Etkinliklerİnsan Hakları

Freedom House ve MLSA Türkiye’de “hukuk devletinin çöküşü” hakkında yuvarlak masa toplantısı düzenledi

Freedom House Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, 17 Kasım Salı günü “Savunucuları savunmak: Türkiye’de hukuk devletinin çöküşü ve sivil toplum ile uluslararası toplumun rolü” başlıklı bir yuvarlak masa tartışması düzenledi.

Türkiye’den ve uluslararası örgütlerden dört konuşmacının katıldığı toplantı, Chatham House kuralı uyarınca yürütüldü. Bu kurala göre konuşmacıların kimlikleri açıklanmaksızın görüşlerinin kamuyla paylaşılması mümkün.

Konuşmacılardan biri, Türkiye’deki durumu tasvir etmesi açısından ülkede cezaevinde bulunan gazeteci, siyasetçi, avukat ve hâkimlerin sayısını paylaştı. Buna ek olarak, çoklu baro sistemini getiren düzenlemeye ve bu sistemin hayata geçirilmesinin arkasında yatan siyasi sebepler ortaya kondu.

“Hukukun üstünlüğü ilkesinin hesaplı ve kasti bir saldırıyla karşı karşıya olduğu ülkeler” arasındaki benzerliklere değinilerek, bu durumun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığı, farklı devletlerin içerisinden birtakım uygulamaları seçip çıkardığı bir tür “alet-edevat çantasının” olduğu vurgulandı.

AİHM’e yapılacak devletlerarası başvurular teşvik edilmeli

Konuşmacılar, uluslararası toplumun Türkiye’deki demokrasi güçlerine Birleşmiş Milletler mekanizmalarının kullanımında daha fazla destek olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasında daha aktif rol alarak Türkiye üzerinde baskı oluşturması tavsiyesinde bulundu. Konuşmacılardan biri, Mahkeme’ye yapılabilecek devletlerarası başvuruların önemini ve etkililiğini hatırlatarak Türkiye’de, bireysel sorunlardan ziyade sistemik sorunların yaşandığı bir ülkede, bu yöntemin uygun olabileceğini belirtti.

Bir konuşmacı sivil toplum alanında faaliyet yürüten iş insanı Osman Kavala hakkındaki dosyaya referans vererek Türkiye’de yasama ve yürütmenin arasında kurulmuş olan doğrudan ilişkiye dikkat çekti. Ek olarak 1959 ve 2019 yılları arasında kaydedilen verilere dayanarak, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesini sistematik olarak ihlal ettiğinin altı çizildi.

AİHM, içtihadını gözden geçirmeli 

Konuşmacılardan biri AİHM’in Türkiye’deki hak ihlalleriyle mücadele etmede görece etkili bir mekanizma olduğunu söyledi, yanı sıra AİHM’in verdiği kararların uygulanmıyor oluşu da vurgulandı. Buna ek olarak Kürt nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı illerde, 65 seçilmiş belediye başkanından 51’i yerine kayyım atandığı hatırlatıldı. Bu doğrultuda, konuşmacılardan biri Mahkeme’nin seçmenlerin iradesini koruyan bir karar vermeyeceği kanısında olduğunu, çünkü benzer başvuruların Mahkeme tarafından oldukça dar bir çerçevede değerlendirildiğini ve bu durumun AİHS kapsamı dışında görüldüğünü ifade etti. Belediye başkanları, Mahkeme tarafından “özgür seçim hakkı” kapsamında değerlendirilmezken, konuşmacılar Mahkeme’nin içtihadını gözden geçirmesi ve Kürt halkının maruz kaldığı ihlalin tanınması için farklı araçlar kullanması gerektiğini vurguladı. AİHM’in tutumuna yönelik bir başka eleştiri de, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kanun hükmünde kararnameyle işten atılan 150,000 kişi hakkında yapılan başvurular konusundaydı. Mahkeme, bu kişilerin iç hukuk yollarını tüketebilmesi için başvurularının önce bir komisyon tarafından değerlendirilmesi talebinde bulunmuştu.

Konuşmacıların tavsiyeleri

Konuşmacılar, sivil toplum ve uluslararası toplumun Türkiye’deki sorunların çözülmesine yönelik nasıl bir rol oynayabileceği konusunda da tavsiyelerini paylaştı. İki konuşmacı uluslararası toplumun yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına, adil yargılanma hakkına ve keyfi tutuklama uygulamalarına ilişkin daha fazla veri seti oluşturması, istatistik ve rapor ortaya koyması yönünde tavsiyede bulundu. Bu doğrultuda elde edilecek verinin uluslararası toplum tarafından savunuculuk faaliyetlerinde kullanılmasının yararlı olacağı anlatıldı.

Konuşmacılardan biri, AİHM’in içtihadını gözden geçirmesi ve seçilmiş belediye başkanlarının dosyaları hakkında muhafazakar bir tutumdan kaçınarak daha geniş bir yaklaşım benimsemesi yönünde tavsiyede bulundu. Başka bir konuşmacı, uluslararası sivil toplum kuruluşlarına AİHM başvurularına daha aktif şekilde müdahil olmaları tavsiyesinde bulunarak, Avrupa Konseyi’nin bir organı olan ve AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Bakanlar Komitesi’nin daha etkili bir mekanizma haline getirilmesi konusunda çağrıda bulundu.

(BA)