gerçek bir cinnet hali bu. O noktada tedirginlik başlıyor. Evden çıkarken ve hatta eve yemek söylerken bile, ‘Ya acaba karşılaşacağım insan beni tanıyor mudur, bana bu mesajları atanlardan biri midir?’ diye düşünüyorsunuz. Bunu, en güvenli alanınız, kendi evinizin içinde yaşıyorsunuz.

İçinde bulunduğumuz koşullarda bu saldırıların sosyal medyada kalacağından emin olamıyorsunuz. Sosyal medyada kalıyor olsa bile sinir bozucu kesinlikle, sonuçta kimse kendisine edilen yüzlerce küfrü okumak istemez. Ancak anonim bir figür olmadığım için de çekindim, kim olduğum, nerede çalıştığım ve yüzüm ortada. Ben bir gece yolda yürürken bana bu tehdit mesajları atanlardan biriyle karşılaşıp karşılaşmayacağımı bilemiyorum.

Bir yandan da bu insanların istediğinin kendinizi kötü hissetmeniz olduğunu biliyorsunuz ve ona göre de bir pozisyon almaya çalışıyorsunuz fakat bu tedirgin olmayı kesinlikle engellemiyor.

Burada kadın dayanışmasının gücünü not düşmek gerekiyor. Her iki olayda da bana ilk ve en güçlü destekleri veren kadınlardı. Çok üzücü ama birbirimizi bu saldırganlık karşısında anlıyoruz.

Yasal süreç başladı mı, ne durumda?

Suç duyurusunda bulunduk ama henüz bir gelişme yok.

‘Bu saldırılara alışmamamız gerekiyor’

Cinsiyetçi söylemler ve çevrim içi taciz yaygınlaşıyor, bu verili bir gerçek… Sen en çok hangi haberler ya da paylaşımlar sonrası yaşıyorsun bunu?

Son dönemde gördüğüm mülteci meselesinde büyük bir saldırganlık var. Mülteci haklarını savunduğunuzda hedefsiniz. Onun dışındakiler politik, her kesimin kendi saldırganı var ne yazık ki.

Nedenlerine dair düşündüğünde nasıl bir yorum yapıyorsun? 

Kadınlara yönelik işlenen suçlardaki cezasızlık bunun birinci nedeni. Online olmayan saldırılarda, cinayetlerde genel bir cezasızlık hakim. Bu, bir grup erkeğe cesaret veriyor ve sosyal medyada çok daha saldırgan davranabiliyorlar çünkü ceza almayacaklarından eminler.

Peki sence bütün bu şiddet süreci kadınların yazdıklarını söylediklerini söylemesine engel oluyor mu? Dahası çıkış nerede?

Asla engel olmuyor ve susmayı da düşünmüyorum. Meslektaşlarımda gördüğüm de aynı şekilde bir tavır. Psikolojik olarak belki bir nebze yıpranıyoruz ama bu mesleği nasıl bir ülkede yaptığımızı da biliyoruz, farkındayız.

Şunu eklemeliyim, bu saldırılara alışmamamız gerektiğini düşünüyorum. Sosyal medyada bile olsa kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yok, bunu normalleştirmemek gerekir.