Nurcan BaysalYazarlar

Diyarbakır açlık kokar

Foto: Ahmet Kaplan
NURCAN BAYSAL

Diyarbakır Bağlar’da küçük bir marketin içindeyim. Marketin içinde bir köşede bulduğumuz boşlukta kürsüleri atmış, mahalle muhtarları ve birkaç gençle sohbet ediyoruz. O sırada genç bir kadın geliyor. Beş liralık çay istiyor. “Kadın, muhtemelen iki gün sonra tekrar gelecek” diyor marketin sahibi. “Oysa, sadece bir yıl önce bu kadın çayı kiloyla alıyordu.”

Karşımdaki muhtar suskun ve acılı. İki çocuğu uyuşturucu çeteleri tarafından öldürülmüş. Uyuşturucu çeteleri, Diyarbakır’ın başta Bağlar olmak üzere bazı semtlerinde oldukça güçlüler. Yoksulluk ve uyuşturucu Bağlar’da iç içe geçmiş durumda.  Bağlar’ın Fatih, Körhat ve Kaynartepe mahallelerinde gördüğüm yoksulluk değil aslında, açlık diyelim. Elbette, istatistiki verilerdeki açlık ve yoksulluk sınırlarından bahsetmiyorum; açlık, bu mahallelerde istatistiğe gerek olmayacak kadar açık ve gerçek.

Markete gelenlerin çoğu kadın. Kadınlar, çocuklarına ucuz mama, süt, bez arıyor. “Yok” diyor bir kadın, “Bugün, çocuklara pişirebileceğim hiçbir şey yok evde.” Bu mahallelerde ihtiyaç çok, ama en büyük ihtiyaç yiyecek. Düzenli işi ve geliri olan insan neredeyse yok. Günübirlik işler yaygın. On binlerce aile, her ay aldıkları sosyal yardımla geçiniyor.

Marketin sahibi borç defterini gösteriyor: “Bu yoksul insanlar, bu borcu nasıl ödeyecek Nurcan Hanım? Defter her gün kabarıyor. Ben de bu mahallenin evladıyım, burada oturuyorum, inan ne yapacağımı bilmiyorum.”

Çıkıyorum muhtarların yanından, yürüyeceğim biraz. Her yer çöp, çöplerde aç çocuklar. Kokuyor memleketim, Diyarbakır açlık kokuyor. Çocuklar, kadınlar, erkekler dileniyor. Fırınların, restoranların, pastanelerin önünde dilenen ve onlara da yemek almanızı isteyenler, camdan içeriye yemek yiyenlere bakan kadınlar ve çocuklar.   70-80 yaşında evde torun sevmesi gerekirken elinde bir selpak, satmaya çalışan dedeler. Kaldırımlarda oturuyor çocuklar. “Okula gitmiyor musunuz?” diye soracak olup vazgeçiyorum. Bu koşullarda ne okulu olabilir, olsa bile ne kadar verimli olabilir? Çocuklarda ne okul, ne çanta, ne ayakta doğru düzgün bir ayakkabı, ne de sıfır derece soğukta üzerlerinde bir mont… Çelimsiz çocuklar, büyümemiş çocuklar. Gözler ışıldamıyor. Ne bir umut, ne bir gelecek hayali…

Bir muhtar, “Hırsızlık çok yaygınlaştı, birçok evin ana geçim kaynağı” diyor. “Çocuklar aç kalın ama ekmek çalmayın” diyecek noktada değilim. Bizim etik, ahlaki ilkelerimiz geçmiyor bu açlıkta.

Bağlar, 400.000’i bulan nüfusu ile Diyarbakır’ın en büyük ilçesi. 90’larda faili meçhul cinayetlerin çokça işlendiği, savaştan en çok etkilenen ilçelerden biri. Neredeyse her evde bir kayıp var ve yine neredeyse her evde cezaevinde olan bir aile ferdi mevcut. 400 bin nüfuslu koca ilçede çalışan tek bir sivil toplum örgütü  ya da toplum merkezi yok. Bağlar’da her ay binlerce aileye gıda desteği veren Sarmaşık Yoksullukla Mücadele Derneği 2016’da kapatıldı, dernek yöneticileri “terör örgütüne yakın ailelere destek vermekten” yargılandı, içlerinde 10 yıla yakın hapis cezası alanlar var. 2000’lerin başında Bağlar Belediyesi tarafından kurulan KARDELEN Kadın Merkezi, kayyumların yönetime gelmesinden sonra kentteki tüm diğer kadın merkezleri gibi kapatıldı. 2015-2016 Sur çatışmalarından sonra, Sur’un yıkılmasıyla evlerini kaybeden binlerce Surlu da Bağlar’a yerleşti. Aylık 300-500 olan kiralar da buna paralel artmaya başladı.  2020 Eylül ayında Resmi Gazetede çıkan kararla, Bağlar Kaynartepe Mahallesi sınırlarında yer alan 53 dönümlük alan, riskli bölge ilan edilerek kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Bu bölümdeki evler yıkılacak ve yerlerine TOKİ’ler yapılacak. Açlık sınırındaki bu insanların TOKİ evlerinin maliyetini nasıl karşılayacağı ise büyük bir muamma. 

Bağlar ve mahalleleri Diyarbakır’ın diğer yoksul mahalleleri gibi kaderlerine terk edilmiş durumda. Ne bir siyasetçi hatırlarını soruyor ne de Diyarbakır’da toplantı odalarına sıkışmış siyaset, kentteki açlık ve yoksulluk sorununa eğiliyor. Konuştuğum insanlardan hiçbiri, iktidar ya da muhalefet kentin vekillerini tanımıyor ve bu düzenin değişeceğine dair umut da beslemiyorlar. Siyasete olan inanç hepten tükenmiş. İnsanlar aç, ekmek arıyor.

Slogan atmak daha kolay olurdu muhakkak. “Hesap vereceksiniz” diye yazmak. Kusura bakmasın kimse. Açlık karşımda ve gerçek.