İnsan Hakları

Lice katliamı mağdurları 27 yıldır adalet bekliyor

Veysİ Polat

Diyarbakır – Diyarbakır’ın Lice ilçesi, 27 yıl önce biri tuğgeneral olmak üzere iki asker ve 14 sivilin hayatını kaybettiği olaylarla sarsıldı. 72 saat boyunca dış dünyayla bağlantısı kesilen ilçeye, ne dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ne de insan hakları savunucuları girebildi. Yasak kalktıktan sonra manzara korkunçtu. Resmi kayıtlara göre 401 konuttan 302’sine tam, 86’sına orta, 13’üne de az hasarlı raporu verildi. Tarihe “Lice katliamı” olarak yazılan 22 Ekim 1993’teki olaylar, aradan 27 yıl geçmesine rağmen “faili meçhul” kaldı. Mağdurlar ve avukatları, etkin bir soruşturma yürütülmediğini belirterek, adaletin tecelli etmesini bekliyor.

Diyarbakır’da faili meçhul cinayet dosyalarını soruşturan dönemin Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun, Lice katliamı ile ilgili dosyanın 20 yıllık zaman aşımına gireceği gün (23 Ekim 2013) önemli bir iddianame hazırladı. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen “1993/4605 sayılı 2013/754 esas” sayılı iddianamede, yıllarca emniyet ve jandarmanın “PKK yaptı” diye rapor tuttuğu olaya ilişkin herhangi bir delil bulunamadığı gerekçesiyle dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis cezası istendi.

Yılan hikayesine dönen davada beraat kararı çıktı

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan dava daha sonra “güvenlik gerekçesiyle” Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından Eskişehir’e nakledildi. Eskişehir’de özel yetkili mahkeme olmadığı gerekçesiyle buradaki mahkeme heyetince Diyarbakır’a geri gönderilen dosya, buradan da İzmir’e taşındı.

İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Haziran 2014 tarihinde sanıkların taşıdığı kamu görevlisi sıfatı nedeniyle yargılanmaları için izin alınması istemiyle dosyayı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) gönderdi ve yargılama durduruldu.

29 Ocak 2015’te HSYK durdurulma kararını bozdu ve yargılama başladı. Görülen davalarda özellikle sanık Eşref Hatipoğlu’nun sorgulamasına dair usulsüzlük sebebiyle mağdur avukatları reddi hakim talebinde bulununca, yargılamaya İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce devam edildi. Üç yıl süren yargılama sürecinde diğer sanık Tünay Yanrdağ’ın Singapur’da öldüğü kayda geçti ve tek sanıkla devam edilen duruşmalar, 7 Aralık 2018 tarihinde beraatle kararıyla sonuçlandı.

İddianameden çarpıcı detaylar

Oysa dönemin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun’un hazırladığı iddianamede, olay “şüpheli” bulunmuş, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın PKK mensuplarınca öldürüldüğüne dair kanıt bulunamadığı açıkça yer almıştı. İddianamenin “Dikkat çeken hususlar” başlıklı bölümünde, çatışmanın çok yoğun biçimde şehir içinde meydana gelmesi ve gün boyunca devam etmesine, 2’si asker 16 kişinin hayatını kaybetmesine, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki birçok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir örgüt mensubunun ölü, yaralı ya da sağ ele geçirilememesi, kamu binalarının zarar görmemesi “şüpheli” bulunmuştu.

Lice katliamı sonrası heyet incelemesi yapılıyor.

Lice katliamı sonrası heyet incelemesi yapılıyor.

İddianamenin “Sonuç ve Talep” bölümünde ise şu ifadeler yer almıştı:

  • Olay günü PKK’nin Lice ilçesine saldırdığına ve Tuğg. Bahtiyar Aydın’ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir.
  • Gündüz saatlerinde bir ilçenin basılıp yaklaşık 11 saat boyunca çatışmanın devam etmesine rağmen hiç bir örgüt mensubunun ölü ya da sağ olarak ele geçirilemediği gibi örgüt mensuplarını gören kişilerin dahi bulunmaması, aradan geçen 20 seneye rağmen bu eyleme katılanların tespit edilememiş olması PKK’nin bu saldırıyı gerçekleştirmediğini göstermiştir.
  • JİTEM tim komutanı olan Tünay Yanardağ’ın kimlik bilgileri tespit edilemeyen Cemil kod adlı itirafçı ile birlikte düzenlediği duyum raporu ile maktül Bahtiyar Aydın’ın Lice’ye gitmesini sağladığı ve öldürttüğü, Eşref Hatipoğlu’nun ise 14 vatandaşın ölümüne, çok sayıda kişinin de yaralanmasına sebep olan operasyonu yönettiği, onun emirleri ile ateş edilmesi sonucu ölüm ve yaralanmaların meydana geldiği anlaşılmaktadır.
  • Çatışmanın çok yoğun biçimde ve şehir içinde meydana gelmesine ve gün boyunca devam etmesine, 16 kişinin yaşamını yitirmesine, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki birçok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir örgüt mensubunun ölü, yaralı ya da sağ yakalanmaması, şehir içinde yaralanan asker ve polisin bulunmaması.
  • Olayda yaralanan askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamış olması.
  • Sokağa çıkma yasağı ve aramalar üç gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespitin yapılmamış olması.
  • Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığının belirtilmemesi.
  • Olaylarla bağlantısı oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıp ilk sorgudan sonra serbest bırakılan 54 kişinin ve Diyarbakır TEM Şube Müdürlüğü’ne teslim edilen 20 kişinin ifade tutanakları, yakalama tutanakları, hangi delile dayanılarak gözaltına alındıklarına dair hiçbir belgenin evrak arasında bulunmaması, sadece 20 kişilik isim listesinin bulunması;
  • Roket saldırısına maruz kaldığı rapor edilen ‘Dragon 9’ isimli zırhlı araçta sadece zırh boyasının çizilmiş olması;
  • Özel şahıslara ve DEP’li belediye başkanı bulunan belediyeye ait bina ve araçlarda ağır hasarın bulunmasına karşılık asıl hedef olması gereken emniyet ve askeri birliklere ait binalarda hafif hasarın bulunması…”

Lice olaylarında mağdur olan 246 kişinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuru, 15 Haziran 2001 tarihinde rekor bir tazminat kararıyla sonuçlandı. Beş yıl süren yargılama sonucu “Dostane çözüme” giden Türkiye, AİHM’in “yaşam hakkı ihlali” kararıyla mağdurlara 2.5 milyon sterlin ödemeye mahkum edildi.

‘Oğlumu kucağımda öldürdüler’

Lice’deki olaylarda hayatını kaybedenlerin yakınları, savcıya verdikleri ifadede, “havadan Kobra tipi helikopter, karadan ise tanklarla bombalandıklarını, askerlerin ev ve işyerlerine beyaz bir toz atıp yaktıklarını, olaya sebep olanlardan şikâyetçi olduklarını” beyan etmişlerdi. Evinin helikopterle tarandığını, iki buçuk yaşındaki oğlu Bayram Yıldız’ın kucağında öldüğünü belirten Mesude Yıldız, dava dosyasının sürüncemede bırakılmasına tepkili. MLSA’ya konuşan Mesude Yıldız, şunları söyledi:

“Sabah saat 9 sıralarındaydı. Ev temizliğimi yapıyordum. Birden patlama sesleri geldi. Akşama kadar da devam etti. Biz de baraka olan evimizin tek güvenli ve betonarme olan mutfağına sığınmıştık. Dört kişiydik. Helikopter havadan sürekli tarıyordu. Bizim ev de tarandı. Mermiler kucağımda olan iki yaşındaki oğluma, bana ve eşime isabet etti. Ben kolumdan, oğlum göğsünden, eşim ayağından yaralandı. Komşular gelip bizi ahıra götürdü, çünkü sokağa çıkmak yasaktı. Kucağımda ölen oğlumu 24 saat boyunca hastaneye götüremedik. Koluma isabet eden mermi kemiğimi paramparça etmişti. O şarapnel parçaları hala kolumda. Davacı olduk, yargılamalardan bir sonuç çıkmadı. Sebep olanların cezalandırılmasını bekliyoruz.”

Lice Adalet Arıyor Platformu: Adalet elbet tecelli edecektir

Lice’deki dava süreci ile birlikte kurulan Lice Adalet Arıyor Platformu, tüm mağdur aileleri bir araya getirmeyi başardı. MLSA’ya konuşan Platform Sözcüsü Şiyar Kaymaz, Lice’lilerin 27 yıllık adalet arayışının dahal devam ettiğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Olay günü aslında Lice’de yaşayan tüm canlılar katledildi. Kuşun bile konacağı dalı kalmamıştı. Lice, olayın üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen hala faillerin cezalandırılmasını, yüzleşmeyi, adaleti bekliyor.

Lice katliamının bir çocuk mağduru olarak hafızamda ve vücudumda hala derin izler taşıyorum. 450 öğrenci ile 48 saat aç, susuz öğretmenlerimiz ile birlikte mahsur kaldığımız okulun kazan dairesinde ölümü hissettik. Yanı başımızda yakılan evler, sıkılan kurşunlar, helikopterler ve tanklarla yapılan atışlar 450 öğrencinin içinde bulunduğu okulu hedef alıyordu. Çocuk çığlıklarımız tanrının duyamayacağı hızı geçmişti. Ailelerimizin evlerin içinde yandığını gören, çocukluk travmaları yaşayan bir nesil olarak büyüdük ne yazık ki. 

Lice katliamına ilişkin bu travma, yanında bir hesaplaşma ve adalet arayışını da getirdi aslında. Bir ülkenin sınırları içinde yine ülkenin güvenlik güçleri tarafından kendi vatandaşlarına yaşatılan bu katliamın adalet mekanizması tarafından sorgulanması ve cezalandırılması gerektiğini düşünmüştüm. Aradan geçen onca yıldan sonra 2001 yılında AİHM tarafından görülen Lice katliamı davası tam sonuçlanacağı sırada ne yazık ki birilerinin ekonomik kaygıları sayesinde dostane çözüme gidilerek kapatılmıştı. Yine aynı dosya çerçevesinde Diyarbakır İnsan Hakları Derneği tarafından takip edilen ‘Ayder ve diğerleri davası’nda Türkiye, AİHM tarafından 8 başlıkta mahkum edildi. Katliamın üzerinden 20 yıl geçmesine ramak kala televizyonlarda Lice katliamı dosyasının yeniden açıldığını öğrenmiş olduk.

1993’te Lice Lisesi’nde 13 yaşında bir çocuk olarak içimdeki adalet arayışı nüks etmişti. 2001 yılında AİHM’de yaşananların bir daha yaşanmaması adına, Lice davasının takip edilmesi için Lice Adalet Arıyor Platformu kuruldu. O dönem Lice’de bulunan sivil toplum örgütleri ve mağdurlar ile birlikte platformun kuruluşu ilan edildi.

Platformun amacı Lice davasının doğru temelde ilerlemesi kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, davanın mağdurlarının taleplerinin ortaklaştırılması, davanın takip edilmesi ve Lice Katliamı Davasının bir hakikat, yüzleşme ve adalet çalışmasına vesile olmasıdır. Bu sebeple Diyarbakır’da görülen Lice davasının ilk duruşmasına platformun çalışmaları sonucu yüzlerce mağdur katıldı. Davanın İzmir’e nakil edilmesi ile birlikte platformun yükü daha ağırlaşmış, mağdurların davaya ulaşması noktasında büyük bir çaba harcamıştır.

3000 km uzakta görülen 14 duruşmanın neredeyse tamamına mağdurlar katılırken, sanıklar bir türlü mahkeme salonuna getirilmedi. Bu süreçte mağdurların savunma sandalyesinde oturan sevgili Tahir Elçi’yi katlettiler.  3000 km yol gittiğimiz ve tüm taleplerimizin reddedildiği İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları beraat ettirdi.

Bu zaman zarfında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi sonrası adalet aradığımız için kanun hükmünde kararnameyle öğretmenlik mesleğinden ihraç edildim. 27 yıldır acısı tüten Lice mağdurlarının adalet arayışı devam edecektir… Bir gün elbet mutlaka bu coğrafyada hakikat, yüzleşme, adalet ve barış talebi kazanacaktır.”

‘Geçmişle yüzleşme fırsatı kaçırıldı’

Lice katliamı davası avukatlarından olan ve aynı zamanda İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanlığı görevini yürüten Abdullah Zeytun, geçmişle yüzleşme adına önemli olan bir fırsatın sanıklara verilen beraat kararıyla kaçtığını ifade etti.

MLSA’ya konuşan Avukat Abdullah Zeytun, şunları söyledi:

Türkiye’de etkili bir şekilde soruşturulmayan, üstü kapanan en önemli dosyaların bir örneği de Lice davası. Barış sürecine denk gelen bir dönemde bir soruşturma iddianameye dönüştü ve dava açıldı. O dönemin politik ortama uygun bir şekilde bu davalar yürütülmeye çalışıldı. Ama ne zaman ki süreç bozulunca bu ve benzeri dosyalar da sonuçsuz kaldı. Bu atmosferde geçmişteki Lice, JİTEM, faili meçhul cinayetlerle ilgili davalarda aklamaya dönük bir süreç yaşanmaya başladı. AİHM’in ağır ihlal kararına karşılık devlet, göstermelik bir kovuşturmayla yargı konusu yapıldığını göstermek istedi. Tüm delil, keşif, tanık anlatımlarına rağmen talepler reddedildi. Çok defa mahkemeye heyeti değişti, her gelen yeni heyet bir cezasızlık saikiyle olayı ele aldı ve dosya kapandı. Dava şu an Yargıtay aşamasında. Siyasi saiklerle hareket eden bir yargıdan adilane bir karar beklemiyoruz. Ama yine de insan hakları savunucuları olarak adaletin tecelli etmesinde ısrarcı olacağız. Lice davası, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma için iyi bir fırsattı. Ancak bu fırsat kaçırıldı.”