COVID19

Yalnızlık Pandemisi 7: “Zaten haksız yere içeride, bir de bu karanlığın içine düştük”

Burcu Karakaş

Sessizce gidenler, sessizlikte kalanlar… Gizlilikle gömülenler, kayıplarıyla vedalaşamayanlar… Teselli bulamayanlar, teselli edemeyenler… Öpüşemeyenler, kucaklaşamayanlar… Yalnız kalanlar, aklı yalnızlarda kalanlar…

COVID-19 pandemisi nedeniyle hayatımızın orta yerine düşen “sosyal mesafe”, duygu durumlarımızı alt üst etti. Tokalaşmanın dahi mecburen rafa kalktığı bu günlerde, ruh ve akıl sağlığımız da imtihandan geçiyor. Her istediğimiz yerde bulunamıyor, her isteyene şifa olamıyoruz. Hepsinden ötesi, bu halin ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Bu yazı dizisi, tarihe tanıklık etmenin yoruculuğunu paylaşmak fikrinden doğdu. Paylaştıkça hafifleyeceğimiz inancıyla…


Birisi bir söğüt dikse
Gölgesi basardı evlerin içini
Bir salkım söğüttü baktım büyüttüm
Yüreğimin toprağında hasreti
—Gülten Akın

Evin Kışanak, aklı yalnızlarda kalanlardan. Annesi Gültan Kışanak, pandemi günlerini cezaevinde geçirmek zorunda bırakılıyor.

Evin’in aklı salgın konuşulmaya başlandığı ilk günlerden beri hapishanelerde. Tutuklu yargılanan 60 yaşındaki Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, şeker ve tansiyon hastası. Evin’in aklı nasıl annesinde olmasın?

Evin salgının başından beri, “Ne kadar çabuk önlem alınırsa o kadar iyi” diyip duruyor. Tehlikenin farkına varılması için kamuoyunu en başından beri bütün gücüyle harekete geçirmeye çalışıyor. 

“Ben dışarıdayım, bir şekilde kendimi korurum. Tutukluların ise böyle bir imkânı yok. Onlar için panik oluyor, stres yaşıyorum.”

O, her ne kadar tehlikenin ilk günden beri farkında olsa da, bu farkındalığı diğerleri için yaratması başta kolay olmamış. O kadar da panik yapmaya gerek olmadığını düşünenler olmuş. Evin’in gördüğünü, hapishanelerde COVID-19 vakalarının ortaya çıktığı resmi olarak açıklandıktan sonra herkes görür olmuş. Birkaç hafta sonra onlar da Evin’in dediğine gelmiş. 

Evin dört senedir her gün annesini ziyarete gidiyor. Yani pandemiye kadar her gün gidiyormuş, hiç aksatmamış. Annesini yasaklardan önce en son gördüğü tarih, 8 Mart. 

“O gün ilk kez Dünya Kadınlar Günü’nde görüş oldu. Şaşkınlıktan dehşete düştüm!”

Salgın nedeniyle getirilen yasakları herkes gibi o da televizyondan öğrenmiş. Adalet Bakanlığı’nın yakınları hapishanede olan aileler için önden bilgilendirme yapmamış olmasını aklı almıyor. Bilseydi, annesinin ihtiyaçlarını gidermek için yola düşerdi çünkü. Ancak bir anda iletişimi kesildi. Bir anda karanlıkta kaldı Evin. 

“Bir belirsizliğin ve karanlığın içine düştük.”

Derken röportajlar, avukatlarla görüşmeler, siyasi tutsakların yakınlarıyla fikri alışverişler, sosyal medyada kampanyalar… Annesi tutuklu yargılandığı için tahliye edilebileceği umudu… Sonra 13 Nisan’da görülen duruşma ve artık otomatiğe bağlanmış bir “tutukluluk halinin devamına” kararı… 

“Tutuksuz yargılamak da bir alternatif ama işkence ediyorlar insanlara. Hem onlara hem ailelerine, hepimize işkence bu.”

30 Ekim 2016 tarihinden beri tutuklu olan Gültan Kışanak, kronik rahatsızlıkları sebebiyle COVID-19 için yüksek risk grubunda. Evin, gardiyanların evlerine gidip geldiğini duyduğunda taşıyıcı olacakları korkusuyla kendi deyişiyle yaygara koparmış. “Şimdi hapishanede kalanlar var” diyor. Bir de kargo emekçilerine yük binmemesi için mektup yazmayı bırakmış ama dayanamayıp geçen gün bir mektup gönderdiğini utangaç bir şekilde itiraf ediyor. 

Tutuklulara tek bir maske, bir de alkol içermeyen birtakım hijyen maddeleri veriliyor. Kıyafetlerini elde yıkıyorlar ancak sıcak su her zaman akmıyor. Doktora erişim deseniz, kısıtlı. Yemek deseniz, yemek değil. Haftalardır sıcak yemek verilmediğini yeni öğrenmiş. Bunun nedeninin, açık cezaevinde yemek yapan hükümlülerin yeni yasayla serbest kalmalarının olduğunu da keza… Kantinden yiyecek bir şeyler alabilir ama para gönderme işlemi şu günlerde çok yavaş. Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması gerekiyordu hani? Protein almadan nasıl olacak? Evin, bir de bunu düşünüyor. 

Evin 29, dedesi ise 93 yaşında. Salgın öncesi telekonferansla hapishanedeki kızının sesini duyan baba, şimdi duyamıyor çünkü artık o da yasak. Diyarbakır Askeri Cezaevi kapılarından tanıdığı devlet zulmü, 93 yaşında da peşini bırakmıyor. 

Pazar günü annesiyle konuşmuş Evin. Haftada bir 20 dakikalığına annesinin sesini duyabiliyor. Onun aklı annesinde, annesinin aklı kadınlarda. Gültan Hanım bu aralar kadınlar için kaygı duyuyor:

“Telefonda bana, ‘Hepiniz eve kapandınız, ev içi şiddet artıyor. Video konferanslarla toplumsal cinsiyet eğitimleri verilsin. Çok endişeliyiz’ dedi. Bunları konuştuk.”

Bayram geliyor, annesine kitap gönderebileceği için mutlu. Yanlış anlaşılmasın, tecrite rağmen kitap yasağı devam ediyor. Sadece dini bayramlarda kitap gönderme şansı var. Henüz ne göndereceğine karar vermemiş, düşünüyor. Güncele dair kitaplar istemiş annesi. 

Evin’in uyku düzeni yok. Konsantrasyon sorunları yaşıyor. “Muhtemelen” diyor, “Annem dışarıda olsaydı ben de bu dönemi ‘entelektüel bir fırsata’ çevirebilirdim ama yapamıyorum”. Yapamıyor çünkü konuşmamız boyunca birden fazla kez yinelediği gibi, aklı fikri annesinde. 

“Zaten haksız yere içeride, bir de bu dönemde bırakılmamasını kabul edemiyorum.”

Salgın sürecinin etkilerinin uzun süreli olacağından emin. Tam da bu nedenle bu zor günlerde kamuoyunun sesini yükseltebilmesi, insanların isteklerini dile getirebilmesi için yeni yöntemler geliştirilmesi gerektiğine inanıyor.

“Gerçekçi olmakta fayda var. Aşı bulunana kadar bu iş bitmeyecek. Ya üç sene içinde bulunmazsa? O zaman üç sene boyunca cezaevine gitmeyecek miyiz? Ben annemi göremeyecek miyim? Bunun stresini yaşıyorum.”