Basın ÖzgürlüğüHaberler

Gazeteci Seda Taşkın anlatıyor: “Artık mesleğimizi yapamaz hale geldik”

SEDA TAŞKIN

Ankara – Kolluk kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 27 Nisan 2021 tarihli genelgesi ile birlikte gazetecilerin haber takibi yapmasını giderek daha fazla engelliyor. Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı, aralarında Suriye’den gelen göçmenlerin de bulunduğu çok sayıda sığınmacının yaşadığı Önder Mahallesindeki bir parkta iki grup arasında henüz bilinmeyen bir nedenle çıkan kavga sonucu Emirhan Yalçın’ın hayatını kaybetmesinin ardından mahallede gerginlik artmış, binlerce kişi göçmenlere ait olduğunu düşündükleri evlere, araçlara ve dükkânlara saldırmıştı. Gazeteci Seda Taşkın ve Büşra Taşkıran saldırıları yakından takip etti. Irkçı saldırıları takip eden gazeteci Seda Taşkın, izlenimlerini ve haber takibi sırasında karşılaştığı engellemeleri MLSA için yazdı:

Altındağ’da ırkçı saldırılar

İlk karşılaştığımız görüntüler gerçekten tüyler ürperticiydi. Mahalleden tekbirler eşliğinde “Burada Suriyeli istemiyoruz!” sesleri yükseliyordu. Polis, biber gazı ve plastik mermi ile müdahale ederken olayların yaşandığı yere doğru ilerlemeye devam ettik. Ara sokaklarda çok sayıda ırkçı saldırgan, göçmenlerin evlerini, dükkânlarını ve arabalarını taşlıyordu. Sığınmacılar, kendilerini evlerinin ışıklarını söndürerek ve camların önüne koydukları tahtalarla korumaya çalışıyorlardı. Atmosfer tam bir savaş alanını andırıyordu. 

‘Olaylar bitti’ diyerek bizim gitmemizi istediler

Sesleri ve saldırgan grupları takip ederken polisler yolumuzu keserek basın kartımızı sordu. Basın kartımızı inceleyen polisler, ‘burada olaylar bitti, insanları dağıttık’ diyerek bizim mahalleden gitmemizi istedi. Halen kırılan camları ve insanların bağrışmalarını duyabiliyorduk. Polislere olayların son bulmadığını ve olayların yaşandığı yere gitmek istediğimizi söyledik. Polisler, buna izin vermeyeceklerini söyleyerek mahalleden gitmemizi istediklerini tekrarladı. 

Polis aracına bindirilerek mahalleden atıldık

Haber takibi noktasında ısrarcı tavrımızın ardından bir polis ekip aracı çağırarak, “bunları alıp arabayla mahallenin dışına atın” dedi. Gelen ekip aracına bindirilerek mahallenin dışına atıldık. Her ne kadar Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesinin ardından haber takip etmek bizim için çok daha güç hale gelse de ilk defa polis aracı ile bulunduğumuz yerden uzaklaştırılarak haber takibi yapmamız engellenmiş oldu. 

Olaylar giderek büyüdü

Mahalleden dışarı atıldıktan sonra yürüyerek olayların yaşandığı yere döndük. Karşılaştığımız her polis basın kartımızı sormasına rağmen olay yerine tekrar ulaşmamız uzun sürmedi.Olaylar o kadar büyümüştü ki neredeyse bütün Önder Mahallesine yayılmıştı. Yol boyunca evlerin, dükkanların ve araçların taşlanmasına tanıklık ettik. Basın mensubu olduğumuzu anlayan göçmenler fırsat buldukça bizden yardım istiyorlardı.Hatta bir göçmen, “Evde hamile bir kadın var, her an doğurabilir” diyerek bizden yardım istedi. 

Saldırıya uğrayan bir evin içine davet edildik

İlerleyen saatlerde taşlanan evlerden birisi bizi içeri almayı kabul etti. Evin içinde karşılaştığımız tablo gerçekten de çok korkunçtu. Pencerenin hemen yanında kurulan sofra da dahil olmak üzere evin her yanı cam kırıkları ile dolmuştu. Bir çocuğu ile yalnız yaşayan anne, tam yemek yiyecekleri esnada “Bu ev Suriyelilerin mi?’ sözlerini duyduklarını ve çok geçmeden iki büyük taş ile camlarının kırıldığını  anlattı. Henüz bir buçuk yaşında olan çocuğunu saldırıdan korumak için tuvaletin önündeki koridora yatıran kadın, çocuğunun sütünün bittiğini ancak dışarı çıkamayacağını korku ve endişe içinde bizimle paylaştı. 

Ertesi gün mahalle Türk bayrakları ile donatılmıştı

 

Bir önceki gece üçe kadar gezdiğimiz mahalleye gazeteci arkadaşım Büşra Taşkıran ile akşam saatlerinde geri döndük. Mahallenin hemen hemen her yerine Türk bayrakları asılmış, yazılamalar yapılmıştı. Evlere ve dükkanlara verilen hasarlar nispeten daha az kalabalık olan sokaklarda daha fazla seçiliyordu. Mahallede korku hakimdi: insanlar hala ışıklarını açamıyor, evlerinden dışarı çıkamıyordu.  

Mahalle sakini ve esnafıyla konuşmaya çalışarak üç saat boyunca mahallede gezdikten sonra mahalleyi terk etmeye karar verdik. Polisler, kontrol noktasının bulunduğu yerde durdurduğumuz taksiyi göndererek bizim beklememizi istedi.

GBT bahanesiyle saatlerce bekletildik 

Yaklaşık kırk beş dakika boyunca kimliklerimiz alınmadan ve neden bekletildiğimize dair herhangi bir bilgi verilmeden bekletildik. Kırk beş dakika sonrasında kimlik ve basın kartımız alındı. “Sorgu yapılıyor” denilerek  bir ağacın altında yaklaşık iki saat bekletildik. Polisler, gece saat 12.00’ye kadar bizi beklettikten sonra kimlik ve kartlarımızı geri vererek gidebileceğimizi söyledi. 

Gazetecilik yapmamız her geçen gün daha da zorlaştırılıyor

Türkiye’de gazeteci olmak her dönem zordu ancak artık mesleğimizi yapamaz hale geldik. Yaşadığımız engellemeler, çıkarılan zorluklar yüzünden her habere gidişimizde acaba haber yapabilecek miyiz kaygısı taşımaya başladık. Sıklıkla “turkuaz kart” gerekçeleri ile engellenerek kendimizi anlatmaya, kanıtlamaya zorlanıyoruz. Yapılan bu engellemeler halkın haber alma hakkının engellenmesidir. Derhal engellemelere son verilmesini, bizlere yapılan bu baskıdan vazgeçilmesini istiyoruz.