MLSA TV

MLSA TV’de AİHM’in gazetecilik davalarına ilişkin kararları değerlendirildi

MLSA TV’de bu hafta Soner Şimşek’in konukları gazeteci-yazar Murat Aksoy ile İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve insan hakları hukukçusu Prof. Dr. Yaman Akdeniz oldu. “Geç gelen adalet” başlıklı yayında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) gazeteci davalarında verdiği kararlar değerlendirildi.

“Geç gelen adalet, adalet değildir,” diyerek söze başlayan Aksoy, böyle bir karar çıkacağını beklediklerini söyledi. Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptıkları başvuruya ilişkin kararın 2,5 yıl sonra geldiğini hatırlatan Aksoy, kararı şöyle değerlendirdi: “AİHM kararı yaklaşık 4,5 yıl sonra geldi. Bu karar adaleti asla yerine getirmez, sadece bize atfedilen suçların ne kadar temelsiz olduğunu gösterdi ve bizi kamu vicdanında, tırnak içerisinde söylüyorum, ‘temize çıkarmış’ oldu.”

Kararın, AYM kararını tescil etmesinin yanı sıra önümüzdeki dönem için içtihat teşkil edeceğini vurgulayan Aksoy, “Ama asıl mesele, Türkiye’deki yargıçların bu kararları esas alıp almayacaklarıyla ilgili” diye konuştu.

Aksoy ayrıca geçtiğimiz Kasım ayından itibaren, Türkiye’nin gazetecilerle ilgili verilen 12 AİHM kararında 190 bin 125 euro tazminata mahkum edildiğini de belirtti. Bu tazminatların yurttaşların vergileriyle ödendiğini ve ödeneceğini vurgulayan Aksoy, “Bunlar yargıçların cebinden çıkmıyor” dedi.

Akdeniz, Aksoy hakkında 13 Nisan 2021 tarihinde çıkan AİHM kararının aslında yargılama süreciyle ilgili değil; tutukluluk süreciyle ilgili olduğunu söyleyerek söze başladı. “Benzer şekilde Murat’ın AYM kararı da tutukluluk süreciyle ilgiliydi” diyen Akdeniz, gazeteci için “gelmeyen adaletin” ancak yargılama süreciyle ilgili AYM ve/veya AİHM tarafından verilecek bir kararla tesis edilebileceğini vurguladı ve ekledi: “Dolayısıyla bizim açımızdan yargı süreci devam etmektedir.”

“Yargıç Kuris’in karşı oyu, bugüne kadar yazılmış en önemli karşı oylardan biri”

AİHM’in benzer bir kararı birkaç hafta önce Atilla Taş için de verdiğini hatırlatan insan hakları hukukçusu, bu kararların ağır ihlallere hükmettiğini belirtti ve şunları söyledi: “Tabi kararda ciddi eksikler de var. Örneğin 18. maddesini, gerek 5. gerekse 10. madde bakımından değerlendirmiyor bu heyet. Altan kararında en azından değerlendirmiş, ve güçlü bir karşı oy mevcut. Benzer bir karşı oy, Cumhuriyet ve Ahmet Şık kararlarında da vardı. Yargıç Kuris’in karşı oyu, bugüne kadar yazılmış en önemlilerden biridir.”

Gazeteci yargılamalarına ilişkin AİHM’e yaptıkları başvurularda asıl amaçlarını “Hükümetin bir art niyetinin, gizli bir sebebinin olduğunu ortaya koymak” şeklinde açıklayan Akdeniz, “Aslında Murat Aksoy kararını satır satır okuduğunuz zaman bu zaten açıkça görülüyor” diyerek Aksoy’un tahliyesine karar verildikten sonra yeniden tutuklandığını, ve gazeteci hakkında hazırlanan ikinci dosyanın ilkinin aynısı olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

“Büyük Daire’nin yeniden değerlendirmesini talep edeceğiz”

Türkiye’de özellikle hak ihlallerine bakıldığında, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki süreçte bunun açıkça ortada olduğunu söyleyen Akdeniz, “Mahkeme bugüne kadar ancak Osman Kavala kararında ve Selahattin Demirtaş’la ilgili Büyük Daire kararında 18. madde ihlali var dedi. Fakat benzer bir kararı biz gazetecilerle ilgili başvurularda da bekliyorduk. Türkiye’de olup bitenleri basit bir yargılama hatasıyla açıklamak mümkün değil. Bu ancak arka plandaki siyasi gelişmelerle açıklanabilir. Gazeteciler için yapılan her bir başvuru, büyük resmin bir parçasıdır. Dolayısıyla hepsi bir arada değerlendirildiğinde bunu görmemek mümkün değil.” 

Aksoy kararında 18. madde yönünden ihlal kararı verilmediği için başvuruyu Büyük Daire’ye taşıyacaklarını ve yeniden değerlendirme talep edeceklerini söyleyen Akdeniz, “Tabi bu kolay bir süreç değil, ama en azından deneyeceğiz. Bu iş burada bitmedi” diye konuştu. AİHM ve AYM tarafından gazetecilere ödenmesine hükmedilen tazminatlarla ilgili konuşan gazeteci Aksoy, “Önümüzdeki yıllarda AİHM cephesinden bunların artacağını düşünüyorum. Mahkeme, bizim bilmediğimiz, haberimiz olmayan birçok başvuruyu değerlendiriyor. KHK’lılar, barış akademisyenleri, işini kaybedenler vs. var. Bu kişilerin büyük kısmı haklarını hem Türkiye’de hem de AİHM’de arayacak, dolayısıyla bunlar artacak diye düşünüyorum” dedi.

2016 yılının Kasım ayında AYM’ye başvururken tedbir de talep ettiklerini belirten Akdeniz, bu tip tedbir kararlarının AYM tarafından genelde reddedildiğini de ekledi. Ancak 24 saat içinde bir değerlendirme yapılması gerekirken AYM’nin böyle bir değerlendirme yapmadığını hatta  ancak AİHM süreci başladıktan sonra AYM’ye yaptıkları başvuruya ait başvuru numaralarını öğrenebildiklerini de aktardı.

“AİHM’in tüm bu başvuruları tek elden değerlendirmesi gerekirdi”

Mahkemenin bütün bu başvuruları önünde görüp hükümete bildirdikten sonra aslında “tek elden değerlendirmesi” gerektiğini söyleyen Akdeniz, “Tabii ki her birinin olayları birbirinden farklı fakat her kararı okuduğunuz zaman, yapılan ihlal talepleri ve verilen ihlal kararları birbirine çok benzer” diye konuştu.

Altan ve Aksoy’un başına gelenlerin aynı olmamasının yanı sıra, Altan’ın da ilk tahliyesinden bir hafta sonra, o aralıkta yazdığı bir yazı gerekçesiyle tekrar tutuklandığını hatırlatan Akdeniz, “Kararda tekrar tutuklandığı söyleniyor fakat o yazı sebebiyle olduğu söylenmiyor. Altan’ın tahliyesi de, biliyorsunuz, AİHM kararından bir gün sonra gelen Yargıtay bozma kararı ile oldu” dedi.

“Mahkeme her bir kararında diyor ki, ‘Bu gazetecilerin hepsinin 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra tutuklanması gayet normaldir.’ Atilla Taş’ta da var, Murat Aksoy’da da. Ahmet Altan’da da bu cümleye yer veriliyor. Asıl sorun da buradan kaynaklanıyor. Ortada doğal olan hiçbir şey yok. Yazdıkları yazılar, beyan ettikleri görüşlerle, hükümeti eleştirmiş olmaları, hükümeti rahatsız etmiş olmaları bu gazetecilerin ortak noktalarıdır. TV yayınları, gazete, internet yazıları, tweet’ler. Atilla Taş’ın dosyasına bakıyorsunuz onlarca tweet var, 2011’e kadar giden tweet’ler. Düşünün ki sizin 2011’de attığınız bir tweet’in 2016’daki darbe girişimini etkilediği iddia ediliyor. Bunlar deli saçması. Hükümet hiçbir politikasının sorgulanmasına tahammül edemiyor. Sadece hükümet değil, siyasetçilerimiz de tahammül edemiyor. Tahammül edemedikleri için de hukuka aykırı yollara başvuruyorlar.” 

“18. maddenin değerlendirilmemesi fiyaskodur”

Akdeniz, başvuruyu değerlendiren heyetin 18. madde’yi değerlendirmediğini bir kez daha vurguladı, bu duruma ilişkin şunları söyledi: “Heyet diyor ki 5. maddeden ve 10. maddeden zaten ihlal verdik, bunu değerlendirmeye gerek yok. Nasıl olmaz? Sen olayları yazarken zaten yazmışsın iki defa tutuklanmış, ikincisini kimse açıklayamıyor diye. Bu kadar sağlam deliller varken, 18. maddenin değerlendirilmeye alınmaması kabul edilebilir bir davranış değil, fiyasko hatta.”

Başvuruyu bu yüzden Büyük Daire’ye götüreceklerini belirten Akdeniz, 5. maddenin 4. fıkrası için de benzer bir durumun söz konusu olduğunu, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ile ilgili mahkemenin ihlal görmediğini aktardı ve şunları söyledi: “Murat Aksoy ve Atilla Taş için, soruşturulurken neyle suçlandıkları kendilerine açıklanmış, avukatları tarafından savunulmuşlar deniyor. Biz tabii ki o aşamada yine elimizden geldiğince savunduk, ama Murat da soruyordu, Atilla da soruyordu, iddianame yazılmadan soruşturma dosyasını görmedik ki. İçinde ne olduğunu bilmiyoruz. Tahmin dahi edemiyoruz, ne çıkacağını bilmiyoruz. Neyi kısıtlıyorsun? Neyi kimden saklıyorsun o aşamada?”

18. madde ihlali verilmesine tekrar değinen Akdeniz, “18. madde ihlali verilmezse bu resim tamamlanmaz ve adalet gelmemiş olur. AİHM bu ihlali verecek ki, Türkiye’de bazı şeylerin değişmesine bir katkısı, etkisi olacak. Amaç sadece bireysel başvuruda tazminat alınması değil. Tazminat olarak verilen o miktarlar da hapiste geçirilen tutukluluk ya da hükümlü sürelerini asla karşılamaz, hiçbir zaman karşılayamaz. Dolayısıyla alınan bireysel önlemler yeterli değil. O bakımdan, alınacak genel önlemler, Türkiye açısından bazı şeylerin değişmesine katkı verir.”

“2011 yılından beri söylediklerim ve yazdıklarım hep aynı eleştirel tonda”

Akdeniz’in ardından tekrar söz alan Aksoy, “Biz hayatımızı artık sadece gazetecilikten idame ettirmesek de gazetecilik bizim bildiğimiz en önemli işlerden bir tanesi. Önceki dönemlerde de yaptığımız hiçbir şey suç değil. Ben geçtiğimiz 20 yıl içinde 1000’in üzerinde yazı yazmışım, 300’den fazla yayına konuk olmuşum ve oralarda ifade ettiğim şeylerden dolayı açılmış hiçbir dava yok. Nasıl oluyor birden bire iddianameye giren o altı yazı, dört tweet, iki program konuşması suç oluyor? Suçsa Basın Kanunu var. Dört ay içinde ilgili savcılıklar gidip dava açabiliyorlar” diye konuştu.

“2011 yılından beri, gerek İMC TV gerek CNN Türk yayınlarında söylediklerim ve yazdığım yazılar hep aynı kavram setiyle, eleştirel tonda… Ben böyle yazıları 17-25 Aralık öncesi yazdığım için atıldım gazeteden. Yeniden çalışacak yer bulunca da böyle yazılar yazmayı sürdürdüm. Araya cezaevi girdi. Çıktım, şimdi aynı şeyleri yazmaya devam ediyorum. Çünkü söylediklerim ve yaptıklarım suç değil. Yoksa ben Gezi sürecinde de, öncesinde de hükümeti eleştiriyordum. Özellikle Suriye politikasına dair eleştirilerimin dozajı arttı, yoksa ben de o dönemde yazı yazmayıp söyleşi yapmayıp geriye çekilip sadece editörlük yapsaydım, şimdi muhtemelen uçağa binerdim, yandaş mecralarda program yapıp 50-100 bin lira da kazanıyor olurdum. Ama çocuklarımıza ne bırakacağız bu dönemden? Bu dönem geçecek, çocuklarımız biraz büyüdükleri zaman arkadaşları ona soracaklar bu dönemde senin baban gazeteci olarak avukat olarak ne yaptı? Nerede durdu? Benim de bırakacağım şey kitaplar ve yazıp çizdiklerim, vicdanen ben bu açıdan çok rahatım. Bildiğim şeyi yapmaya, yazı yazmaya ve konuk çağrıldığım yerlerde konuşmaya devam ediyorum. Ben bunları Türkiye daha özgür, daha demokratik, daha adil olsun diye yapıyorum. Buranın demokratik bir hukuk devleti olmasını istiyoruz, benim bütün çabam bu. Siyasi iktidar da susalım, sinelim diye Demokles’in kılıcını başımızın üzerinde sallıyor. İşimizi, aşımızı, özgürlüğümüzü elimizden alıyor. Eleştiri dozu arttıkça belki de sonunda öldürür, bilemiyoruz.”

“Ceza bozulursa ancak o zaman adalet gelir”

Aksoy’un konuşmasının ardından sunucu Şimşek, Akdeniz’e yaptıkları ikinci başvuruya dair detayları aktarması için tekrar söz verdi:

“Orada şimdilik AYM aşamasındayız, zaten çok yakın tarihte başvurduk. Hem ifade özgürlüğü, hem adil yargılanma hakkı, hem de gerekçeli karar hakkının ihlalinin tespit edilmesini talep ettik. Artık 3 sene içinde mi verir, 5 sene içinde mi verir AYM, bunu bilemiyoruz. Ancak bu kez ihlal kararı çıkarsa tabii Murat’ın cezası bozulacak. Ancak o zaman adalet gelecek. Ya da AYM aksi bir karar verirse, o zaman zaten AİHM’e tekrar gitmek gerekecek. Fakat tutuklama ile ilgili kararda da hem AYM hem AİHM, yargılamanın içeriğine de etki edecek açıklamalarda bulunduğu için biz zaten AYM’ye başvururken bundan bahsetmiştik. Şimdi tekrar o süreçte AİHM kararından bahisle ek dilekçe sunacağız.” 

Akdeniz, Mahkemenin Murat Aksoy’un ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine hükmetmesinin beraat etmesi gerektiğine dair önemli bir bulgu olduğunu da ekledi. “Biz de bir taraftan AYM önünde yargılanma sonucuyla ilgili başvuruyu sürdürürken, diğer taraftan tutuklanmasıyla ilgili yaptığımız başvuruyu AİHM Büyük Daire’ye götüreceğiz. Şimdi onun planlaması ve hazırlığı içindeyiz.” 

“Gazeteci değil muhalif bir kişi olmak yeterli, en cılız sesi çıkarana ceza soruşturması açılıyor”

Aksoy’un söylediklerine bir ek yapmak istediğini belirten Akdeniz, “Siz de MLSA olarak ağırlıklı olarak gazetecileri ve gazetecilere yönelik ihlalleri yakından takip ediyorsunuz. Biz de takip ediyoruz İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) olarak. Fakat bir farkımız var, biz sade vatandaşlara da hukuki destek veriyoruz. Fakat tabii sıradan vatandaşlara yönelik işlemlerin rakamlarını takip etmek çok zor. Gazetecilik yargılamalarının takip edilmesi bir nebze mümkün, her ne kadar hükümet ‘O gazeteci değil’ dese de, kimin gazeteci olduğu belli. Fakat yüzlerce, hatta binlerce ceza soruşturması, ceza yargılaması, hukuk davası sürüyor. Görmüşsünüzdür, Fatmanur Altun’un şikayeti tipi şeyler. Uzlaşma talepleri, yüksek miktarda paraların teklif edilmesi, bunlar ödenmezse uzlaşma karşılığında ceza yargılamasına devam edilmesi, hukuk davası açılması, bazı kişiler hakkında ikisinin birden yapılması…”

Gazetecilerin yargıya erişimini sivil toplum örgütlerince sağlanabilirken, yurttaşlar açısından bunu sağlamanın zor olduğunu vurgulayan Akdeniz, bu durumun yurttaşlara ulaşmanın zorluğundan kaynaklandığını aktardı ve ekledi: “Bundan beş sene sonraki dönemde, gerek AYM gerek AİHM önünde, sade vatandaş, yurttaş diyeceğimiz kişilerin başvurularının da karara bağlandığını göreceğiz. Türkiye’de artık sadece gazeteci olmak değil, muhalif bir kişi olmak yeterli. En cılız sesini çıkartan, Facebook’ta bir şey beğendiği için ya da Facebook’ta kısıtlı çevresine bir şeyler söylediği için veya bir makalenin altına bir yorum yazarak görüş bildirdiği için hakkında ceza soruşturması açılan ve yargılananların sayısı o kadar arttı ki vahim bir durumdayız.”