COVID19İnfaz Paketiİnsan Hakları

MLSA TV’de infaz düzenlemesinin yarattığı eşitsizlik tartışıldı: ‘Adeta bir idam cezası’

COVID-19 pandemisi sürecinde Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) online olarak düzenlemeye başladığı paneller sürüyor. 29 Nisan Çarşamba günü deneyimli gazeteci ve Hafıza Merkezi Eş Direktörü Murat Çelikkan, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Başkanı avukat Eren Keskin, avukat Gizay Dulkadir, Uluslararası Af Örgütü Kıdemli Kampanyacısı Milena Buyum ve MLSA Eş Direktörü Barış Altıntaş’ın katılımıyla gazeteci Banu Güven moderatörlüğünde düzenlenen panelde, cezaevlerindeki yoğunluğu azaltmak için yürürlüğe giren infaz indirimi düzenlemesindeki eşitsizlik tartışıldı.

Çelikkan: ‘Pandemi, insan hakları ve demokrasi sorunlarını daha görünür kıldı’

Murat Çelikkan sözlerine otoriter rejimler ile COVID-19 pandemisi üst üste geldiğinde insan hakları ve demokratikleşme konusundaki pek çok sorunun katmerlendiğini ve daha da görünür hâle geldiğini belirterek başladı. Çelikkan sözlerine şöyle devam etti: “Otoriter rejimlerin genel özelliği muhakkak bir düşman ve öteki yaratarak, bunun karşısında taraftar grubu iktidar tarafında konsolide etmek, belirsiz ve keyfi yönetim modelleri uygulamaktır. Oysa pandemi ile mücadele, bunun tam tersini gerektiren bir durum yaratıyor. Tespitlerinizin, mücadele yöntemlerinizin, sunduğunuz rakamların ve  tedavi yöntemlerinizin belirsiz ve keyfî değil, kesin olması lazım. Üstelik bütün toplumun bundan yararlanabilmesi lazım. Pandemi ile mücadelede ulusal düzeyde mutabakat da yetmiyor, uluslararası bir mücadele vermek gerekiyor. Bu anlamda virüsün bir eşitleme özelliği var fakat tuhaf bir biçimde bu kadar olağandışı bir durumda bile bu ayrımcılık ve öteki muamelesi sürüyor.”

Türkiye’nin kamu sağlığı konusunda en deneyimli kurumu olan Tabipler Odası’nın kriz masasına dahil edilmediğini ve muhatap kabul edilmediğini, belediyelerin ve diğer siyasi partilerin salgına karşı çabalarının dışlandığını ve kriminalize edildiğini belirten Çelikkan, bu ötekileştirici tavrın ifade özgürlüğü ve cezaevleri konusunda da yaşandığını belirtti. 

Uluslararası insan hakları kuruluşlarının pandemi sırasında cezaevi nüfusunu azaltmanın öncelikli olduğunun altını çizdiğini hatırlatan Çelikkan, Türkiye’nin de yaklaşık 280 bin kişilik cezaevi nüfusunda bir azaltmaya gittiğini fakat bunu COVID-19 sebepli geçici bir önlem olarak değil, kalıcı olan bir infaz düzenlemesi sayesinde yapıldığını vurguladı.

Çelikkan, “Kimin infaz indiriminden yararlanmasının istenmediği çok açık. ‘Bizden değil’ diye düşündükleri herkes; toplumun ses çıkaran kesimi, gazeteciler, sivil toplum temsilcileri, siyasetçiler, belediye başkanları bu indirimin dışında kaldı,” ifadelerini kullandı. Ayrıca kesin sayısı bilinmemekle beraber yaklaşık 50 bin civarı tutuklu için de bir düzenleme yapılmadığını hatırlatan Çelikkan, tutuklu yargılanan kişilerin bir an önce serbest bırakılması gerektiğini belirtti. Çelikkan’a göre, “Düşünce üreten, siyaset yapan, hak peşinde koşan ve haber yapan kişilerin bir kez daha cezalandırılması ve virüs riskine maruz bırakılması söz konusu.”

Dulkadir: ‘İlla bir suç affedilecekse, bu ancak devlete karşı işlenen suçlar olabilir’

Libya’da hayatını kaybeden MİT mensubu ile ilgili bir tweet’i gerekçe gösterilerek tutuklanan Yeni Çağ gazetesi yazarı Murat Ağırel’in avukatı Gizay Dulkadir de infaz indirimi düzenlemesindeki adaletsizliğe dikkat çekti. 

İktidar grubunun sabaha karşı saat 3’te verilen bir teklif ile hiçbir açıklama ya da gerekçelendirme yapmadan MİT Kanunu’na karşı işlenen suçları infaz indirimi düzenlemesi dışında bırakıldığını hatırlatan avukat Dulkadir, müvekkili Ağırel’in infaz oranındaki indirimden yararlanamadığını fakat bu eklemenin apar topar yapıldığı için denetimli serbestlik istisnalarına eklendiğini unuttuğunu vurguladı. Dulkadir’in aktardığına göre, Ağırel üzerine atılı suçtan ceza alsa bile, infaz için cezaevine girmeyecek.

Yeni infaz düzenlemesinin ortaya çıkardığı bu durum sonrasında yaptıkları tahliye talebinin de hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedildiğini aktaran Dulkadir, “Parlamento, insanların bireylere karşı işlediği ve bireylerin doğrudan olarak mağdur olduğu suçları affetmemeli, infaz indirimini bir cezasızlık haline dönüştürmemelidir. İlla bir suçu affedilecekse, bu ancak devlete karşı işlenen suçlar olabilir. Oysa yalnızca devlete karşı suçların affedilmediğini, düzenlemenin dışında kaldığını görüyoruz,” ifadelerini kullandı. 

Cezaevindeki bir tutuklunun ya da hükümlünün özel alanına dair kontrolü bile kendisinde olmadığını ekleyen Dulkadir, mahpusların her gün infaz koruma memuru ile muhatap olmak zorunda kaldığını, cezaevindeki bir kişinin yalnızca kişisel olarak önlem alarak virüsten korunması mümkün olmadığını vurguladı.

Keskin: ‘Tutukluların tahliye edilmemesi adeta bir idam cezası’

İHD Eş Genel Başkanı ve avukat Eren Keskin sözlerine Türkiye’de infaz hukukunun her zaman anti-demokratik olduğunu, zaman siyasi ve adli mahpuslara eşitsiz şekilde infaz uygulaması yapıldığını belirterek başladı. Keskin, COVID-19 salgını ile bu eşitsizliğin iyice göze batmaya başladığını, fakat infazda eşitsiz muamelenin Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurguladı. 

Keskin sözlerine şöyle devam etti: “Adalet Bakanı’nın açıkladığı sayılara asla inanmıyorum. İHD’nin Merkezi Cezaevi Komisyonu pek çok cezaevi ile sürekli iletişim halinde. Gidemediğimiz cezaevlerinde ise mahpus yakınlarından bilgi alıyoruz. Bizim topladığımız veriye göre cezaevlerinde COVID-19 belirtisi gösteren çok sayıda tutuklu ve hükümlü var. Saptadığımız 1800 tane ağır hasta mahpus var; bunların içinde astım, kalp, kanser hastası ve felçli olanlar var. Bu kişiler hakkında hiçbir işlem yapılmadı.”

İktidarın kendisine muhalif olan, tehlikeli olarak gördüğü herkesi cezaevinde bırakmaya yönelik bir tavrı olduğunu aktaran Keskin, işin Anayasa Mahkemesi’ne kaldığını söyledi. “İnsan hakları savunucuları olarak bu kadar öngörüsüz ve korunaksız kaldığımız başka bir süreci hatırlamıyorum. Eskiden de yargı bağımlıydı fakat konuşabileceğimiz, derdimizi anlatabileceğimiz hâkimler vardı. Ya da beklemediğimiz kararlar çıkabiliyorduk.  Fakat biz şimdi avukatlar olarak hâkimlerin ve savcıların odalarına bile giremiyoruz, savunma makamı olarak yargının tamamen dışına itilmiş durumdayız,” ifadelerini kullandı. 

Hem tutuklu hem hükümlü olan hasta mahpuslar için İHD olarak başvurular yapmaya başladıklarını belirten Keskin, tüm tahliye başvurularının gerekçe gösterilmeden reddedildiğini aktardı. Keskin, “Bu aslında bir idam cezasına benziyor çünkü cezaevlerinde COVID-19 salgınından korunmak mümkün değil. Mahpuslar ölüme terk edilmiş durumda,” dedi. 

Altıntaş: ‘Cezaevindeki Kürt gazeteciler için COVID-19 karşısındaki riskler katmerleniyor’

MLSA Eş Direktörü Barış Altıntaş, cezaevlerinde salgın öncesinde de büyük bir keyfiyet olduğunu belirtti, derneğin savunmanlığını üstlendiği müvekkiller için endişeli olduklarını söyledi. cezaevlerindeki tutumun bölgeye ve yönetime göre değişiklik gösterdiğini ekleyen Altıntaş, özellikle Kürt kentlerindeki cezaevlerinde bulunan gazeteciler için COVID-19 karşısında ortaya çıkan risklerin katmerlendiğini vurguladı. 

18 Mart tarihinde MLSA Hukuk Birimi’nin altı müvekkilleri için tahliye talebinde bulunduğunu aktaran Altıntaş, henüz bu taleplere bi yanıt gelmediğini söyledi. Bu müvekkillerden Van Cezaevinde tutuklu bulunan Ziya Ataman ile Patnos Cezaevinde tutuklu bulunan Aziz Oruç’un sağlık problemleri de olduğunu, salgına karşı daha da korunmasız durumda bulunduklarını belirten Altıntaş, mahpusların salgın öncesindeki koşullarda da sağlık hizmetlerine erişim konusunda sıkıntılar yaşadığını ekledi. 

Patnos L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci Aziz Oruç’un 12 kişilik bir koğuşta kaldığını ve koğuşta COVID-19 belirtileri gösteren ve oldukça ağır hasta olan bir mahpus olduğunu aktaran Altıntaş, telefon edip bu durumu sordukları cezaevi yönetiminin ise bu durumu reddettiğini söyledi.

Buyum: ‘Soruşturmaya bile tabi tutulmaması gereken insanlar şu an cezaevinde’

Panele Londra’dan katılan Milena Buyum, Af Örgütü olarak muhataplarının aslında resmi devlet kurumları olduğunu fakat salgın sürecinde böyle bir görüşme gerçekleşemediğini aktardı. Yüz yüze gelinemeyen bu süreçte taleplerine pozitif yanıt almanın mümkün olmadığını, resmi kurumlarla online platformlar üzerinden görüşme gerçekleştirmenin ise bir hayli zor olduğunu aktardı.

Salgın sürecinde Af Örgütü’nün de hak ihlallerini koronavirüs merceğinden değerlendirmek durumunda kaldığını vurgulayan Buyum, kurum olarak devletlere COVID-19 çerçevesinde insan haklarını nasıl koruyabileceklerine dair öneriler içeren bir belge hazırladıklarını, bu rapor metninin Türkçesini de Türkiyeli yetkililere ulaştırdıklarını belirtti. 

Buyum, “Soruşturmaya bile tabi tutulmaması gereken insanlar şu anda cezaevinde. Tutuklu yargılananların sayısını tam olarak bilmiyoruz bile ama hepsinin bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Düzenlemenin tutukluları kapsamaması kabul edilemez,” ifadelerini kullandı. 

Türkiye’de tutuklama tedbirinin rutin olarak cezalandırıcı bir şekilde kullanıldığını ve adil yargılanma hakkının ağır şekilde ihlal edildiğini söyleyen Buyum, infaz düzenlemesinin bunun devamı niteliğinde olduğunu söyledi. Buyum, izleyicileri Af Örgütü’nün “Haksız yere cezaevinde tutulan ve yüksek risk altında olan mahpuslar serbest bırakılmalı” talebiyle hazırladığı acil eylem bildirisine imza vermeye çağırdı.

‘Devlet, imzaladığı uluslararası sözleşmeleri uygulamıyor’

Panelin kapanışında temennilerini ve ilerleyen dönemde ne yapılması gerektiği ile ilgili düşüncelerini paylaşan Eren Keskin, “Biat etmeyen bir kesim hâlâ var ve bu cesaretin koruyucu bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Devlet imzaladığı sözleşmeleri uygulamıyor, bunu sonuna kadar söylemek zorundayız. Tutuklularla ilgili özel bir düzenlemeye dahi gerek yok. Hâkimler kendileri inisiyatif alarak tutuklular için tahliye kararı verebilir. Şimdiye kadar yalnızca bir vicdanlı hâkimin hayati risk olduğunu kabul ederek tahliye kararı verdiğini gördüm. Onun dışında tüm tahliye başvuruları reddediliyor,” ifadelerini kullandı.

Murat Çelikkan, mevcut uygulamaları değiştirebilecek kanalların sadece pandemi nedeniyle değil, hükümetin tutumu nedeniyle de çok uzun zamandır kapalı olduğunu ve COVID-19 koşullarında resmi mercilere erişimin daha da zorlaştığını vurguladı.

Barış Altıntaş ise devletin COVID-19 salgınına karşı önlem almayarak cezaevindeki meslektaşlarının canına kast ettiğini gördüklerini belirtti ve ekledi: “Gazetecilerin daha güçlü bir dayanışma içinde olarak ve ideolojik ayrımları geride bırakarak bir araya gelmesi gerekiyor.”