İnsan Hakları

MLSA, Şanlıurfa’da “AİHM Sistemine İlişkin Güncel Tartışmalar” çalıştayı düzenledi 

Şanlıurfa – Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Avrupa Birliği desteği ile Sivil Toplum Destek Programı – II kapsamında yürüttüğü “Türkiye’deki Adli Uygulamaların Denetlenmesi & AB İnsan Hakları Mekanizmalarının Güçlendirilmesi” projesi kapsamında Şanlıurfa Barosu İnsan Hakları Merkezi ortaklığı ile düzenlenen “AİHM Bireysel Başvuru Usulünde Önemli Noktalar” çalıştayı 15 Şubat Cumartesi günü gerçekleşti. 

Şanlıurfa Barosu binasındaki Tahir Elçi konferans salonunda gerçekleşen çalıştaya eğitmen olarak Dr. Ümit Kılınç, Oleksandr Ovchynnykov, Vincent Berger katıldı. 

Yaklaşık 100 avukatın katıldığı çalıştay, MLSA Eş Direktörü avukat Veysel Ok ile Şanlıurfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel’in açılış konuşmaları ile başladı. Türkiye’de hukukun kalmadığını belirten Öncel, AİHM Demirtaş ve Kavala kararlarının uygulanmamasına dikkat çekti. AİHMin Selahattin Demirtaş kararına dair Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarf ettiği ‘Biz bu kişiyi nasıl bırakırız’ sözünün yargıya müdahalenin açık bir göstergesi olduğunu kaydetti.

Öncel, Düşman hukuku uygulandığını görüyoruz. Türkiye’de hukukun kalmadığını düşünüyoruz hukukçu olarak. AİHMin gerek Osman Kavala gerekse de Selahattin Demirtaş kararlarından korkunç olan her ikisinin de derhal tahliyesine karar verilmesine rağmen serbest bırakılmaması. Türkiye’de hukuk bitti, Anayasa ve AİHM kararlarını uygulanıp uygulanmayacağına dair inancımız kalmadı, diye konuştu.

Kılınç: “Türkiye’den gelen başvuruların %18’i usulen reddediliyor”

Strasbourg Barosuna bağlı avukat ve AİHM Yazı İşleri Müdürlüğü eski hukukçusu Dr. Ümit Kılınç’ın AİHM önünde usul sorunları ve insan haklarının yargısal korunması sistemine ilişkin güncel tartışmalardan bahsettiği sunumu ile başladı.

Kılınç sözlerine Baro Başkanı Öncel’in Türkiye’de hukukun olmadığı tespitine katıldığını, fakat AİHM’in hala hukukun üstünlüğüne inandığını ve hukuku işlettiğini düşündüğünü belirterek başladı. Bireysel başvurularda sıkça yapılan usul hatalarına değinen Kılınç, Türkiye’den gelen başvuruların %18’inin usulen reddedildiğini, bu başvuruların %60’ının da avukat hatasından kaynaklandığını kaydetti. Mahkeme’nin başvuru süreciyle ilgili usulü ve mevzuatı çok sık değiştirdiğini belirten Kılınç, kabul edilebilirlik kriterlerinin oldukça iyi anlaşılması gerektiğini ifade etti. 

Öncelikle Mahkeme’nin “mutfağının” nasıl işlediğini ve bir başvurunun kimler tarafından değerlendirildiğini açıklayan Kılınç, Bireysel başvuru formunun nasıl doldurulacağını detaylı bir şekilde anlattı. AİHM İç Tüzüğünün 47. Maddesinde düzenlenen “bireysel başvurunun içeriği” kriterleri tartışıldı. Özellikle 15 Temmuz sonrasında başvurularda yaşanan artışa dikkat çeken Kılınç, bunun Olağanüstü Hal döneminde yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerden (KHK) dolayı yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek Türkiye’de iç hukukun tamamen tıkanmış olduğunun altını çizdi.

Ovchynnykov: “AİHM kararlarının icrası, hukukçular tarafından da anlaşılmıyor”

Strasbourg Barosuna bağlı avukat ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi İcra Dairesi Bölümü eski çalışanı Oleksandr Ovchynnykov AİHM kararlarının icrası ve Türkiye’ye karşı verilen kararların uygulanmasındaki başlıca sorunlara değindiği bir sunum gerçekleştirdi.

AİHM kararlarının icrasının pek çok hukukçu için Mahkeme ile ilgili en karmaşık ve ilginç konular arasında olduğunu belirten Ovchynnykov, kararların icrasının yalnızca kamuoyu tarafından değil, AİHS konusunda uzmanlaşmış hukukçular tarafından bile tam anlaşılmamış bir konu olduğunu söyledi. 

AİHM tarafından verilen kararın daha sonra hangi aşamalardan geçtiğinin anlatıldığı oturumda icra süreciyle ilgili aktörlerden ve bu metodun amaçlarından bahseden Ovchynnykov, avukatların bu kararların icrası ile ilgili görevlerine de değindi.

Türkiye’ye karşı verilen kararların icrasına da değinen Ovchynnykov, sözlerine şöyle devam etti: Türkiye’de 700 icra edilmemiş karar bekleniyor. Bunlardan 150’si referans kararlar dediğimiz kararlar. Aynı zamanda 150 başlık demek. Bakanlar Kurulu bu durum için Türkiye’den ‘Bu kararların uygulanmasında neler yapacaksınız? cevabını bekliyor. Bu kararlar halk dışında gelişen bir durum ve Türkiye’den aldıkları önlemleri soracak. Türkiye’de bu kararların uygulanıp uygulanmaması noktasında bilgilendirmelidir. Birçok ülkede bu kararların icrası noktasında sorunlar yaşanıyor. Teorik olarak bu kararların icra edilmemesi ile ilgili devletlerin ihracı söz konusudur. Türkiye için sorun gruplarının başında güvenlik güçlerinin şiddet kullanması ile ilgili davalar. İşkence, yaşam hakkı ihlalleri aile içi şiddet davaları geliyor.

Berger: “Avukatlar şeffaf olmak zorunda”

Çalıştayın son oturumunda AİHM eski Hukuk Danışmanı ve Daire Yazı İşleri Müdürlüğü eski Müdürü Vincent Berger, AİHS sisteminde avukatların rolüne değindi. 35 yıl boyunca Mahkeme’de çalışan ve özellikle Türkiye’den gelen başvurularla ilgilenen Berger, Türkiye’den gelen başvuruların AİHS mevzuatının şekillenmesinde oldukça belirleyici olduğunu vurguladı. 

Avukatların AİHM başvuru sürecinde hem müvekkillere, hem de Mahkeme’ye karşı sorumlulukları olduğunu ifade eden Berger, avukatların müvekkillerine karşı şeffaf olmaları gerektiğini ve AİHM başvuru sürecinin tüm detayları ile anlatmakla yükümlü olduklarını belirtti. Müvekkillerin başvuru süreci ile beklentilerinin avukatlar tarafından iyi yönetilmesi gerektiğini ve müvekkillere ihlal kararı çıkmama ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunun açıklanması gerektiğini belirten Berger, başvuru sürecinde avukatların bir nevi ‘terapist’ gibi  çalışmak durumunda kalabildiğini ekledi. 

AİHM önünde bekleyen davalara sivil toplum kuruluşlarının üçüncü parti olarak katılma hakkı olduğunu da hatırlatan Berger, sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütlerinden üçüncü taraf müdahalesi için nasıl destek alınabileceğini anlattı ve özellikle müvekkilleri hakkında ihlal kararı alan avukatların, kararın icra aşamasında davanın medyaya yansımasını sağlayarak kamuoyu yaratabileceğini söyledi.  

Son zamanlarda Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin de Mahkeme’ye sırtını döndüğünden ve avukatların bu hususta en önde mücadele etmesi gerektiğini ve AİHS değerlerinin savunulmasını önerdi. Strasbourg’un hala oldukça işlevsel ve emsal nitelikte olduğunu belirten Berger, dünyanın her yerindeki mahkemelerin AİHM’in reflekslerini ve kararlarını ilham verici bulduğunu açıkladı ve sözlerini “AİHM’in ışığı bazen soluyor olabilir, fakat tamamen sönmesine izin vermemeliyiz” diye bitirdi.