Mülteci Gazeteciler

Erdoğan Zamur’un hikayesi: Matbaacılıktan sürgüne

Onların “büyük suçları” haber yapmak ya da basın çalışanı olmaları. “Cezaevi mi, sürgün mü?” ikilemini yaşayıp giden gazetecilerin tek istedikleri mesleklerine ülkelerinde devam edebilmek. Mülteci Gazeteciler yazı dizisinin beşinci konuğu Erdoğan Zamur.
Çağdaş Kaplan 

Düşünün, 12 yıl boyunca baskı ustası olarak çalıştığınız matbaaya bir sabah polis baskını düzenleniyor, kayyum atanıyor ve o matbaada çalıştığınız için iş arkadaşlarınızla birlikte tutuklanıyorsunuz. Tutuklu yargılandığınız davada ise çalıştığınız matbaa “örgüt” siz de “üyesi” ilan ediliyorsunuz ve sekiz yıl hapis cezası alıyorsunuz. Mülteci Gazeteciler dosyasının beşinci konuğu yukarıda anlatılanları yaşadıktan sonra ülkesini terk etmek zorunda kalan Gün Matbaacılık çalışanı Erdoğan Zamur.

Zamur (47), 1993 yılından bu yana medya çalışanı. Gazete dağıtımcılığından, muhabirliğe, matbaa ustalığına birçok alanda çalıştı. Mesleğe Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin öldürülmesinin ardından başlamaya karar verdi. 1994 yılında Özgür Ülke  gazetesinin Diyarbakır bürosunda muhabir olarak çalışmaya başlayan Zamur, bir yılı aşkın sürdürdüğü muhabirlik döneminde iki kez gözaltına alındı, işkence gördü. Ardından İstanbul’a göç eden Zamur, gazeteciliğe bir süre ara verdi. Ardından 1997 yılında yeniden Özgür Gündem gazetesi için hem muhabirlik hem gazete dağıtımcılığı yaptı. Daha sonra GÖÇ-DER ve benzeri sivil toplum kuruluşlarında çalışan Zamur, 2006 yılında ise Gün Matbaası’nda baskı ustası olarak çalışmaya başladı. Bu sırada muhabirlikten de ayrı kalmadı. Özgür Gündem ve Özgür Politika gazeteleri için kitap tanıtımları ve haberler hazırladı. 2010 ve 2018 yılları arasında Cumartesi Anneleri eylemini kesintisiz olarak takip etti ve fotoğrafladı.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin baskısını yaptığı gerekçesiyle Zamur’un 12 yıl boyunca çalıştığı Gün Matbaa’ya, 29 Mart 2018’de polis baskını düzenlendi ve matbaaya kayyum atandı. Zamur’un da aralarında bulunduğu 21 matbaa çalışanı tutuklandı. Operasyon bir matbaanın tüm çalışanlarının tutuklanması ile tarihe bir ilk olarak geçti. Matbaa çalışanları hakkında hazırlanan 85 sayfalık iddianamenin yaklaşık 60 sayfasında Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 20 Ocak 2018’den sonra çıkan nüshaları yer aldı. İddianamede, matbaa tarafından basımı yapılan “Zimanê Kurdi” isimli dil bilgisi kitabı için de “sözde Kürtçe dil bilgisi” olarak geçti. Zamur hakkında bir yıl tutukluluğun ardından 11 Mart 2019’da görülen duruşmada hem tahliye hem de 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zamur’un sürgünü

Zamur, verilen bu karardan altı ay sonra karşı karşıya olduğu hapis tehdidi nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalarak Yunanistan’a geçti. Zamur, hakkında yurt dışına çıkış yasağı olduğu için Yunanistan’a geçişini yasadışı yollardan gerçekleştirdi. O da tıpkı sürgüne çıkan diğer meslektaşları gibi zor bir yolculuk yaşadı.

Örgütün ‘üyesi’ var ‘yöneticisi’ yok!

Zamur üç aydır Atina’da yaşıyor. Zamur’la konuşmaya hapis cezası aldığı davaya değinerek başlıyoruz. Yargılandıkları iddianamenin hukuktan nasıl nasibini almadığını mahkemedeki savunmasında da kullandığı şu ifadelerle tiye alıyor: “Gerçekten eşi benzeri olmayan bir dava. Matbaanın işçisi, çaycısı, bekçisi, ustası ‘örgüt üyesi’ olarak yargılandık. Patron da ‘örgüt üyesi’ olarak yargılandı. Ama örgütün yöneticisi yoktu.  Peki biz ‘örgüt üyesi’ysek kimden talimat aldık? Bu örgütün sorumlusu kimdi?”

‘Tutuklanacağımı biliyordum’

Ülkesini terk etme kararını neden ve nasıl verdiğini anlatan Zamur, bu kararın oldukça zor olduğunu ve çıkılan bu yolculuğun ‘geçmişine bir çizgi çekmeyi de göze alarak’ yapılan bir yolculuk olduğunu söylüyor. Zamur bu süreci şöyle anlatıyor: “Mahkeme aynı duruşmada hem tahliye hem hapis cezası kararı verdi. Yani bize ‘Ya susun bir daha Kürt basınında çalışmayın, gidin evinizde oturun ya da hapse girersiniz’ dediler. Ben de evde oturmayı kabul etmeyeceğimi biliyordum. Bu durumda da tutuklanacaktım. Ama tutuklanmak yerine bir şekilde yurt dışında da yaptığım işe devam edebilirim diye düşündüm ve bu kararı verdim. Tabi bunun da bedeli var. Ülkenden, dostlarından, ailenden ayrı kalmak. Her an vicdanının aklının orada olması.”

Zaman zaman kendisine ‘Acaba işin kolayına mı kaçtım?’ sorusunu da yönelttiğini belirten Zamur, vicdani olarak bu durumun kendisine ağır geldiğini söylüyor: “Eğer bir suçum olsaydı yeniden tutuklanmayı bedel olarak öderdim. Ama ben bir matbaa çalışanıyım ve çalıştığım matbaa da bugüne kadar izin belgesi olmayan tek bir yayının baskısını yapmamış bir matbaa. Neden suçsuz olmama rağmen yeniden tutuklanacaktı? Zaten bir yıl sadece matbaada çalıştığım için tutuklu kaldım. Biraz da tepkiydi aslında çıkışım. Ama buraya geldikten sonra haberlerde, tanıdığım gazeteci arkadaşlarımın tutuklandığı haberlerini okuyunca da ‘Keşke kalsaydım belki birisinin yerini ben doldururdum onu sesi olurdum’ diyorum kendime. Vicdanen ağır bir durum.”

Zamur, ülkeden kopamadığını belirterek devam ediyor ve sürgün sürecinin geçici olduğu bilinciyle hareket ettiğini söylüyor. Zamur, “Vicdani olarak kopmamız zaten mümkün değil. Rüzgar değiştiğinde mutlaka döneceğim” diyor.

‘Çalışmaya devam’

Sürgünde de mesleğine devam etmenin koşullarını arayan Zamur, bunun koşullarını oluşturmak için önümüzdeki süreçte başka bir Avrupa ülkesine geçebileceğini söylüyor. Zamur şunları belirtiyor: “Aslında her yerde yapılabilecek şeyler var. Avrupa’da da özgür basın kuruluşları var. Yasal prosedürlerimi tamamladıktan sonra çalışmaya devam edeceğim. Buraya geldim ama yaşamıma geçmişimden bağımsız olarak devam edemem. Türkiye’den de zaten bunu yapamayıp tekrar tutuklanacağımı bildiğim için ayrılmak zorunda kaldım.”

Zamur’la ülkede en çok neyi özlediğini de konuşuyoruz. 2018 yılındaki araya giren bir yıl tutukluluğu saymazsak Zamur , en çok her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda sarıldığı annelerini özlediğini söylüyor.