Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazeteciler

Tutuklu gazeteciler Cemil Uğur ve Uğur Yılmaz’dan 10 Ocak mesajı 

İDRİS YILMAZ

Türkiye’de 88 gazeteci 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü cezaevinde karşılıyor. Cezaevleri gazetecilerin çalışma alanına dönüşürken, cezaevlerinde bulunan tutuklu gazeteciler Cemil Uğur ve Uğur Yılmaz gönderdikleri mektuplarla gazetecilik mesleğini icra etmeye ve üretmeye devam edecekleri mesajını verdi. 

6 Ekim 2020 tarihinde 3 meslektaşı ile birlikte Van’da tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Cemil Uğur ve 17 Temmuz 2017 tarihinde Bitlis’te tutuklanan gazeteci Uğur Yılmaz, gazetecilerin gerçekleri gizlemek ve bastırmak için susturulmaya çalışıldığını ifade ederek, buna rağmen gerçeklerin karanlıkta kalmadığına dikkat çekti. 

Cemil Uğur: “Cezaevi koşulları ağır olsa da vicdanımız rahat”

Van’ın Çatak ilçesinde iki kişinin helikopterden atıldığı iddialarını haberleştirdiği için tutuklanan gazeteci Cemil Uğur son yıllarda gazetecilere yönelik baskı ve pek çok basın organının kapanması gibi nedenlerle “çalışamayan” gazeteciler gününe dönüşen 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü için gönderdiği mektupta günümüz koşullarında bu günün anlamını yitirdiğini ifade etti. Uğur, “Cezaevlerinde koşullar her ne kadar ağır olsa bile bizler vicdanımızın bize verdiği rahatlıkla huzur içindeyiz. Üretmeye devam ediyoruz,” ifadelerini kullandı.

Uğur mektubunda şu ifadeleri kullandı: “2020 yılında 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde yaptığım bir haberle cezaevinde bulunan ve Türkiye’de yargılanan gazetecilerin durumlarına dikkat çekmiştim. Ne yazık ki, şu anda ben de tutuklu bir gazeteci olarak bu mektubu sizlere yazıyorum. Tutsak edilmemizin gerekçesini siz değerli meslektaşlarım aynı zamanda okurlar çok iyi biliyorsunuz. Van’ın Çatak ilçesinde gözaltına alındıktan sonra işkence veya diğer kötü muameleye maruz kalan köylülerin durumlarına dikkat çekmiştik. Burada bir insanın yaşam hakkına ve insanlığa karşı işlenen bir suçu ifşa ettik diye en ağır biçimde cezalandırılmak istendik. 

“Suç işlediğimiz için değil, işlenen bir suçu ifşa ettiğimiz için tutsak edildik”

Yaklaşık 3 aydır tutukluyum, birçok kez tutuklanma sebebine değindim. Aslında bu sefer talimat üzerine duracağım. Adalet Bakanlığı ve yetkililer sürekli ‘Yargı Bağımsızlığı, kimse yargıya talimat veremez’ diyorlar. Talimat görmek istiyorlarsa bizlerin davasına bakmalıdırlar. Gözaltı sonrası savcılığa sevk edildiğimizde henüz savcı ifademizi almadan bir polisin, diğer polise ‘Bunları kim cezaevine götürecek’ diye sorması talimatın varlığını açığa çıkarmaya yetiyor. Tutuklanmamıza gerekçe olarak gösterilen dosya kapsamına bakıldığında beni ve diğer arkadaşlarımı tutuklamak için somut bir gerekçe olmadığı açıktır. Bu ülkede maalesef en kolay yafta ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıdır. Yaşanan bu durum Türkiye’de yargıya olan güveni düşürmüştür. Adil yargılanma hakkı olmadığı sürece yargı reformu girişimleri çok da işe yaramayacaktır. Demokrasinin yolu basın ve ifade özgürlüğünden geçiyor. Bir ülkede basın ve ifade özgürlüğü yoksa, demokrasiden söz etmek imkansız bir çabadır. Bu anlamda demokrasinin güçlenmesi ve anlamını taşıması için basın ve ifade özgürlüğüne sahip çıkılmalıdır. Basın meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarına bu konuda önemli görevler düşmektedir. Bizler suç işlediğimiz için değil, işlenen bir suçu ifşa ettiğimiz için tutsak edildik. Sizleri en derin duygularımla selamlıyor, sağlık ve özgürlük diliyorum.”

Uğur Yılmaz: “Tutsak olsak da üretmeye devam edeceğiz”

Mektubuna Türkiye’de çalışan ve çalıştırılmayan bütün emekçi gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününü kutlayarak başlayan Uğur Yılmaz, “Gazetecilik meslek ilkelerine bağlı olmanın elbette zorluğu vardır. Bu zorluk ise iktidarın bütün baskı politikalarına rağmen toplumun sesi olmayı başarabilmektir. Bu mesleğin en güzel yanı, bastırılmaya ve karanlığa itilmeye çalışılan gerçeği açığa çıkarmaktır. Bu nedenle ben mesleğime karşı sorumluluğumu yerine getirmeye çalışmamın huzuru içindeyim” dedi.  Yılmaz’ın mektubunun satır başları şöyle: 

“Yazdığımız haberler elbette birtakım çevreleri rahatsız etti. Ortaya çıkan suçluluk psikolojisi onların yargılanmaması için bizi yargılayan yöntemler geliştirdi. Adil yargılanma hakkımız elimizden alınarak mağdur edildik. İktidarın ehlileştirdiği yargı, Anayasa’nın tanıdığı hakları bile tanımaz oldu. Sadece AKP istiyor diye, savcılar, hâkimler bile bile Anayasa’ya karşı suç işledi, işliyor. Uluslararası mahkemeler (AİHM) her ne kadar gazetecilerin maruz kaldığı yargılamaları ‘hukuksuzluk’ olarak değerlendirse de, Türkiye yargısının tam gazla halen gazetecileri tutuklaması ve haksız yere yargılaması Türkiye’de yargının geldiği noktayı içler acısı bir manzarayla açıklamaktadır. Bilinmelidir ki, baskılar arttıkça Türkiye’de özgür basın daha da güçlenecek ve özgür basına yazması için daha çok malzeme çıkacaktır. Musa Anter ve Metin Göktepe’lerin gazetecilik gelenekleri güçlenerek büyüyor. Tutsak olsak da üretmeye devam edeceğiz.”