Nurcan BaysalYazarlar

İnsan “avlamak”

NURCAN BAYSAL

Dün Osmaniye Cevdetiye’den sosyal medyaya düşen görüntülerde ellerinde sopa ve kesici aletlerle insanların sokaklarda başka insanları aradığını görüyoruz. Bir grup insan Cevdetiye sokaklarında koşuyor, bir grup da arkalarından onları yakalamaya çalışıyor. Görüntülere silah  ve çığlık sesleri eşlik ediyor. Başka görüntülerde ise bir grup insanın jandarma ile birlikte bir okula girip göçmen aradığını görüyoruz. Sosyal medyada bu görüntülere eşlik eden yazılardan bazıları şunlar:

“Osmaniye’de kamptan kaçan Suriyeli ve Afgan mülteciler halk tarafından avlanıyor.”

“Osmaniye halkı kaçakları tek tek yakalıyor.”

“Benim askerim Suriye’de şehit olurken siz bu ülkede laylaylom çalamazsınız.”

“Hepiniz Türk milletinin tokadını yiyeceksiniz az kaldı. Tek tek avlayacağız sizi.”

“Cevdetiye’de halk uyumuyor, el fenerleriyle göçmen avlıyor.”

Bir müddet sonra sosyal medyaya düşen görüntülerde bu sefer  “avlanan” göçmenleri yerde kanlı halde acı içinde inlerken  görüyoruz. Kamptan kaçan göçmenler linç edilmişler, içlerinden bazılarının durumu ağır. Görüntüler bunlarla sınırlı değil. Başka görüntülerde “insan avına” çıkmış bazı insanların kıyafetleri de dikkat çekiyor. “İnsan avlamaya” giden bir adamın giydiği kıyafetin üstünde şu yazıyor: “Saraç Özbek Mülteci Avcısı.” Yazının altında da büyük bir kurt işareti var. Bu görüntüler insan avına çıkanların daha önceden bir şekilde örgütlenmiş gruplar olduğunu da gösteriyor. Irkçı, sivil, örgütlü, “insan avına” çıkan gruplardan bahsediyoruz.

2 Temmuz gecesi Osmaniye Valisi tarafından yapılan açıklamada Cevdetiye Geçici Barınma Merkezi’nde Afganların bulunmadığı ve firar eden 35 Suriyelinin de yakalandığı belirtiliyor. Açıklamada bu olaya ilişkin yalan yanlış haber yapan ve yayanlara karşı da hukuki sürecin başlatılacağı belirtiliyor. Ancak bu ırkçı sivil güruh kimdir, bu mültecileri kim olarak ve nasıl “avlamıştır,”  bu ırkçı güruha ilişkin bir işlem yapılmış mıdır, açıklamada bunlar yok.

Uzun süredir “insan onuru” üzerine okuyorum ve bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Türkiye Felsefe Kurumunun Başkanı İoanna Kuçuradi  “insanın onuru” ile “değerini” eş anlamlı kullanır:

“İnsanın değeri derken bundan insanın diğer canlılar arasındaki özel yerini anlıyorum. İnsana bu özel yeri sağlayan, onun özelliklerinin bütünüdür, onu diğer canlılardan ayıran olanaklarıdır. Bu olanaklar, insana özgü etkinlikler ve ürünler olarak görünür. Bu özellikler ise, insanın diğer canlılarla ortaklaşa taşıdığı özelliklere ek özelliklerdir. İşte bu özellikler ya da olanaklar “insanın değerini” ya da “onurunu” oluşturur.” (Kucuradi İoanna, Etik, Meteksan yayını, Ankara 1988, s.162)

İnsan olan herkesin paylaştığı ortak onur da diyebiliriz buna.  Peki nerededir bu insan onuru? Tecavüze uğrayanın mı onuru zedelenir, yoksa tecavüz edenin mi? İşkenceye edilenin mi onuru zedelenir, işkence edenin mi? Aç kalanın mı onuru zedelenir, aç bırakanın mı? Avlayanın onuru mu zedelenmiştir, avlananın mı? Başımıza gelenlerde midir, yoksa yapıp ettiklerimizde mi? Nerededir bu onur, nasıl zedelenir? Kim korur onu, kim zedeler?

“Avlananın”, işkence görenin, o durumda yapabileceği bir şey yoktur. Temelde onuru zedeleyen ve hatta kendi onurunu zedeleyen “avlayandır”, işkence edendir. “Avlayan” ya da işkence eden kendi onuru ile birlikte aslında tüm insanlığın onurunu zedelemektedir. İnsan onuru, insanlık onurunu koruyan etik ilkelere biz insan hakları diyoruz. İnsanlık onuru için insan haklarına sıkı sıkı sarılıyor ve bu uğurda mücadele ediyoruz.  Kuçuradi, bu noktada, insanın değerini fark etmek ve insan olmanın farkında olmanın önemine dikkat çeker ve bununla ilgili bir değerler eğitiminin çocukluktan itibaren verilmesini savunur. İnsanın değerine ilişkin bilginin önemine vurgu yapar.

Osmaniye’de yaşanan bu olay 1940’ların Almanya’sında Nazilerin “Yahudi avını” hatırlatıyor elbette. Sonucu hepimiz biliyoruz. Gaz odalarında katledilen 6 milyon insan. Türkiye’de son yıllarda göçmenlere yönelik yaşanan ırkçı şiddet olaylarına karşı ciddi önlemler alınmazsa sonucun nereye gideceği malum. “İnsan avına” çıkacak  onbinler, belki yüzbinler.

Geçen ay, insan onuru bir tekme ile hepimizin gözleri önünde yerle bir edilmişti. Yer Gaziantep, tekmelenen ise Suriyeli yaşlı bir kadındı.  Güya çocuk hırsızına benzettikleri için kadını dövmüşlerdi. Bir bankta oturan yaşlı kadının suratına savrulan şiddetli tekme, bir tekmeden çok daha ötesiydi. Zalimceydi, korkakçaydı, alçakçaydı. Yaşlı kadın o kadar korkmuştu ki bulunduğu banktan hareket bile edemiyor, “ah” diyor, gözyaşı döküyordu. İnsan onuru ayaklar altına alınırken, o koca kalabalık kadının tekmelenmesine müdahale etmiyordu.

İnsan onurunun bu kadar alaşağı edilmesiyle mücadelenin yollarından biri de insan onuruna zarar verenleri hızla cezalandırmaktır. Osmaniye Valiliği “insan avına” çıkan bu grupların kimler olduğunu belirlemelidir. Ne Osmaniye’de ne de başka yerde ciddi katliamlar olmadan bu yapılar incelenmeli ve gereken yapılmalıdır.  Bu insanlar cezalandırılmalıdır. Sadece bu göçmenlere yaptıkları işkence için değil, aynı zamanda insan onurunu ayaklar altına aldıkları için.

Tekmeler, yakmalar, “insan avına” çıkmalar… Bu ülkede çok şey kaybettik ama korkarım ki kendimize, birbirimize, yaşama, insan olmaya olan saygıyı, insan onurunu kaybediyoruz. O tekme hepimize atılacak tekmelerin başlangıcıdır. Bugün “mülteci avlayanlar,” yarın beğenmedikleri herkesi “avlamaya” çıkacaklardır. Türkiye için birçok konuda alarm zili çalıyor. Ama hepimiz için bu ülkede en acili  yere düşen insanlık onurunu geç olmadan yerden kaldırmaktır.

İnsan avlanmaz! İNSAN AV-LAN-MAZ!