Basın Özgürlüğü

Gazetecilik öğrencileri ‘halkın habercisi’ olmak istiyor, fakülteler ise çağa ayak uyduramıyor

Burcu Özkaya Günaydın

Gazeteciler için tekelleşme, baskı, sansür ve ekonomik sıkıntılar gittikçe artsa da İletişim Fakültelerini tercih edenlerin sayısı hiç azalmadı. İletişim okuyan öğrencilerin çoğunluğu için gazetecilik, çocukluk hayali. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre gazetecilik ve enformasyon, %54.6 ile istihdam oranının en düşük olduğu sektör fakat işsizliğin bu denli yüksek olduğu bu dönemde dahi İletişim Fakülteleri boş kalmıyor. Biz de öğrencilere Türkiye’de gazetecilik mesleği yoğun bir baskı altında olduğu halde neden gazetecilik okumayı seçtiklerini sorduk. 

‘Eğitim seviyesi lise gibi’

Kasım Sarsılmaz İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi birinci sınıf öğrencisi. Gazeteciliği, okumayı yazmayı sevdiği ve insanlara bilgi vermek için okumak istemiş. Okula alışmakta zorluk yaşayan Kasım, okuldaki eğitimi de kaliteli bulmuyor ve ekliyor: “Üniversitede daha kaliteli bir eğitim bekliyordum. Lise gibi. Bir dönem boyunca bir hocamızın babasının gazetecilik anılarını dinlemek zorunda kaldık.”

Kasım Sarsılmaz

Sürekli medya takibi yapan Kasım, haberi yerel kaynaklardan değil de uluslararası basın kuruluşlarından almayı tercih ediyor. Dört yıl boyunca iyi emek verirse işsiz kalacağını düşünmediğini belirten Sarsılmaz’ın geleceğe dair planını sorduğumuzda yanıtı şöyle: “Olabildiğince güncel medyayı takıp ediyorum ve her yeni gelişmeden haberdar olmaya çalışıyorum. Şu vakitlerde podcast içeriklerine merak saldım. Ülkede çalışmak istiyorum fakat yabancı bir kuruluşun çatısı altında.” Kasım, Türkiye’de gazeteciliğin karşılaştığı en önemli sorunları ise ülkede yaratılan baskı, korku ortamı ve gelecek kaygısı olarak sıralıyor.

‘Akademinin içi boşalıyor, nitelik düşüyor’

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Mehmet Fırat Özgür, Türkiye’de gazetecilik öğrencisi olmanın gurur ve endişeyi bir arada getirdiğine dikkat çekiyor, sözlerine şöyle devam ediyor: “Akademinin içi boşaltıldıkça öğrencilerin niteliği de düşüyor. Bu durumda gazeteciliğin etik kodlarından, doğru habercilik anlayışından uzaklaşıyor. Gerçek gazetecilik baskı, tutuklama, saldırı ve sansüre rağmen direniyor. Bu, gazetecilik açısından umut verici. Ancak ekonomik açıdan kaygı artıyor. Gazetecilik öğrencileri, bunları görüyor. Yaşayacakları sorunların endişesiyle ekonomik olarak ‘rahat’ olabileceklerini düşündükleri ana akıma yakınlaşmayı düşünebiliyor. Bu gerçekten çok acı verici bir durum.”

Mehmet Fırat Özgür

‘Mehmet Ali Birand’a özeniyordum’

Kocaeli Üniversitesi son sınıf öğrencisi Sebrullah Keleş için ise gazetecilik gençlik hayali. Lise yıllarında televizyonda izlediği gazetecilere özenen Keleş için en önemli gazeteci figürü Mehmet Ali Birand olmuş. O zamanlar gazeteciliği yapabileceğini düşünen Keleş, şimdilerde ise son sınıf bir gazeteci adayı olarak inşaatta işçilik yapıyor. Türkiye’de gazetecilik öğrencisi olmanın nasıl bir duygu olduğunu sorduğumda ise Keleş, Türkiye’de gazetecilik yapan her gazetecinin bildiği “Silivri soğuktur” ‘esprisini’ hatırlatıyor. 

‘Ekonomik kaygılardan farklı sektöre yöneldim ama mesleği bırakmayacağım’

Gazetecilik öğrencilerine ve gazetecilik mesleğine hak edilen değerin verildiğini düşünmediğini söyleyen Sebrullah Keleş, “Meslekteki alaylı ve mektepli farkı önemli bir sorun. Üniversiteler pratik eğitimde yetersiz olduğundan dolayı bu işi çekirdekten öğrenmeye çalışanlar bizden daha çabuk iş sahibi ya da meslekte söz sahibi olabiliyor. Gazetecilik benim hayatımda çok büyük bir yere sahip. Bundan sonra da öyle olacak fakat şu süreçte gazetecilik yapar mıyım bilmiyorum. Birçok arkadaşım gibi ekonomik kaygılardan dolayı farklı sektöre yöneldim. Şu an inşaat işiyle uğraşıyorum. Ama mesleğimi bırakmayacağım, bir şeylerin düzeleceğine dair umudum var” diyor. 

‘Medya dijitalleşirken fakültede ters piramitten öteye gidilmiyor’

Ziba Kılıç, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi birinci sınıf öğrencisi. Ziba da Sebrullah gibi lise yıllarında televizyonda izlediği  muhabirlerden aklına düşürmüş gazeteciliği. Çok da araştırma yapmadan bu hayranlıkla gazetecilik bölümü seçer Ziba, “Keşke mesleğin zorluklarını biraz araştırsaydım” diyor. Ailesi onun gazetecilik okumasını istememiş ama Ziba, herkesin sesi olmak için gazetecilik okumaya devam edeceğini söylüyor. 

Ziba Kılıç da sınıf arkadaşı Kasım gibi okuldaki eğitimi kaliteli bulmuyor. Pratikten ziyade ezbere yöneltildiklerine vurgu yapan Ziba, fakültede gördüğü eğitimin hayal ettiğine çok uzak olduğunu söylüyor. Ziba, “Türkiye’de gazeteci olmak nasıl bir duygu?” sorusunu ise şöyle cevaplıyor:

Ziba Kılıç

“Yanlışı eleştirememek, eleştirdiğinde baskıya maruz kalmak, sosyal medyada fikrini rahatça paylaşamamak. Bu sorunları bildiğimiz halde Türkiye’de gazetecilik okuyan biz öğrencilerin hem başarılı olmamız lazım, hem bu sorunlarla mücadele etmemiz gerekiyor, hem de ekonomik kaygılarımız var. Türkiye’de gazetecilik öğrencisi olmak bu sorunların hepsiyle birden baş etmek demek.”

Günümüzde medyada dijitalleşmeye dikkat çeken Ziba, gazetecilik öğrencilerinin haber sunumu konusunda ‘ters piramit’ kuralından öteye gidemediğini düşünüyor. Ziba, gazetecilik okuyan öğrencilerin en acil sorunlarını şöyle aktarıyor: İfade özgürlüğünün olmaması, gazetecilerin emeğinin karşılığını alamaması, ucuz iş gücü olması ve iletişim fakültelerinin çağa ayak uyduran, nitelikli bir müfredata sahip olmaması.