Haberler

Diyarbakır Barosuna kendi ailesi sahip çıkacak 

-

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Özgür Yılmaz Biçen

‘Diyarbakır Barosunun eski yöneticilerine açılan bu soruşturma amacına ulaşamayacaktır’

1989 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurulmasıyla başlayan ve yasal zemin içerisinde hareket eden Kürt siyasi partiler geçtiğimiz otuz yılda ya kapatıldı ya da kendini feshetmek zorunda bırakıldı.   

Benzer siyasî görüşleri paylaşan kişilerin Kürt siyaset geleneğinden gelen kişilerin ülkenin yönetiminde aktif rol almasının her zaman engelleneceğini anlaması sonrasında siyasi parti yerine sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ve meslek kuruluşları temelinde örgütlenme eğilimi başladı. 

Bölgemizdeki meslek örgütleri arasında özellikle Diyarbakır Barosu toplumun birçok kesiminden, vatandaşlardan, siyasilerinden kabul görmüş ve toplumun farklı görüşlerine sahip kesimlerinden saygı ve takdir almıştır. Diyarbakır Barosu kurulduğu 1927 yılından bugüne kadar Türkiye genelinde insan hakları alanında adından en çok bahsettiren kuruluşların başında gelmektedir. Özellikle ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı 1980 Askeri Darbesi ve sonrası süreçte ülkede yaşanan hukuksuzluklar, gözaltılar, işkenceler gibi olaylarda insan hakları ve toplum savunuculuğu görevlerinde bulunmuş, hukuksuz her olayın hep karşısında durmuştur. 1980 sonrasında Diyarbakır Cezaevindeki işkenceleri, ülkedeki hukuksuzlukları gözler önüne sermiş ve her türlü zorluğa rağmen mensuplarıyla Sıkıyönetim Mahkemelerinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde (DGM) önemli savunma görevlerinde bulunmuştur.

Kürt sorununun boyut değiştirdiği 1992 yılı ve sonrasında ise bölgede, uzun süreli gözaltılar, köy boşaltmalar, faili meçhul cinayetler gibi yoğun insan hakları ihlalleri gerçekleşmiştir. Bu dönemde de Diyarbakır Barosu avukatları sürekli Kürt vatandaşların yanında olmuş, gözaltına alınma, tutuklanma hatta ölme pahasına müvekkillerini/vatandaşları savunmaya devam etmiştir. Sonraki süreçlerde ise gözaltı ve tutukluluk süreleri gibi süreler kısalmış, 5233 sayılı Tazminat Yasası çıkarılmış ve insan hakları ihlallerinde azalmalar meydana gelmiştir. Diyarbakır Barosunun Avukatlarının bu sürece olan katkısını anlamak için ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi bile yeterli olacaktır.

Diyarbakır Barosunun insan hakları alanında yaptığı çalışmalar kapsamında yaptığı raporlamalar, arabuluculuk faaliyetleri, sağduyu çağrıları hem Diyarbakır Barosunun bölgedeki, ülkedeki hatta dünyadaki saygınlığını artırmış hem de halk ve mensupları nezdindeki Diyarbakır Barosunu sahiplenme duygusunu artmıştır. Baromuz gücünü tarafsızlığından, halktan, hukuktan, haktan ve doğrudan yana sergilediği tavır ve duruşundan almaktadır.

Diyarbakır Barosu’nun doğru yolda yürüdüğü şuradan anlaşılabilir: Baro, yukarıda sıralanan yükümlülüklerini yerine getirirken devleti temsil eden kesimlerden diğer gruplara uzanan farklı hatta birbirine karşı olan taraflardan tehdide, baskıya, şiddete ve saldırılara maruz kalmış, hatta en son 1990’lardan beri yaşamını faili meçhullere, gözaltında kayıp ve işkencelere, köy yakmalara, zorunlu göçlere ve ağır yaşam hakkı ihlallerine karşı mücadeleyle geçiren değerli baro başkanını Av. Tahir Elçi’yi kaybetmiştir.

Son dönemlerde de maalesef geçmişte yaşananlardan hiç ders çıkarılmamış ve daha önce sıkça kullanılan yöntemlerden olan ceza soruşturmaları ve ceza davaları ile Diyarbakır Barosunun önceki dönem yasal temsilcileri ve yöneticileri şüpheli/sanık olarak gösterilmeye çalışılarak, yani aslında Diyarbakır Barosunun Kurumsal kimliği ve yapısı da hedef alınarak baromuz üyesi avukatlar bu tür soruşturma ve davalarla susturulmaya ve engellenmeye çalışılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu soruşturmaların şüphelileri baro yöneticileri değil avukatların bütünüdür. Daha önce de Diyarbakır Barosu yöneticileri ve üyeleri Kürtçe ajanda bastırmaları, CMK yol ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle CMK sisteminin kapatılması gibi sebeplerden dolayı da yargılanmıştır.

Hukuk devletinde avukatlar hukukun üstünlüğünü korumak, insan haklarını savunmak ve korumak yükümlülüğüne sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin “Elçi ve Diğerleri – Türkiye” kararında, adaletin idaresi ve hukuk kurallarının öneminin hukuk üzerindeki merkezi rolüne vurgu yaparak belirttiği gibi “Avukatların haksız engellemelerle karşılaşmaksızın mesleklerini yerine getirirken özgür olmaları, demokratik bir toplumun temel bir bileşeni ve özellikle adil yargılanma güvenceleri ile kişisel güvenlik hakkı, Sözleşme hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasının gerekli bir önkoşuludur. Bu yüzden, Avukatlık mesleği mensuplarının eziyet ya da tacize uğraması Sözleşme sistemini tam kalbinden vurur.”

Diyarbakır Barosunun önceki dönem yasal temsilcileri ve yöneticileri hakkında geçmişteki görev süreleri boyunca baromuz sayfasından yapılan basın açıklamaları ve internet paylaşımları nedeniyle önceki yöneticilerimize Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma izni verilmiştir. 

Diyarbakır Barosunun eski yöneticilerine açılan bu soruşturma amacına ulaşmayacaktır. Diyarbakır Barosunun ve mensuplarının savunma hakkından ve insan hakları mücadelesinden vazgeçmeyecekleri bilinmelidir. Bu durum tam aksine baromuz üyeleri arasında kenetlenmeye, birbirine daha çok sahip çıkılmasına ve en çok da Diyarbakır Barosunun tarihsel ve kurumsal kimliğine sahip çıkılmasına vesile olacaktır. Diyarbakır Barosuna mensup bütün avukatlar, insan haklarına sahip çıkan tüm duyarlı kesimler ve Diyarbakırlılar hiç kuşkusuz bir aile sayılan Diyarbakır Barosuna sahip çıkacak ve bu durumu da böylece aşacaktır.