İnsan Hakları

Esat-Eryaman davasının aleni gerçeği: Nefret suçu zamana bırakılabilir mi?

SİBEL YÜKLER

Tam 2006’dan beri adalet arayışının sürdüğü Esat-Eryaman davası, sanıklarla yüzleşmenin sağlanamaması kadar, duruşmayı takip eden 50’den fazla LGBTİ+’ya verilen mesajla da terazinin kimden yana olduğunu bir kez daha gösterdi. Sahi, seneler sonra yalnızca bir tanığın dinlendiği, sanıklardan azade, sadece izleyicilerin olduğu bir salona neden yedi çevik kuvvet, üç resmi giyimli üçü sivil polis ve beş özel güvenlik görevlisi yerleştirilirdi ki? Bu polisler izleyicileri, olmayan sanıklardan mı koruyacaktı da böylesi bir güvenlik önlemi alınmıştı?

2006’da Ankara’da trans kadınlara saldıran, bu saldırıları organize eden dört kişinin yargılandığı ve yıllar içinde Yargıtay’ın cezaları bozması üzerine yeniden görülen Esat-Eryaman davasının altıncı duruşması 31 Mayıs’ta Ankara Adliyesi’nde görüldü. 17 Ekim 2023 tarihi ise dava için kritik öneme sahip: Şayet davada sürekli öne sürülen “eksikliklerin giderilmesi…” gerekçesi biraz daha devam ederse, bu tarihte davadaki tüm dosyalar zaman aşımına uğrayacak.

Esat-Eryaman davasının hikayesi ise Nisan 2006’ya uzanıyor. Eryaman semtinde yaşayan 30 seks işçisi trans kadın, daha sonra adı “çete” olarak da resmileşen grupların yoğun saldırısı ve manipülasyonları sonucu başka semtlere, kentlere taşınmaya zorlandı. Politik adıyla aslında yerlerinden edildi. Buradaki bahane saldırganlar tarafından “soylulaştırma” ve “kentsel dönüşüm” diye adlandırıldı, oysa yapılanlar nefret saldırısı için düzenlenen bir organizasyondu. Trans kadınlar günlerce taşlar, sopalar, kurşunlar ve ev baskınlarının hedefi oldu. İşte, Türkiye’nin ilk trans hakları derneği Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği de bu saldırılardan sonra 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kuruldu.

Dilek İnce öldürüldü, katili hala bulunamadı

Ankara’dan ayrılmayan transların bir kısmı, bugün hala yoğun olarak yaşadıkları semtlerden biri olan Esat’a taşınmışken, çok geçmeden Ocak 2007’de bu kez Etlik, Kurtuluş ve Esat bölgesinde yaşayan translara yine satırlı saldırılar başladı, haraca zorlandılar ve ölüm tehditleri aldılar. Bunun üzerine Pembe Hayat’la birlikte beraberindeki eylemciler, adalet için Ankara’da her Perşembe mumlu oturma eylemleri başlattı. Suç duyurularının ardından saldırganlardan 3 kişi tutuklandı ancak Pembe Hayat’ın davaya müdahillik talebi reddedildi. Dava için en önemli noktalardan biri de şuydu: İİk kez saldırganların bir “çete” olduğu mahkemece vurgulandı.

Ancak bir sene sonra Kasım 2008’de, trans kadınlardan Dilek İnce, Etlik’te arabasının içindeyken pompalı tüfekle başından vuruldu. İnce, dava sürecinde tanıklık etmiş, saldırganların teşhisinde büyük rol oynamıştı. Kaldırıldığı Dışkapı Araştırma Hastanesinde hayatını kaybeden Dilek İnce’nin kafasında sekiz adet saçma tespit edildi, katili hâlâ bulunamadı.

‘Önyargıların tetiklediği düşüncelerle işlenen suç’

2008’de sonuçlanan davada ise sanıklardan Şammas Taşdemir, trans kadınların gittikleri kuaföre baskında silahla yaralamadan 45 ay, diğer sanıklar Harun Çardak ve Ahmet Günay’ın 40’ar ay ve Ahmet Günay’a ise 34 ay hapis cezası verildi. Saldırganların “çete” olduğuna hükmedilse de cezalar alt sınırdan verilmişti. Bir önemli nokta daha vardı: Mahkeme heyeti kararında, “önyargıların tetiklediği düşüncelerle” suç işlendiğini vurgulamıştı.Ceza kanununda “nefret suçu” tanımı geçmediği için bu ifade önem taşıyordu. Nihayetinde “yağma” suçundan ceza verilmeyen karar, bu sebeple temyiz edildi ve dosya Yargıtay’a gönderildi.

2011 yılında Yargıtay savcısından gelen tebliğnamede, saldırganların “çete” ve “yaralama” suçunun yanı sıra “yağma” suçuna da karıştığı ve haraç istendiğinden dolayı “ekonomik çıkar peşinde oldukları” gerekçesiyle verilen cezaların yetersiz olduğuna kanaat getirildi. Verilen karar böylece bozdu. 2013 yılında görülen davada ise tekrar istenen belgeler, değişen mahkemeler, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki değişikler derken dosya, 2018 yılında yeniden Yargıtay’a gitti. 17 Şubat 2021 yılında yeniden başlayan yargılama, “eksik bilgilerin” tamamlanması gerekçesiyle 31 Mayıs 2022 tarihine kadar ertelenerek devam etti.

İki gün önce görülen duruşma ise trans kadınların avukatlarının talebi üzerine büyük salonda yapıldı. Ankara 30. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmayı, Pembe Hayat’ın çağrısıyla 50’den fazla LGBTİ+ hak savunucusu izledi. Salonda, tam 9 müşteki avukat cübbeleriyle hazır bulundu. Duruşmada uzun süreden sonra dinlenen tanık olan Ali Bülbül, davadaki sanıkları da mağdurları da tanımadığını söylüyordu. Oysa 2007 yılında kuaförde gasp edilen bir trans kadının telefonuna Ali Bülbül’e ait telefon kartının takıldığı ortaya çıkmıştı. Bülbül, avukatların sorusu üzerine kısacık bir dönemde ikinci el telefon aldığını iddia ediyordu.

Emniyetin bulamadığı şahısları avukatlar buldu

Avukat Senem Doğanoğlu, aranan isimleri tek tek sayarak bu şahısları tanıyıp tanımadığını da sordu. Bülbül her biri için aynı cevabı verdi: “Tanımıyorum.” Ne mahkeme ne emniyet aranan isimlerin bulunmasında rol oynuyordu. Çankaya Emniyetinin bulamadığı şahsı transların avukatları bulmuştu: “Çankaya Emniyeti neden bulamıyor, bilemiyoruz.” Avukat Doğanoğlu’na göre, tanık Bülbül’ün sanık Şammas Taşdemir’le bağlantısı vardı ve kendisine ait telefon üstünden Taşdemir’le ilişkili kişileri aramıştı. Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre, Doğanoğlu heyete şu soruyu yöneltiyordu: “Bir buçuk gün boyunca gasp edilen bir telefon kullanılıyor, sonra satışı yapılıyor. Cumhuriyet Başsavcılığının suç duyurusunda bulunması gerekmektedir. Ali Bülbül’ün kimliğini kullanan kişinin tespiti gerekmektedir. Daha önceki mahkeme kararında suça karışan daha fazla kişinin olduğu, yağma eylemi, çete oluşturma suçlarından daha fazla kişinin yargılanması gerektiği vurgulanmıştı. Bunca yıl sonra ilk kez birine ulaşabildik. Yağmalanan cep telefonu kendisinin kullanımındadır.”

O gün duruşmaya, tanığın ardından tek bir sanık geldi: Şammas Taşdemir. Doğanoğlu’nun talebi üzerine tekrar salona gelen tanık Bülbül ise hakimin “Bu şahısla karşılaştın mı?” sorusuna, “Kapı girişinden başka bir yerde karşılaşmadım” yanıtı verdi. Sanık da aynı şekilde tanığı tanımadığını iddia etmişti. Nihayetinde dava, 18 Ekim 2022 tarihinde ertelendiğinde salonda bir “aleniliğin sessizliği” oldu. Bu, aleni olanın gerçekleştiğine tanıklık eden bir sessizlikti. Ertelendiği tarihten tam bir sene sonrası ise zaman aşımı tehlikesini işaret ediyor.

Kime karşı güvenlik önlemi alındığı bilinmeyen duruşma aylar sonraya ertelenirken, Pembe Hayat’ın sloganı izleyicilerin dilinde dolaşıyordu: “Zamana bırakmıyoruz, bırakmayacağız!”