Basın ÖzgürlüğüHaberler

Ustalar gazeteciliği anlattı: ‘Çırak kalmaya devam edebilmek, inanmadığın bir şeyi asla yapmamak’

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) İngiltere Büyükelçiliği Fon Programı (BEF) desteği ile 3 – 6 Ekim tarihleri arasında düzenlediği Deneyimli Gazetecilerden Mesleki Farkındalık Atölyesi’nde Türkiye medyasının en deneyimli gazetecileri on beş genç meslektaşıyla gazetecilik hakkında deneyimlerini paylaştı. 

İstanbul’un yanı sıra Gaziantep, Antakya, İzmir, Antalya, Kocaeli, Mersin ve Gümüşhane’den gelen yerel basın mensubu katılımcılarla İstanbul’da gerçekleşen dört günlük atölyenin ilk oturumunda Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Topuz, ana akım medya geleneğini Türkiye’nin basın tarihi perspektifinden kendi mesleki deneyimleriyle harmanlayarak  anlattı. Usta-çırak ilişkisinin meslekteki yerine de değinen Topuz, “Asıl ustanın çırak kalmaya devam eden olduğunu gördüm. Durmadan yeniden öğrenmek, yegâne anahtar” dedi.

Ali Topuz: Sorunsuz ana akım olmaz

Ana akımın tek başına olumlu veya olumsuz bir anlam taşımadığını söyleyen Topuz, “Ana akım olmayan yerde gazeteci yetişmez, iyi gazetecilik imkânları da olmaz. Ana akımın olduğu yerde nispeten işleyen bir denge var demektir” diye konuştu. Öte yandan Topuz, hem Türkiye’de hem de dünyada var olan ana akım medya sistemlerinin problemleri olduğunun da altını çizdi. Sermaye yapısı, devletin tanımladığı bir çerçeve sınırları içinde çalışma, kurumların işlerliği unsurlarının varlığı ve rekabetin var olması olarak tanımladığı ana akımın aynı zamanda norm koyucu rolü olduğunu belirtti.  

“Sorunsuz ana akım diye bir şey yoktur” diyen Topuz, yakın bir geçmişe kadar birçok gazetecinin “bir imzayı kıskanmak refleksine” sahip olduğunu hatırlattı. “Şimdi imzaların bir önemi yok. Aksine, iyi iş yapanlara saldırı başlıyor” diyerek, son dönemde gazeteciliğin asgari ilkelerine uyan basın imkanlarının giderek daraldığını söyledi.

Bugün Türkiye’de iktidara yakın medya organları tarafından yapılan faaliyetleri  “anti gazetecilik” olarak tanımlayan Topuz, “Geldiğimiz nokta–darbe girişimiyle beraber bu çok netleşti–ana akımın ihtimal olarak görülmediği, marjinalin ana akım olarak görüldüğü bir yer. Akit gazetesi gazetecilik ilkelerine hatta ceza yasasına karşı yayınlar yapılabiliyorsa, tasarlanan toplumun tasarlanan gazetesi o demektir. Bu dönemin tasarımı da da, marjinalin merkez olması, aşırının normal kalmasıdır. Bu aynı zamanda öğretim, meslek için temayüz kapılarının kapanması anlamına geliyor” dedi. 

Kadri Gürsel: Gazetecilik sadece demokrasilerde açan nadide bir çiçek

Daha önce bir televizyon programında yaptığı bir açıklama sonucu “ana akım” medyanın ne olduğunun günlerce tartışılmasını sağlayan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesi gazeteci Kadri Gürsel ise katılımcılarla  33 yıllık tecrübelerini paylaştı. 

İlk baskısı 2018 yılında Destek Yayınlarından çıkan kitabı Ben de Sizin İçin Üzgünüm’den bölümler paylaşan Gürsel “Bence gazetecilik soru sormaya meraklı insanların orta halli bir gelir karşılığında düzenli yapacağı bir iştir” dedi. 

Profesyonellik, namusluluk ve bağımsızlığın gazeteciliğin sac ayakları olduğunu belirten Gürsel, “Bunlardan biri eksik olunca iyi gazeteci olamazsınız. Bu üçgenin iç açıları hangisi dar hangisi geniş, bu nasıl bir gazeteci olduğunuzu gösterir. Bu manada bu üçgenin, birbirlerine karşı ideal açılarda bulunduğu ise ideal gazeteciliktir. Hepsi 60 derece olursa, bu teoride ideal gazeteciliktir; pratikte öyle olmasa da. Bu sadece demokrasilerde yaşanabilir. Nadide bir çiçektir gazetecilik sadece demokrasinin verimliliğinde açan,” diye konuştu. 

Gürsel, kitabından alıntılar yaparak devam ettiği paylaşımlarına “Bir ülke demokrasiden uzaklaşmaya başladığı zaman, öncelik gazetecilik deforme olur. İlk önce gazeteciliği kaybediyoruz demokrasinin havası zehirlendiğinde. Biz de bir nevi bu görevi görüyoruz, kafesteki kanarya örneğinde olduğu gibi. Gazetecilik neden savunulur? Zor şartlar altında bazı gazeteciler, özellikle şartlar rahatken iyi gazetecilik yapanlar, şartlar zorlaşınca neden vazgeçerler? Buna rağmen bazıları neden iyi gazetecilik yapmakta ısrar ederler? Bazıları neden pozisyonlarını korumak için büyük tavizler verirler mesleklerinden? Siyahın beyazı kirletme eğilimi vardır Siyahla kirli müzakereleri hayat tarzına geçiren profesyoneller siyahın tonunu alır, başka bir şey olurlar. İşbirlikçi, yandaş olurlar. Beyaz alan ne kadar küçülürse küçülsün yaşatılmalı” dedi. 

Gürsel, gazeteciliğin Türkiye’de derin bir komada olmasına rağmen  gazetecilikten vazgeçmek istemeyen ve fedakârlık yapanlar sayesinde sınırlı sayıda mecrada ana akım kültürünün yaşatılmaya devam ettiğini söyledi. 

Sedat Ergin: Gazeteciliğin temeli muhabirlikte yatıyor

Hürriyet gazetesi yazarı ve gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, kendi diplomasi muhabirliği geçmişi üzerine uzmanlaşmanın öneminden bahsetti. Kendi gazete yöneticiliği deneyimlerini de paylaşan Ergin, muhabirlere daha çok özgürlük ve esneklik tanımaya dayalı biri politika izlediğini söyleyerek, muhabirliğin gazeteciliğin temeli olduğunu ve muhabirin bir basın kurumu için köşe yazarlarından, yorumculardan çok daha önemli olduğunu söyledi. Ergin, bağımsız diplomasi muhabirliği ile ilgili anahtar noktaları deneyimlerini paylaşarak aktardı.

Ruşen Çakır: İnanmadığınız bir şeyi asla söylemeyin

Çeşitli illerden gelen katılımcılar atölye çerçevesinde bağımsız haber kurumu Medyascope TV’nin ofisine de bir ziyarette bulundu. Burada mesleki farkındalık konusunda konuşan Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, meslekte en önemli olanın “her zaman yaptığınıza sahip çıkmak” olduğunu söyleyerek;  “Geçmişte dindar düşmanlığı yapmış insanlar bugün hükümet gazetelerinde çalışıyor. Bugün AKP’yi öven insanlar yarın düzen değişirse Erdoğan düşmanı olabilir” diyerek, böyle bir mirasa sahip olmamak için gazetecilerin arkasında duramayacağı hiçbir iş yapmamasını salık verdi. 

Gazetecilik ve aktivizm konusunda da farkındalık uyarıları paylaşan Çakır, “Gazetecilik üzerinden aktivizm yaptığımız zaman, gazeteciliğiniz gölgede kalır. Biz aktivist değiliz ama onların haberlerini yapıyoruz. Taraf olmamız gerekmiyor,” dedi. Türkiye’de gelinen noktada gazeteciliğin durumu hakkında görüşlerini paylaşan Çakır, “gazeteciliğin en iyi tariflerinden biri bence her şeyi bilen değil bilenleri bilendir. Olabildiğince elinizde somut data, bilgi olması gerekiyor, haberini yazdığınız konu ne olursa olsun. En güzeli görüşlerine katılmazsanız bile okuyor olmanız. Örneğin, Hasan Cemal zamanındaki Cumhuriyet gazetesi böyleydi, sağcılar da solcular da iyi haber okuyabilmek için herhangi bir ideolojik endişe gütmeden gazeteyi alırdı” dedi. 

Siyasi iktidarın baskılarıyla beraber habercilerin siyasi tavır alan işler yapmaya yöneldiğini söyleyen Çakır, bunun iktidarın işine geldiğini anlattı. Etkili bir gazetecilik yapmanın anahtarının kutuplar üstü bir tutumda yattığını söyleyen Çakır, “Sakin, herkese hitap eden bir dil gerekli. Demokrasiden yana olmak, hak ve özgürlükleri savunmak olmazsa olmaz” diyerek Medyascope’un duruşunu da anlattı. 

Türkiye gibi ülkelerde sürdürülebilir ve kalıcı olmak için “hızlı gidip erken yorumlamak yerine, sakin sakin bir şeyler yapmak” gerektiğini belirten Çakır, “Türkiye gibi ülkelerde gazeteciliğin düz haliyle yapılabilmesi bile demokrasiye katkıdır. Bunun ilkesi sansüre boyun eğmek değil; inanmadığınız hiçbir şeyi söylememektir. Türkiye’de sansür budur: inanmadığını söylemek. Koşullar nedeniyle her istediğini her zaman söyleyebilirsin ama inanmadığınız bir şeyi yapmama özgürlüğüne her zaman sahipsiniz.”

Çiğdem Toker: Haber alma hakkı temel bir insan hakkıdır

Türkiye’de bağımsız ve araştırmacı finans gazeteciliği yapan ender isimlerden olan Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker, paylaşımına Türkiye’de gazeteciliğin son dönemde geldiği noktayı anlatarak başladı. “Dijitalleşme bize yeni kapılar açsa da otoriterleşen bir rejimde medya ve ifade özgürlüğü tamamen kuşatma altında. Medya kuruluşu sahiplerinin ihalelerle ilgilenmeleri halkın haber alma hakkını saldırıya açık hale getirdi. Yeni medya patronlarının iş insanları olması medyanın zayıflığı haline geldi, bu da mevcut iktidarın işini çok kolaylaştırdı, döngü tersine döndü” diye konuştu. 

İşi inşaat ve iş adamlığı olan insanların günümüzde medya patronu olabildiğine dikkat çeken Toker, bu ilişkiye gündelik hayatımızla ilgili bir örnek paylaştı. “İstiklal Caddesinden yürüyerek geldim bugün. Bu caddede yürümek hep çok hoşuma gidiyor ama son hali ne kadar üzücü. Ben İstiklal Caddesinin ağaçlı halini de, trafiğe açık halini de hatırlıyorum. Taksim Meydanı’nın da da trafiğe açık halini, otobüs garını hatırlıyorum. Taksim’i Kalyon İnşaat bu hale getirdi. Kalyon, aynı zamanda yeni havalimanın beş ortağı arasından lider pozisyonunda en çok pay alan şirket. Havalimanından en çok pay alması konusuna gelince, bu ihalelerin aslında bir ihtiyaca yönelik planlanmadığını, tam tersine bir ihtiyaç ürettiğini hatırlayalım çünkü planın orijinalinde yeni havalimanının Silivri’ye yapılması gerekiyordu” diyen Toker, Kalyon İnşaat’ın sahibinin aynı zamanda Sabah gazetesi ve ATV’nin sahibi olduğunu hatırlatarak, bu tip çıkar çatışmalarının halkın haber alma hakkını tehlikeye attığını vurguladı.

Kalyon’un kamu ihalelerinden aldığı pay göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de ilk beş firma  içinde olduğunu söyleyen Toker, “Halkın haber alma hakkı en temel ve kutsal bir insan hakkıdır. Talep etmemiz gereken şey saydamlık ve hesap verilebilirlik olmalı. Hiçbir zaman değişmemesi gereken, iktidarın da bu saydamlık ve hesap verilebilirlik kriterlerine uymasıdır,” dedi.

Kısa bir süre önce bir kitap çalışmasına başladığından bahseden Toker, bu çalışması sırasında geri dönüp yazılarına bakmak istediğinde 2 olduğunu bildiği erişim yasağı getirilmiş yazılarının sayısının 8’e yükseldiğini fark ettiğini paylaştı. 

Toker, “Erişim yasağı konulan yazılarıma ulaşamıyorum, kitap çalışması sırasında fark ettim. Yazılarımda hakaret var mı, yok. Ben yazılarımda hiçbir hakaret unsuru kullanmama konusunda çok titizim ve bu konuda kendimle de övünürüm fakat geldiğimiz noktada şirketler dokunulmaz olmak istiyorlar,” diye konuştu ve gazeteciliğin çok büyük bir konsantrasyon ve emek işi olduğu kadar da “duygu işi ve sönmeyen bir isyan” olduğunu belirtti. 

“Gazetecilikte karşıt görüş, muhalif gazetecilik diye bir şey olmamalı aslında, çünkü hakikat bir tanedir,” diyen Toker konuşmasının sonunda basının eskiden beridir adlandırıldığı şekilde dördüncü kuvvet olabilmesi için önce işleyen bir kuvvetler ayrılığı olması gerektiğinin de altını çizdi.