Cafer SolgunYazarlar

Hapishanelerde ihlaller diz boyu

CAFER SOLGUN

Demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, hukuk ve yasa önünde herkesin eşit olması, eşit yurttaşlık gibi peş peşe birçok “ölçü” sıralayabiliriz. Zaten bunlardan herhangi birinin “iyi” ve diğerlerinin “kötü” durumda olması diye bir anlayış içinde olmak, mümkün ve doğru değildir. Temel hak ve özgürlükler, ulusal ve uluslararası hukukun tanımladığı normlardır. Bir bütün olarak benimsenmesi ve daha da önemlisi uygulamada herhangi bir ayrımcılık ya da çifte standartçı yaklaşım içinde olmamak gerekir. Eğer iddianız ve muradınız “demokrasi” ise…

Suç, yargı, savunma, ceza ve infaz silsilesi içerisinde hangi anlayışla hareket edildiği, ne tür bir pratik sergilendiği sorularının cevapları, demokrasi ve hak ve özgürlükler konusunda gerçeğinizin de aynası oluyor.  Bu alanda ülkemizin önemli sorunları bulunduğu bilinen ve yaşadığımız bir gerçek. Ortaya koyduğunuz iddianın sınandığı en önemli alanların başında ise, hapishaneler geliyor. Türkiye’nin demokratikleşme serüvenine, hapishanelerin durumu üzerinden bakıldığında, çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücü bir gidişatla karşı karşıya kalıyoruz.

Darbe dönemlerinde, darbecilerin darbe yapmalarına “gerekçe” gösterdikleri toplumsal kesimler, siyasi ve ideolojik muhalif hareketler, rahatlıkla ve maalesef “insan avı” olarak nitelendirebileceğimiz baskılara, ezme, sindirme ve hatta yok etme politikalarına maruz kaldılar. Bunların başında da egemen devlet aklının sık sık “tehdit ve tehlike” olarak gördüğü Kürtler ve sol hareketler vardı. Bu “akıl”, günümüzde de değişmiş değil.

Darbe dönemlerinde darbecilerin hapishane politikası, darbe hukukunun (buna keyfilik demek daha doğru) gereği olarak “içeri” attığı insanları devletin hakim ideolojisine teslim olmaya zorlamak olarak özetlenebilir.İnsanlarda bunun için idam edilmiş, idamlar üzerinden geride kalanlara da korku verilmek istenmiştir.

90’lı yıllarda, Kürt hareketini bastırmak gerekçesi ileri sürülerek devletin “rutin dışına” çıktığına tanık olduk. Bu dönemde binlerce köy yakılıp yıkılarak boşaltılırken, “faili meçhul” cinayetler ve kitlesel tutuklamalar yaşandı. Hapishanelere doldurulan Kürt mahpuslar, haksız-hukuksuz yargılamalar sonucu ağır hapis cezalarına çarptırılırken, cezaevlerinde de temel haklarından mahrum biçimde yaşamaya zorlandılar. Hapishanelerde dayatılan şartlara direnişler ise kan dökülerek bastırıldı.

2000’li yıllara doğru tecrit esasına göre inşa edilmiş tip tip cezaevlerinde mahpusların örgütlü herhangi bir tavır geliştirmelerinin önüne geçilerek herkesin “kaderine” razı olmaya zorlandığı bir “sisteme” geçildi.

Peki ana hatlarıyla özetlemeye çalıştığım bu süreç, günümüzde nasıl bir hal aldı?

Hapishanelerin durumu, hak ihlalleri bakımından, önceki dönemlerden “daha iyi” değil. Hatta, hapishanelerin yakın dönemini yakından, daha yerinde bir deyişle “içeriden” bilen biri olarak söylemeliyim ki bazı bakımlardan daha kötü.

Örneğin, önceden hapishanede maruz kaldığınız baskıların bir “haber” değeri vardı. Ana akım medyanın rezil manşetleri bir yana, o gazetelerde bile bazı köşe yazarlarının yazılarında “Cezaevlerinden kötü haberler geliyor” cümlelerine rastlanabiliyordu. Aydın inisiyatifleri oluşuyor ve hükümetin ilgili bakanlarıyla ilişki kurabiliyor, bazı durumlarda “arabuluculuk” yapabiliyorlardı. İnsan hakları kuruluşları baskılara rağmen girişimleriyle gündem olabiliyorlardı…

Günümüzde ise hapishanelerdeki hak ihlalleri medyada sadece sınırlı biçimde “haber” olabiliyor. “Ana akım” olma özelliğini kanımca çoktan yitirmiş medyada “haber” olması söz konusu bile değil. İnsan hakları örgütlerinin çabaları bırakalım “etkili” olmayı, muhatap bile alınmıyor. İlgili sivil toplum kuruluşları başlarında Demokles’in kılıcı gibi sallandırılan kapatılma veya “kayyum atama” tehdidi nedeniyle varlık-yokluk mücadelesi veriyor. “Muhalif aydınlar”, hiçbir dönem olmadığı kadar fazlasıyla var ama onlar da “içerideki” gazetecilere, yazarlara bakıp “ne olur ne olmaz” kaygısı içerisindeler.

Sosyal medyada kimi zaman “…yalnız değil” hashtaglerine rastlansa da “içerideki”, özellikle de siyasi mahpuslar, ağır sorunlarıyla baş başa kaldıkları bir durumu yaşıyorlar.

Hapishaneler tıklım tıklım

2006 yılında kurulan Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), ihtiyaç sahibi mahpuslar ve aileleriyle ilgileniyor, hak ihlalleri konusunda ilgili insan hakları kurumları ve Adalet Bakanlığına başvurularda bulunuyor. CİSST Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut, CİSST’in başta Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili kaynakların verilerine dayanarak derlediği 2021 yılını kapsayan hapishane istatistiklerini paylaşıyor.

Türkiye’de, toplam 266.575 kapasiteli 86’sı açık, toplam 384 hapishanede 295.754 mahpus tutuluyor. Kapasite fazlası yüzde 10,94. 87.661 mahpus açık, 208.093 mahpus kapalı hapishanelerde kalıyor. Bu mahpusların 255.879 tanesi hükümlü, 39.879’u tutuklu. Mahpusların 200 tanesi LGBTİ, 10.002’si yabancı, 581’i engelli, 1.453 tanesi ise ağırlaştırılmış müebbet mahkumu. Hapishanelerdeki mahpusların 4.999’u 65 yaşın üstünde.  Hapishanelerde öğrenimini sürdürebilen mahpus sayısı 39.519 ve sigortalı olarak mesleki faaliyette bulunmuş 60.767 mahpus var. Hapishanelerde 60’ı kız çocuğu olmak üzere 18 yaş altı 1.896 tane çocuk tutulmakta. 11.467 kadın mahpusun yanında annesi ile kalan çocuk sayısı ise 345. Bu verilere ek olarak, hapishanelerde sağlık problemi olmayan tutuklu ve hükümlülerin iaşe bedelleri 11,5 TL, anneleri ile birlikte kalan 0-6 yaş çocukların iaşe bedeli ise 23 TL olarak belirlenmiş.

2021 yılı: Hak ihlalleri azalmıyor, artıyor

Diyarbakır Barosu bünyesindeki İnsan Hakları Merkezi Cezaevleri İzleme Komisyonunun her yılın sonunda açıkladığı “Cezaevleri Hak İhlalleri Raporu”, 2021 yılında hak ihlallerinin önceki yıllara kıyasla azalmadığını, arttığını tespit eden bir belge niteliğinde.

Diyarbakır Barosu raporunda avukatların yerinde tespitlerine göre, cezaevlerinde gardiyan ve jandarmaların mahpuslara karşı işkence, kötü muamele ve onur kırıcı hareketlerde bulundukları belirtiliyor. İşkence ve kötü muamele sonrası darp raporu almak isteyen mahpuslar engelleniyor, hastaneye sevk edilmiyor. Bazı hekimlerin darp raporu vermediği, infaz koruma memurlarının haksız ve hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı adli ve idari makamların failleri koruma politikası uyguladığı ifade ediliyor.

Raporda sağlık hakkı ihlalleriyle ilgili, mahpusların hastane sevk taleplerinin ya hiç karşılanmadığı ya da değişik bahanelerle geciktirildiği; insanların kelepçeli şekilde muayene ve tedaviye zorlandığı; Adli Tıp Kurumunun (ATK) olumsuz raporlar vererek hasta mahpusların infazlarının ertelenmesini engellediği belirtiliyor.

Raporda dikkat çeken tespitlerden biri, çocuk mahpusların fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalması… Raporda, Diyarbakır Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yapılan görüşmelerde bazı infaz koruma memurları tarafından çocukların fiziksel ve psikolojik şiddet ile kötü muamele ve onur kırıcı davranışlara maruz bırakıldığını anlattıkları belirtilerek şöyle deniyor: “Çocukların tehdit edildiği, darp ve kötü muamele eylemleri dışında beslenme hakkı, sağlık ve tedavi hakkı, haberleşme ve iletişim hakkı ile eğitim ve sosyal hakların ihlal edildiği, ayrıca hükümlü – tutuklu çocuklar arasında yaşanan akran zorbalığı olaylarının cezaevi yönetimi tarafından önlenmediği gözlemlenmiştir.”

Rapora göre kadın mahpusların odalarını ve odadaki mutfak ve banyo kısmını gören kameralar, mahpusların özel alanlarını ihlal ediyor. Kadın mahpuslara sadece hesaplarında para yoksa cezaevi tarafından ped verildiği belirtiliyor ve hesabında para olan mahpuslara pedin ücret karşılığı satıldığı kaydediliyor.

Covid-19 salgını nedeniyle hapishanelerde oluşturulan karantina koğuşlarında, tutulan hasta mahpusların ailelerine bilgi verilmiyor. Bazı yerlerde mahpuslar bu karantina koğuşlarında yerde yatırılıyor. Farklı hastalıkları nedeniyle tek başına kalamayacak durumdaki mahpusların bu durumları dikkate alınmıyor ve tek başına tutuluyorlar. Hasta mahpusların durumu karantina koğuşlarında daha da ağırlaşıyor.

Pandemi şartlarında koğuşların yeterince havalandırılmadığı, temiz havaya erişimin engellendiği ifade edilen raporda, bazı cezaevlerinde koğuş pencerelerinin açılmaması için sabitlendiği belirtiliyor. Maddi durumu kötü olan mahpuslar, gerekli hijyen ve temizlik malzemelerini edinemiyor. Cezaevi kantinlerinde ise temizlik malzemeleri fahiş fiyatlara satılıyor.

Raporda, mahpuslara üç öğün şeklinde dağıtılan yemeklerin yetersizliğinin yanı sıra bu öğünlerin sayısının bazen ikiye düşürüldüğü belirtiliyor. Özel beslenme rejimi gerektiren hastalıkları olan mahpusların durumu dikkate alınmıyor. Ramazan orucu döneminde oruç tutan mahpuslara yeterli yemek verilmiyor, oruç tutmayan mahpuslara ise iftar ve sahur dışında yemek verilmiyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Mahpus ölümlerinde Rusya’dan sonra ikinciyiz

HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, hapishanedeki hak ihlalleriyle ilgili mahpus yakınlarının umutla sorunlarını, şikayetlerini ilettikleri biri. Aynı zamanda hekim olan Gergerlioğlu, hapishanelerdeki hak ihlallerinin önemli ölçüde sağlık alanında yaşandığını vurguluyor: “Cezaevinde sağlığınızın bozulması zaten normal. Bir de ihmaller varsa sıkıntılarınız artar. 10 kişi yerine 20 kişi kalıyorsanız tek başına bu bile sağlığınızı bozar. Rahatsızlandığınız zaman revire çıkmakta sorun yaşıyorsunuz. Çıktıktan sonra da hastaneye sevk ediliyorsanız orada sıkıntılar yaşanıyor. Jandarma müsait olacak, doktor müsait olacak, ilgili biri olacak…

Mahpus ölümlerinde Rusya’dan sonra ikinci sıradayız. Siyasi mahpuslarda ise birinci sıradayız. Tüm dünyada 300 bin siyasi mahpus var. Bizde toplam 300 bin kişi var. Bunların en az 100 bini siyasi mahpus. İki milyon kişi de soruşturmadan geçmiş. Mecliste şunu duyuyoruz: başvurular azaldı. İnsanlar umudunu kestiği için başvurmuyor ombudsmana, kamu denetçiliği kurumuna. Tabii ki herkesin yine de başvurularını yapması lazım.”

İntihar olayları soruşturulmalı

Kadın mahpusların nahoş durumlar yaşamak zorunda bırakıldığına dikkat çeken Gergerlioğlu, “Bir perde arkasında jandarmaların olması rahatsız edici. Hastaneye giderken çıplak arama olması nedeniyle, kelepçeli muayene nedeniyle hastaneye gitmekten imtina edenler oluyor. Kırıklar Cezaevi’nde var öyle mahpuslar. Tetkikleriniz çıkıyor ve normalde ilgili hekimin mahpus hastayı tekrar görmesi lazım, belki soracak sorularınız var. Ama alıp cezaevine geri götürülüyor” diyor.

Covid-19’a yakalanan mahpuslar olduğunu duyurduğu için hakkında iki fezleke hazırlandığını hatırlatan Gergerlioğlu, pandemi tedbirlerinin mahpuslar için yaşamı daha da zorlaştırdığını söylüyor: “Covid olanları kamuoyuna duyurduğum için hakkımda iki tane fezleke düzenlendi. Covid nedeniyle ölen mahpuslar saklandı. Gerekli sağlık önlemleri önce alınmadı sonra da aşırı önlemler alındı. Dışarıda normalleşme varken açık görüşler yasaklandı. Kapalı görüşlerin de süresi kısıtlandı. İnsanların psikolojisi bozuldu. Yasaya göre bir buçuk saat olan kapalı görüş yarım saate indirilmiş durumda.”

Garibe Gezer‘i hatırlatan Gergerlioğlu, hapishanelerdeki sağlık hakkı ihlallerinin artan intiharların sebeplerinden olduğunu belirtiyor: “İntihar olayları da sağlık şartlarından bağımsız değil. Soruşturulması gereken şüpheli ölüm olaylarıdır. Garibe Gezer’in ölümünü incelediğimizde haksızlık ve hukuksuzluklarla ölüme sürüklendiğini görüyoruz. 7-8 cezaevi değiştirilmiş. İntihara teşebbüs etmiş. Yetkililer hala bir açıklama da yapmış değil. Soru önergesi vermiştim hala cevap verilmedi. Duyarsızlık had safhada. Yarın öbür gün ölebilecek insanlar var hapishanelerde.”

Hasmane bir yaklaşım var

Siyasi mahpuslara karşı hasmane bir tutum olduğun söyleyen Gergerlioğlu sözlerini şöyle sonlandırıyor: “ATK’den infaz ertelemesi aldığı halde ağır ceza mahkemesi ‘tehlikelidir’ dediği için içeride tutulmaya devam eden insanlar var. Hasmane bir yaklaşım var siyasi mahpuslara karşı. Kamuoyu baskısı olması lazım. Yoksa iktidarın umurunda değil. Vicdanlı insanların iktidara da muhalefete de baskı yapması lazım. Denetimli serbestliği gelmiş mahpuslar var. Vermiyorlar keyfi nedenlerle. Bir insanın cezaevinde bir gün bile fazla kalması zulümdür. Gözlem kurulları, siyasi nedenlerle olumsuz kararlar veriyorlar. ATK’ten infaz erteleme raporu almak için çile çekiyorsunuz. Ama bu kez ağır ceza mahkemesinin izin vermesi lazım. Emniyet mütalaa yolluyor ‘tehlikelidir’ diye. Kafayı takmışsa size, çıkamıyorsunuz.  Sağlığın üzerinde hiçbir şey tanımamak gerekiyor. Yoksa hasta mahpuslar ölmeye devam edecek.”