İnsan Hakları

Gazeteci Ferit Aslan: “Musa Anter’i katledenler bizim de canımıza kast edecekti”

Veysi Polat

Kürt basının duayen isimlerinden biriydi Musa Anter. Güçlü kalemini, 30 Mayıs 1992 tarihinde yayın hayatına başlayan Özgür Gündem gazetesinden yana kullanmıştı. O dönem kimsenin konuşmaya dahi cesaret etmediği konular, bu gazetede manşete taşınıyor; Türkiye kamuoyu, yaşanan hak ihlallerini ilk Özgür Gündem’den öğreniyordu. Gazete, bu nedenle karanlık güçlerin hedefi konumuna geldi. İlk olarak 8 Haziran 1992 tarihinde Diyarbakır muhabiri Hafız Akdemir öldürüldü. Aynı yıl 9 Ağustos’ta Batman muhabiri Yahya Orhan, 10 Ağustos’ta Urfa muhabiri Hüseyin Deniz, 20 Eylül’de ise başyazarı Musa Anter katledildi. 

Sekiz buçuk saatlik ölüm yolculuğu

Diyarbakır’ın Seyrantepe semtinde işlenen cinayet mahalline ilk giden dört gazeteci, failler tarafından silah zoruyla alıkonulmuş, sekiz buçuk saat boyunca fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kaldıktan sonra serbest bırakılmıştı. Kaçırılan gazetecilerden biri olan ve gördüğü işkence sonucu iki dişi kırılan Ferit Aslan, yaşadıklarını MLSA’ya anlattı:

“O dönem Diyarbakır Söz gazetesinde çalışıyordum. Olay günü saat 20.00 sıralarında polis telsizinden cinayet anonsu geçince muhabir arkadaşım Hüseyin Çiçekçi ile birlikte görevlendirildik. Biz taksi şoförü İbrahim ile yola çıkmaya hazırlanırken, muhasebe müdürümüz Zeki Özer de, ‘Beni de haber sonrası eve bırakırsınız’ diyerek araca bindi. Cinayetin işlendiği yere doğru giderken bir sokaktan ambulansın çıktığını gördük. O sokağa yöneldik. Sokağa girer girmez 21 SV 004 plakalı beyaz torosu gördük. Bu araçtan inen iki kişi tabancalarını bize doğru yönelterek ‘Kimsiniz, ne arıyorsunuz burada?’ diye bağırdı.

“İlk yumrukta iki dişim kırıldı”

Gazeteci Ferit Aslan

Gazeteci olduğumuzu, bir cinayet ihbarı için geldiğimizi söyledik. Araçlarına binip onları takip etmemizi istediler. Tenha bir çıkmaz sokağa götürüldük önce. Orada hepimizi teker teker dövdüler. Eli alçılı olan ve iki kişinin ‘müdürüm’ diye hitap ettiği kişi yumrukla dudağımı patlattı ve iki dişim kırıldı.

Daha sonra adamlardan biri aracımızın arka koltuğuna, Hüseyin ve Zeki’nin yanına oturarak onların aracını takip etmemizi istedi. Elazığ yolunda şehir çıkışına kadar süren yolculukta taksimiz durduruldu ve şoförümüz arkası açık bagaja konuldu, şöför koltuğuna kimliği meçhul şahıs geçti.

Ergani ilçesinden önce Maden’e doğru gittik. Sonra Çermik yoluna, ardından tekrar dönüp Elazığ yoluna girdik. Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Öldürülme şekillerini ve nasıl öldürülürsem daha iyi olacağını düşünmeye başladım. 

“Maraş-Adıyaman yol ayrımında bizi bıraktılar”

Diyarbakır’dan akşam saat 8’de başlayan yolculuğumuz sabah 04.30’da Kahramanmaraş-Adıyaman yol ayrımında bitti.

Bir beyaz torosun selektör yapmasıyla aracımız durduruldu. Meçhul şahısların aralarında yaptığı konuşmadan sonra şöför aracın bagajından çıkarıldı. Onlar hızla uzaklaşıp gittiler.

Şoför, gecenin o karanlığında tam olarak da bilmediğimiz yolda o kadar hızlı gitmeye başladı ki önümüzde çıkan keskin virajda, bir kayalığın kenarına çarparak otomobili durdurabildi.

Daha sonra yola devam ettik. Yolda bir yerleşim biriminde durup benzin aldık ve orada bir grup askerle karşılaştık. Asker yüzüme bakıp “Size ne oldu?” diye sordu. Ben dudağımın patladığını o anda anladım ve onlara yaşanan kaçırılma olayını anlatıp torosun plakasını verdik.

Malatya’da sabaha karşı bir otele geldiğimizde gazeteyi aradık. Yaşadıklarımızı anlatınca, gazetenin yayın yönetmeni bana ‘Gittiğiniz yerde kimin öldürüldüğünü biliyor musunuz?’ diye sordu. Bilmiyorduk, çünkü kaçırılmıştık.

‘Orada Musa Anter öldürülmüş’ deyince ilk kez beyaz toros ile kaçırılıp da öldürülmeyen birisi olarak kaçırılma nedenimizi anlamış oldum.

“Bizi kaçıranlar arasında Yeşil de vardı”

Gazetenin 21 Eylül 1992 tarihli manşeti ‘Diyarbakır’da kara gün’ manşetiyle hazırlanmış ve Musa Anter’in öldürüldüğünü, olay yerine giden gazete muhabirlerinin ise kaçırıldığı duyurulmuştu. Gazetenin yayın yönetmeni Halit Tunç da “Arkadaşlarımıza kıymayın” başlıklı bir köşe yazısı yazmıştı.

21 Eylül 1992 tarihli Diyarbakır Söz gazetesi manşeti.

Emniyet’te verilen ifadeler ve çizilen robot resimlerle bizi kaçıran şahıslardan birinin JİTEM’ci, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım olduğunu öğrendik. 

“Kamu davası açıldı, takipsizlikle sonuçlandı”

Kaçırılmamız ile ilgili yürütülen soruşturma, olaydan tam 14 yıl sonra, bizi kaçıranların “örgüt üyesi olacakları kanaatiyle, yakalandıklarında zaten cezalarını çekecekleri” gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlandı.

Kamuoyunda ‘Musa Anter ve JİTEM Ana Davası’ olarak bilinen davanın 25 Aralık 2019 tarihinde Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmasında tanık olarak ifade verdim. Mahkemede de söyledim, Mahmut Yıldırım’ın herkesçe bilinen tek bir fotoğrafı vardı ve ben bu kaçırılma olayından yıllar sonra bile o fotoğrafla bizi kaçıranlar arasında benzerlik kuramamıştım. 17 yıl sonra Mahmut Yıldırım’ın oğlu bir kitap yayınladı ve babasının daha önce bilinmeyen 10 fotoğrafını paylaştı. O fotoğraflardan birini görünce bizi kaçıranlardan birinin o olduğundan emin oldum. Mahkemede verdiğim ifadede ‘Eli alçılı, aracı kullanan ve diğerlerinin müdürüm dediği Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı’ dedim. Henüz karar çıkmadı, dava hâlâ sürüyor.”