Basın ÖzgürlüğüManset

Hale Gönültaş ve IŞİD haberleri: Tehditlere cezasızlık, gazeteciye soruşturma

SİBEL YÜKLER

Hale Gönültaş, 29 yıldır gazetecilik yapıyor. Onu, Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasından mültecilerle ilgili haberlerinin yanı sıra, IŞİD dahil olmak üzere bugüne kadar El Kaide, Taliban, Hizbullah gibi cihatist, selefi örgütlerin başından itibaren örgütlenme yapılarını, faaliyetlerini, örgüt içerisinde dönen çarkları, kaçırılan, satılan, istismar edilip köleleştirilen kadınları ve çocukları ortaya çıkaran haberleriyle tanıyoruz. 

Yakın zamanda, mesleğe ve gazetecilere yönelik tehditlerin giderek arttığı dönemde, hem IŞİD’in hücre yapılanmasını hem de kadınların bu örgütte nasıl kullanıldığını açığa çıkaran “IŞİD’li kadının bıçaklı cihat videosu Millet Bahçesi’nde çekilmiş” başlıklı haberi sonrasında tehditler aldı. Tehdit edenler, ifade tutanaklarına dayalı 12 Mayıs tarihli haberin kurgu olduğunu iddia etti ve haberin tutuklu İslamcı Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayuncuk’un davasını “olumsuz etkileyeceğini ve bunun sonucu olacağını” söyledi. Tehdit eden grup, her ne kadar başka isimler kullansa da örgüt de geldiği köken de rahatsız olan da belliydi. 

Meslek hayatı boyunca karşılaştıklarını, yazdıklarını, tanıklıklarını düşünürsek bu Gönültaş’ın aldığı ilk tehdit değil. Geçmişte haber takibi için Afganistan, İran, Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde görev yaptı; Ortadoğu’da ve bölgede yıllardır süren iç çatışmalar, cihatist yapılanlanmaların yükselişi, çatışmalar, göçler ve operasyonları sahadan takip ederek geçirdi. Radikal islamcı örgütlenmeler ve liderleri ile söyleşiler yaptı, bölgeden haberler geçti.

1993 senesinde, üniversite ikinci sınıfta öğrenciyken Cumhuriyet’te staj yaparak başladığı mesleği, Evrensel, Akşam, Sabah ve Vatan gazetelerinde çalışarak sürdürdü. Çalıştığı kurumun Doğan Medya Grubu’ndan Demirören Medya’ya geçmesiyle işinden edildi, ancak yerli ve yabancı ajanslara bağımsız haberler yapmaya devam etti. Gazete Duvar’da ve en son da Kısa Dalga’da dosyaları yayınlandı. Ağırlıklı olarak sokak haberlerine ve Ortadoğu gündemine yöneldi. Meslek hayatındaki dönüm noktalarından biri de Sabah gazetesinde “TSK’yı kadın gazeteci izlesin” denildikten sonra başladı. Akreditasyondan sonra Savunma Sanayi/TSK ile cumhurbaşkanlığını takip etti. Bu, hem askeri yapılanmanın hem operasyonların hem de erkek egemen mesleğin içinde kadın gazeteci olarak varlık göstermek demekti. Sonrasında uzun yıllar Afganistan, İran, Irak, Suriye ve Lübnan’da haber takibi yaptı. 

Savaş bölgesinde gazetecilik: Habere ulaşmak da ulaştırmak da risk

90’lı yıllardan itibaren özellikle cihatist grupların ortaya çıkışını, gelişimini, yükselişini, yapılanmalarını ve örgüt faaliyetlerini sahadan ve yakından takip etmek hiç kolay değil. Ancak Gönültaş’a göre haberin ve gazeteciliğin kendisi de bizatihi risk:

“Tehlikelerle karşı karşıya kalınmıyor mu, elbette kalınıyor. Bir kere riskli bir meslek. Ortadoğu’ya gittiğimde bölgenin yerel kıyafeti giyiyorum bütün kadın gazeteciler gibi, mesela burka. Gittiğiniz zaman mutlaka bir takım istihbarat elemanları, devlet görevlileri olur ve sizi olduğunuz yerden çıkmamanız konusunda uyarırlar, parmak gösterirler. Gazeteci ‘parmak sallama’ ile hareket etmez. Etmedik de. Bir yolunu bulup çıkıp, kendi bağlantılarımızı kurduk. Riskli olduğunu biliyorum ama bu risk alınmadan gazetecilik yapılmaz. Elbette can güvenliğim her şeyden önemli. Sonuçta muhabir yoksa haber de yoktur. Kaygı duyuyorum. Ama bu kaygı beni daha korunaklı olmaya yöneltiyor. Kendimi korumaya çalışıyorum, bir meslektaşımla ortak hareket etmeye çalışıyorum. O zamanlar cep telefonları yoktu, eğer kurumun imkanı varsa uydu telefonu verilirdi. O da çok kısıtlıydı. Ortadoğu coğrafyası zaten riskli yerler. Eğer riskli bir bölge ise odada iki, üç kadın meslektaş beraber kalmaya özen gösterirdik. Veri güvenliği konusunda çok titizdim. Habere ulaşmak kadar haberi merkeze iletmek de risk olabiliyor kimi zaman.” 

Hale Gönültaş’ın “İran Sınırı: Göçmen kaçakçısı ile sınırda bir gün” dosyasından

‘Tehdit eden Ebu Hanzala’lar o dönemlerde Altındağ’daki gecekondulardaydı’

Gönültaş, son 10 yılın Türkiye’sine bakınca, sorumlular ve katılımcılarla ülke içinde geniş bir örgütlenme ağına sahip, çeşitli kentlerde katliamların doğrudan failleri olmasına rağmen korunduğu, kadınların ve çocukların büyük bir sömürüye uğradığı IŞİD’i yakından takip ediyor. Türkiye’deki IŞİD varlığını yazdıktan sonra tehditlerle de karşı karşıya geliyor. Örneğin, 2018 yılında IŞİD’in Ankara’da Ezidi bir kız çocuğu sattığını ve 3 bin 500 Ezidi kadının kaybolduğunu yazdığı haberden sonra aldığı tehdit bunlardan yalnızca biri.

“2011-2012  El Kaide’den IŞİD’e dönüş öncesi çalıştığım kurumda birkaç meslektaşımla gece gündüz sahadaydık. Ulus, Sincan, Hacıbayram, Pursaklar’dan IŞİD’e akın akın gidilirdi. Bu gizli saklı bir durum değildi. Okurlar da anımsar, hilafet bayrakları ile eylem yapılırdı. O zaman çok fazla aileyle görüştük. Cihada neden gidiyorlar ve nasıl gidiyorlar, bunu araştırdık. Sadece Ankara’dan değil, Türkiye’nin her yerinden Suriye’ye kaçak yollarla gidenler oldu. Anne ve babalar çocuklarını aramaya başladılar. Aileler bizlere ulaşıp çocuklarının cihad bölgesinden geri getirilmeleri için haber yapmamızı istiyorlardı. Kadınlar çocuklarını, bebeklerini alıp cihada gidiyordu. Hatta, Sincan’da Pazar durağından otobüsler kalkardı. Bu otobüsler IŞİD’e giden çocuklarını ziyaret etmek isteyen aileleri götürürdü. Sınırda ise ‘Irak Türkmenlerine aynî yardım götürüyoruz’ yanıtı verilirdi. Ankara-Rakka arası 48 saatlik ziyaret. IŞİD’e gidenlerden bir süre sonra dönenler oldu. Dönenlerden bazıları ile mülakat yaptık. Nasıl kaçabildiler ve neden kaçtılar, bunları haberleştirdik. Her ne kadar gizlilik içinde faaliyet gösterse de sosyal medya üzerinden etkin eleman toplama yöntemi bilgi edinmeyi kolaylaştırıyordu.” 

“Yeri gelmişken kendi pürü pak ilan eden ve beni tehdit eden Ebu Hanzala’lar o dönemlerde Ankara’da Altındağ’daki gecekonduların arkasında örgüte eleman toplamak için vaazlar verirlerdi. Dava dosyalarına bir dönüp bakılsın. Kim kimdir? Hangi görevleri üstlenmiştir? Son tahlilde o yıllarda da IŞİD’e gidenlerin bölgesinde çalışmamız riskti. Ama o dönem pek çok meslektaşımla cihada gidenlerin profillerini çıkarma, gidiş yöntemlerini görünür kılma, dönenlerin neden ve nasıl döndükleri ve hatta IŞİD’e katılırken yırtılan nüfus cüzdanlarını Türkiye’ye döndüğünde nasıl TCK sistemine girmeden yeniden aldıklarını haberleştirdik.” 

‘‘Ayağını denk al’ denildi ve açık adresim kapı numarama kadar söylendi’

“Birkaç yıl önce IŞİD’in elindeki çocuk askerlerle ilgili bir haber yaptım. Bir gece elektronik posta adresime bir video geldi. Türkçe konuşan bir çocuk önce cihad yemini ediyor, ardından da turuncu elbise giydirilmiş, kolları bağlı bir adamın boğazını kesiyordu. Dini bir takım söylemlerle orada olmaktan ne kadar mutlu olduğunu ve bu haberleri yazanların kafir olduğunu söyleyip bıçağı kullanıyordu. Yaklaşık 2,5 dakikalık bir görüntüydü. Aradan birkaç gün geçti, bu kez Rakka’dan aramalar başladı. Bu arayan numaraları ve videoyu savcılığa verdik fakat herhangi bir sonuç elde edilemedi. 2018 yılıydı, haberleri yapmaya devam ediyorum. Bir gün evdeyken cep telefonum çaldı, açtım, çok kaba ifadelerle Türkçe olarak ‘Cihat gelecek, ayağını denk al’ denildi ve evimin açık adresi kapı numarama kadar söylendi. Savcılığa verdik ama o numara da bulunamadı.”

“Kadınların örgüt içerisinde nasıl istismar edildiğini anlattığım son haberden sonra da tehdit aldım. Kadınların nerede tanıştığı ile ilgili tek bir ifade geçmiş haberde. Bütün telefonlarına çıktım, onlara yargıya başvurabileceklerini ve tekzip yayınlatabileceklerini söyledim. Yaptığım haber nedeniyle Ebu Hanzala’nın cezaevinde kalmaya devam edebileceğini söyleyerek bunun bir bedeli olduğunu söylediler.” 

Cezasızlık politikası: Tehditlere değil, gazeteciye soruşturma

Ancak Gönültaş, bugüne kadar bu tehditlere karşılık yaptığı suç duyurularından bir sonuç alamıyor ve cezasızlıkla karşı karşıya kalıyor. Dahası tehdit edene değil, haberi yapan gazeteciye yönelen yargı mekanizması, bugüne kadar yaptığı haberlerden ötürü Gönültaş hakkında çok sayıda soruşturma açıyor:

“Birçok haberden sonra soruşturma açıyorlar, yıldırmaya ve itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Ezidi kadınların satılmasıyla ilgili yaptığım haberden sonra ‘İnsan ticaretine basın yoluyla destek vermek’ suçlamasıyla açılan soruşturma bunlardan biri. Bütün IŞİD’lilerin evleri, adresleri, isimleri aslında ortada ama bu sorular bana soruluyor. Polis, kendisinin ulaşabileceği bilgilere gazetecilere sorarak ulaşmaya çalışıyor. ‘Ben gazeteciyim, siz ise polissiniz, siz ulaşabilirsiniz’ diyorum. En son tehdide dair suç duyurumuzdan da ses çıkmadı, daha öncekilerden de. Çıkmasını da beklemiyorum. Pek duyurmuyorum, çünkü haberin önüne geçmesini istemiyorum.”

Hale Gönültaş’ın “İran Sınırı: Kurşunlar ve kurtlar arasında” dosyasından

‘Hepsinin hikayesini anlatacağım, işim bu’

Oysa bugün cezasızlıkla karşı karşıya kalan Gönültaş, 2014’te IŞİD’in Şengal’de Ezidilere yönelik katliamlarına tanıklık etmesiyle de pek çok kadın ve çocuğun hikayesini yazdı, birçoğu bu haberler sayesinde kurtulup yeni bir hayata başladı. Onlardan biri de Ezidi Hadiya’ydı… Gönültaş, Balkan Araştırmacı Gazeteciler Ağı ve Gazeteciler Cemiyeti tarafından ortaklaşa düzenlenen AB Araştırmacı Gazetecilik Ödülleri’nde “Ezidi Hadiya Hussein’in Hukuk Mücadelesi” başlıklı haberiyle ikincilik ödülü aldı. Gönültaş için yaptığı işin önemi tam da bu hikayelerin ardında:

“O haberlerden sonra Ezidi Hadiya Hussein kardeşlerine kavuştu, o kadınlar, çocuklar ailelerine kavuştu, birçok istismar mağduru mülteci kadın BM koruması altında başka ülkelere gitti. Bunlar benim için çok kıymetli. Onun verdiği duyguyu hiçbir şeye değişmem. Daha önce de göç takip ettim elbette ama en son Suriye’den göç başladığında onlarla birlikte yürüyerek göç yolculuğuna çıktım. Hem hikaye anlatıyorsun, hem de o travmatize olmuş çocuklara, kadınlara tanıklık ediyorsun. Zor ama şunu düşünüyorsun. Ben sevdiklerimi geride bırakmadım, evimi bırakmadım, 45 derece sıcaklığa dayanacağım ve hepsinin hikayesini anlatacağım, yazacağım. Benim işim bu.” 

IŞİD’in Şengal saldırısı sonrası binlerce Ezidi evlerini terk ederek katliamdan kurtulmaya çalışmıştı

Gazetecinin sorumluluğu: Kuyumcu terazisiyle çalışmak

Gönültaş’a göre, gazetecilik para için yapılacak bir meslek değil, hatta gazetecilik yaparak para kazanmak da pek mümkün değil:

“Biz ‘muhalif gazeteci’ sıfatlarına son dönemde çok alıştırıldık ama gazeteci gazetecidir, haber yazar, haberi aktarır, hikaye anlatır. Eskiden de gittiğim bölgelerde hikaye anlatırdım, bunu da hep sürdürdüm. Bir insanın hayatına dokununca, onun hayatının bütün yükünü de üzerine alıyorsun. Dolayısıyla bu meslekte kuyumcu terazisiyle çalışmak gerekiyor. Bütün bunları birçok meslektaşım gibi omzumda yük olarak taşıdığım için kıymetli olduğunu düşünüyorum. Kullanacağınız tek bir kelime bile o insan için çok önemli olabilir, başkasının yükünü almak çok ağır bir şey ve gazetecilik de bunu gerekli kılan bir meslek. Bu yüzden benim için önemli olan hep etik kurallara bağlı kalarak ve karşımdakinin güvenliğini düşünerek yazmaktı.”

“Haber yapmaktan vazgeçtim mi, hayır. Sonuçta böyle bir gerçek var ve yazılmak zorunda. Kendimi bir gazeteci olarak sorumlu hissediyorum. Ben bir kadınım, gazeteciyim ve bu kadar gerçek varken, bu kadar acı çekilirken nasıl kalem oynatmam kendi güvenliğim için? Bu mümkün mü? Bu meslekte inat ederek çalışan meslektaşlarımın, özellikle kadın meslektaşlarımın mücadelesi ve inadı bana güç veriyor.”