Haberler

PEN Norveç, Veysel Ok’a karşı hazırlanan iddianameyi inceledi

PEN Norveç, Ocak 2020 tarihinden beri yürüttüğü “Türkiye İddianame Projesi” kapsamında Medya ve Hukuk Çalışmaları Eş Direktörü, insan hakları hukukçusu Veysel Ok’a karşı 2016 yılında hazırlanan ve “devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” (TCK md. 301) suçlamasının yöneltildiği iddianameyi inceledi.

Lawyers for Lawyers avukatları Jaantje Kramer ve Stella Pizzato’nun kaleme aldığı rapor, Ok’un insan hakları savunuculuğu karnesinin özeti ve iddianame hazırlanmasına doğru giden süreci özetleyerek başlıyor. Ok’un kariyeri boyunca farklı arka plana sahip birçok gazeteci, yazar ve insan hakları savunucusunun savunmanlığını üstlenerek Türkiye’de ifade özgürlüklerini savunduğunu vurgulayarak başlayan özet, 2016 yılında hazırlanan iddianamenin Ok’un yıllardır savunduğu ifade özgürlüğünü kullandığı için hazırlandığını belirtiyor.

İddianame incelemesi

Rapor, iddianamenin özensiz ve acele ile hazırlandığına dikkat çekiyor: “Türkiye’de ifade özgürlüğüne ilişkin açılan davalardaki pek çok iddianamenin aksine, bu iddianame oldukça kısadır. Bununla birlikte iddianame yine de çok anlaşılabilir değildir. İyi yazılmamıştır ve bir iddianamenin temel yazılma amacı olan sanığa suçlamayı, suçlamanın yasal dayanağını ve bunu destekleyen ilgili kanıtları aktarma amacını yerine getirmemektedir.”

Raporda savcının iddianameyi Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) usulüne göre değil “hikaye” şeklinde hazırladığına dikkat çekilerek bu durumun CMK md. 170/3-h’nin ihlali anlamına geldiğini belirtiliyor. Rapor, usul ihlali dışında iddianamede Ok’a yöneltilen suçlamalara gösterilen delillerin yeterince aydınlatıcı olmadığının da altını çiziyor. 

Raporu kaleme alan avukatlar Kramer ve Pizzato, değerlendirmelerini TCK 301’in kaldırılması çağrısıyla sonlandırıyor: “Sonuç olarak Veysel Ok’un iddianamesinde yer alan kusurlar, Türkiye’deki yargılamaların sahip olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından korunan adillik ve şeffaflık güvenceleri konusunda ciddi kaygılara neden olmaktadır. Bu nedenle Türkiye Adalet Bakanlığını önerilerimizi dikkate almaya, TCK md. 301’i iptal etmeye ya da maddenin lafzını gözden geçirerek yalnızca ulusal güvenliğe yönelik açık ve yakın tehditleri hedef alır hale getirmeye ve bunun da ötesinde CMK md. 170’te düzenlenen şartlar konusunda Cumhuriyet Savcılarını eğitmeye çağırıyoruz.”

Ne olmuştu?

Avukat Veysel Ok, 25 Aralık 2015 tarihinde yayımlanan bir söyleşide Türkiye’de yargının o dönemdeki durumuna dair değerlendirmelerde bulunmuştu. İfade özgürlüğünün korunması ve bu bağlamda yargı bağımsızlığına dikkat çeken Ok, Sulh Ceza Hakimlikleri hakkındaki şüphe ve eleştirilerini de paylaşmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatları söyleşinin yayımlanmasının ardından 29 Aralık 2015’te Veysel Ok hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Adalet Bakanlığının 29 Temmuz 2016’da soruşturma izni vermesi ile birlikte iddianame 2016 yılının Ağustos ayında hazırlanmıştı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 12 Eylül 2019’da görülen son duruşmada Veysel Ok ve Cihan Acar’a beşer ay hapis cezası vermiş ve hükmün açıklanmasını geri bırakmıştı.

Avukat Ok, iddianamede söyleşide kullandığı şu ifadeler için suçlanmıştı: “Bu yargıçlar şekilci de olsa hukuk bir şekilde işliyordu. Biraz hukuka saygısı olan hakim, savcı bizim savunmamızı dikkate alıp takipsizlik kararı verebiliyordu. İfade özgürlüğünü dikkate alan savcı ve hakimlere denk gelme ihtimali yüksekti. Ama bu dönem en büyük fark yargı mensuplarının tek renkte olması. Son iki yıldır karşılaştığımız hemen hemen tüm yargı mensupları tek renkli, tek fikirli. Sulh ceza hakimlerini görüyoruz. Buralarda görülen davalarda ne savunma, ne itiraz işliyor. Şu anda bütün gazeteciler sürekli 12 tane sulh ceza hakimliğine çıkıp duruyor. Bu hakimlerin paylaşımları ve sempatileri belli. Bu anlamda hakimlere karşı savunmanız istediğiniz kadar güçlü olsun kararı etkileyemiyor.”