İnsan Hakları

Hamile Afgan Kadınlar için Acil Çözüm Şart: “Doğuma girmeden senet imzalattırılıyor”

Hale GÖNÜLTAŞ

ANKARA – Afgan mülteci Tahmina, 9 ay 5 günlük hamile. 32 yaşında. Sekiz, altı ve dört yaşlarında üç çocuğu var. İçinde üç erkek kardeşinin bulunduğu araç Taliban militanları tarafından bombalanınca ülkeyi terk etme kararı aldı, İki yıldır Türkiye’deler. Doğumuna sayılı günler var ve sancıdan konuşmakta zorlanıyor. İran üzerinden Doğubayazıt’taki Gürbulak sınır kapısına gelerek göçmen kaçakçıları aracılığıyla Türkiye’ye giriş yaptıklarını, bir süre Ağrı’da kaldıktan sonra Ankara’ya geldiklerini anlatıyor.

Ayakta durmakta zorlandığı ve belirgin bir şekilde titrediği için görüşmeyi evinde sürdürüyoruz. Eve adım attığımızda çocukların öğle yemeği olarak çayın yanında yarıya bölünmüş ekmek yediklerine tanıklık ediyoruz.

Sözü Tahmina’ya bırakalım:

“Son günlerde çok kaygılıyım. Doğum zamanının gelmesinin de kaygıda etkisi var ama bizi Türkiye’ye sokan insan kaçakçılarına 500 dolar borcumuz kaldı. Her gün arayıp eğer ödemezsek Afganistan’daki akrabalarımıza zarar vermekle tehdit ediyorlar. Türkiye’de henüz kaydımız yok. Ankara İl Göç İdaresi’ne gittiğimizde kapalı olduğunu söylediler. Diğer illere gitmek için maddi imkân bulamadık. Salgın çıkmadan önce eşim her sabah beşte amele pazarına giderdi, eve mutlaka en az 50 lira ile dönerdi. Ama artık gelirimiz tamamen kesildi. Hiçbir yerden yardım almıyoruz, yardım getiren de olmadı. Üç çocuğum var. Bir de bebek gelecek. Odun yok, yiyecek yok. Ben de, eşim de ‘açlık orucu’ tutuyoruz. Böylelikle günde tek öğün yiyoruz. Bir yardımsever ekmek getiriyor.

Hastane senet imzalattırıyor

Her an doğum yapabilirim. Zübeyde Hanım Doğumevi kayıtsız mültecileri doğum için alıyormuş, mahalleden o hastanede doğum yapan kadınlar oldu. Ancak doğuma girmeden senet imzalamak şartı ile kabul ediyorlar. Yanılmıyorsam normal doğum için 1000, sezeryan doğum için 700 lira istiyorlar. Doğum ücretini ancak salgın hastalık bitip de eşim çalışmaya başlarsa öderiz. Hastane almazsa da doğumu evde yapmaktan başka çarem yok. Evin kirası 350 lira. İki aydır ev sahibine ödeme yapamadık. Yeni doğacak bebeğin bez, mama ihtiyacı olacak. Sütümün gelmesi için yemek lazım. Ben şu halde bile sırf tek öğün yemek için oruç tutuyorum.”

Bebeklerini düşüren iki anne: Hüsna ve Rahel

Hüsna da mahalle sakinlerinden, 28 yaşında. Dört aylık bebeğini yaklaşık 10 gün önce evde düşürmüş. Hüsna’ya kulak veriyoruz:

“Eşim ve kızımla beraber yaklaşık üç yıl önce Türkiye’ye geldik. Eşim asla savaşmaktan yana değildi. Afganistan’da Taliban’ın çok baskısı var. Erkekleri kendi tarafına çekmek istiyorlar. Biz Taliban’ı istemiyoruz. Kızım dört yaşında. Kaçak yollarla Türkiye’ye geldik. Salgın öncesi gündüzleri ev temizliğine gidiyordum. Eşim ise Ulus’ta bir lokantada bulaşık ve temizlik işlerinde çalışıyordu. Koronavirüs salgını çıkınca dükkânlar kapandı. Ben de artık temizliğe gidemiyorum. Yaklaşık 15 gün önce karnımda şiddetli bir ağrı başladı. ‘Hamilelikte oluyor bu ağrılar, geçer’ diye düşündüm. Üç dört günü ağrı ile geçirdim. Beşinci gündü sanırım. Gece sancı ile birlikte kanamam arttı. Dışkapı’daki hastaneye gittik. Evimize en yakın hastane orasıydı. Diğer doğum hastanesi uzak. Taksi ile gitmek gerek, taksi ücreti çok tutardı. Elimizde para yok. Ama acil serviste kayıtsız olduğumuz için bizi almayacaklarını söylediler. Eve geldik. Sabaha karşı eşim mahallemizde oturan ebe Meryem’i getirdi eve. Bebeği düşürdüm. Çok bağırdım, çok ağladım, çok canım yandı. Hâlâ da içim acıyor. (Ağlıyor.) Eğer o gece hastane beni kabul etseydi belki bebeğim kurtulurdu.”

Rahel: Altı aylık bebeğimi evde düşürdüm

Rahel ise 24 yaşında. Sekiz yaşında bir oğlu var. Rahel anlatıyor:

“İkinci bebeğime altı aylık hamileydim. Zaman zaman kanamam oluyordu. Bir kez Zübeyde Hanım Hastanesi’ne gittik, ultrasonla baktılar. Bebeğin düşme ihtimaline karşı iğne yapıldı. Sürekli yatmam gerektiği söylendi. Tam iki hafta önce kanamam başladı. Dışkapı’daki hastane eve yakındı, o nedenle orayı tercih ettik. Hastane ise kayıtsız mültecileri almadığını söyledi. Eve döndük, sabaha kadar kanamam sürdü. Bebeğimi evde kendim düşürdüm, elime geldi.”

Sumayah, sekiz aylık hamile

24 yaşındaki Sumayah ise sekiz aylık hamile. Biri dört, diğeri ise yedi yaşında iki çocuğu var. Afganistan’ın Kunduz şehrinden Türkiye’ye gelmişler. Sözü Sumayah’a bırakalım:

“Eşim Afgan polis teşkilatında çalışıyordu. Polis değil, sivildi; evrak işlerindeydi. Taliban militanlarının baskıları çok yoğundu. Eşimi de takip ediyorlardı. Kaçmasaydık kocamı öldüreceklerdi. Korku ile yaşamak nedir bilir misin? Eğer eşime bir şey olsa çok acı çekerdim. Gitmek için ben ısrar ettim. Türkiye’ye kaçmak için altı ay hazırlık yaptık. Eşim insan kaçakçıları ile anlaştı. İran üzerinden Türkiye’ye geldik. Ben de, çocuklarım da Türkiye’ye geliş yolunda çok hastalandık. İnsan kaçakçılarının bizleri sakladığı depoda tifo salgını vardı. Erzurum’da bize Suriyeli bir doktor yardım etti. İlaç verdi, aşı olduk. Çok zor günlerdi. Sonra Ankara’ya geldik. Ankara’da kayıt kapalı olduğu için Kırşehir, Kırıkkale ve Yozgat İl Göç İdareleri’ne gittik. Orada da kayıtlar kapalıydı. Ankara’da kiraladığımız eve 350 lira ödüyoruz. Eşimin elinden tamirat işleri gelirdi. İskitler’de bir atölyede iş bulmuştu. Ben çalışmıyorum ama karnımız doyuyordu, kiramızı ödüyorduk. Ne zaman ki bu salgın haberi duyuldu, işyeri sahibi eşimi işten çıkarttı. İki ayı geçti, eve para girmiyor. Eşim yine günlük iş bulmak için sokağa çıkıyor. Ama sokakta iş bulmak da öyle kolay değil. Şu anda hiçbir gelirimiz yok. Havalar serin ama odun alamadığımız için sobayı yakmıyorum. Aşağı caddede bir bakkal var. Geçen hafta eşime bir koli yumurta vermiş. Bir hayırsever de ailedeki kişi sayısı kadar ekmek veriyor. Eşim oruç tutuyor ama ben tutamıyorum, aslında yemek yiyemiyorum ama işte psikolojik olarak iyi değilim sanırım, istifra ediyorum. Dün akşam pilav pişirmiştim. Bu sabah da çocuklara pilav verdim. Akşama yumurta kıracağım. Bizi en çok düşündüren ise doğum masrafları. Hastanede doğum yapabilecek miyim? Senet imzalattırıyorlar. O da borç. Bizim için 1000 lira büyük para.  Ya hastane kabul etmezse ve evde doğum yaparken bebeğimi kaybedersem? Bunları düşündükçe gözüme uyku girmiyor.”