COVID19

Yalnızlık Pandemisi 6: “Yalnız başına dert yüklenmek zor, bazen oturup ağlıyorum”

Burcu Karakaş

Sessizce gidenler, sessizlikte kalanlar… Gizlilikle gömülenler, kayıplarıyla vedalaşamayanlar… Teselli bulamayanlar, teselli edemeyenler… Öpüşemeyenler, kucaklaşamayanlar… Yalnız kalanlar, aklı yalnızlarda kalanlar…

COVID-19 pandemisi nedeniyle hayatımızın orta yerine düşen “sosyal mesafe”, duygu durumlarımızı alt üst etti. Tokalaşmanın dahi mecburen rafa kalktığı bu günlerde, ruh ve akıl sağlığımız da imtihandan geçiyor. Her istediğimiz yerde bulunamıyor, her isteyene şifa olamıyoruz. Hepsinden ötesi, bu halin ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Bu yazı dizisi, tarihe tanıklık etmenin yoruculuğunu paylaşmak fikrinden doğdu. Paylaştıkça hafifleyeceğimiz inancıyla…


“Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.”
—Cesare Pavese, Yaşama Uğraşı

“Valla kadınların sorunlarıyla uğraşmaktan kendimi düşünmeye fırsatım yok Burcucuğum. Sorunlarla boğuşmaktan kendimi unuttum.”

Gülhan Benli, pandemi nedeniyle iki aydır evde. Gülhan, İstanbul’da yalnız yaşayan bir kadın. 48 yaşındaki Gülhan, ev işçisi. Ancak salgın olunca iki aydır işe gidemez olmuş. O da güvencesiz işini bu süreçte geçici olarak kaybedenlerden. Aynı zamanda Ev İşçileri Dayanışma Sendikası’nın başkanlığını yürüten Gülhan, iki aydır işçi kadınların çözülmesi zor sorunlarını dinlemekten dert yumağı olmuş. Öyle ki, “Seninle bir kez de dernek dışı bir şey için konuşalım” dediğimde şaşırıyor. Kadınların derdine düşünce varlığını unutacak noktaya gelmiş.

“Evde babaları üzerine saldırıyor, kocaları üzerine saldırıyor. Ne yapacaklarını bilemiyorlar, beni arıyorlar. ‘Bugün pişirdik ama yarın ne yapacağız? Çoluk çocuk evde aç mı kalacağız? Bu durum ne zamana kadar sürecek böyle’ diye ağlayan var. İntihardan son anda çevirdiğim kadın bile oldu. Çok kötü bir süreç yaşıyoruz.”

Süreç kötü… Bazıları için bu süreci yalnız geçirmek daha da kötü. Gülhan kalp, tansiyon ve şeker hastası. Öncesinde bile strese girmemesi, üzülmemesi gerekirken bir de başına virüs çıkmış. “Çok riskli grupta” diye tanımlanacak biri varsa, işte o Gülhan. Hayat, salgında hem kendisi hem de tanıdıkları için daha da zorlaşınca, ister istemez tansiyonu ve şekeri de tavan yapmış. O da yetmemiş, bir gün kalbi alarm vermiş. İstanbul Tıp Fakültesi’ne zar zor atmış kendini. EKG çekilmiş, testler yapılmış. Bir şey çıkmamış neyse ki. Ama anlayacağınız yani, hiç kolay değil. 

Ev işçisi kadınların durumu, işsizlikle sınanan herkes gibi çok zor. Strese girmemesi gereken Gülhan’ın onlara yaşatılanları dinlemekten yüreği ağrıyor.

“Kötü oluyorsun valla. Kendimi zor tutuyorum ağlamamak için. Bazen oturup ağlıyorum yani. Kolay değil bu kadar şeyi kaldırmak. O kadar basit bir şey değil yani… Psikolojim alt üst. Bütün bunları yüklenmek ağır. Bir de çare üretememek…”

Kadınlar birer ikişer Gülhan’a anlatıyor. Peki Gülhan kime anlatıyor? 

“Kimseyle paylaşamıyorum. İşte bazen böyle röportajlarda… Kiminle paylaşacağım? Kendi içimde, kendi kendimle yaşıyorum.”

Riskli grupta olduğu için yürüyüşe bile çıkamıyor. En fazla temel ihtiyaçlarını gidermek için markete yürüyor bazı günlerde, o kadar.

Birine dokunmak, dünya derdini yüz yüze paylaşmak önemli ama maalesef şimdi yapılamıyor. Gülhan bir de çalışamıyor. Çalışmamak da ayrı bir sıkıntı bindiriyor yüreğine. Neticede imkânlar kısıtlı. Eldekilerle günü kurtarmaya çalışıyor. 

Arkadaşınla, akrabanla karşılıklı bir çay bile içemiyorsun. İhtiyacın olsa da kimseye sarılamazsın, kimse sana sarılamaz. Bunlar şu an mümkün değil. Gülhan, çay kahve eşliğinde dertleşmeyi, sevdiklerine sarılmayı özlemiş. Özlenmez mi hiç, insan özlemez mi?

Dert anlatmak ancak telefonla oluyor bu aralar. O da artık ne kadar oluyorsa, o kadar… Teyzeleri var aslında İstanbul’da ama ziyarete gidemiyor. Biri Beykoz’da, biri Ümraniye’de, biri Avcılar’da. İstanbul olunca, her yer uzak.

Arada annesiyle konuşuyor Gülhan. Onun haliyle aklı annesinde, annesininki ise onda… Çünkü anneler yaşları ne olursa olsun çocuklarını her zaman merak ediyor. 

“Kızım, nasılsın? Kendine dikkat et. Ediyor musun?”

Ben Gülhan’a onunla ve onun nasıl hissettiğiyle ilgili sorular soruyorum ama o, nasıl yapıyorsa yapıyor ve konuyu bir şekilde işçi kadınların dertlerine getiriyor.

“Bizim sendikanın da kısıtlı olanakları var. Sendika da neyi ne kadar yapabilir ki yani? Evde kalmak zorunda olanlara asgari ücret vermek gerekirdi ama yapılmadı.”

Küçücük bir dokunuş bile olsaydı pandemide çalışamayanların işine yarardı oysa.

Evde çiçekleri var Gülhan’ın. Çiçekleriyle oynuyor, onlarla oyalanıyor. Bahçede kediler de var. Yavru kedilerle uğraşıyor. Bazılarının gözleri kapanmış, onları tedavi etmeye çalışıyor. Çiçekler ve kedilerle uğraşmak Gülhan’a iyi geliyor. İnsan yalnız kaldığında ya bir kedi, ya bir çiçek her zaman iyi geliyor.