Köşe Yazıları

İnfaz mevzuatı sürekli değişiyor, sorun ve şikayetler sürekli artıyor

İnfaz mevzuatı sürekli değişiyor, sorun ve şikayetler sürekli artıyor

Avrupa'nın 'mahpus' birincisi Türkiye'de bağımsız kişilerden oluşmayan idare ve gözlem kurulları, mahkeme gibi hareket etmekte ve mahpusların ne kadar süre hapishanede kalacağı konusunda karar mercii haline geldi

CAFER SOLGUN

Türkiye’de hapishane şartları her zaman başlıbaşına çok boyutlu bir sorunlar yumağı. İnfaz yasası ve bununla ilgili mevzuat sık sık değiştirilmesine karşın sorunlar çözülmüyor, mahpuslar ve ailelerinin şikayetleri azalmıyor, aksine daha da artıyor. Dolayısıyla bu değişikliklerin hangi ihtiyaca binaen veya ne tür bir anlayış esas alınarak yapıldığı sorusu akla geliyor.

Yasaların tanımladığı kapsamda suç ve ceza bağlamında hapsedilen, özgürlüğü kısıtlanan mahpusların cezalarının infaz edildiği süre boyunca insan onur ve haysiyetini ihlal eden tutumlara maruz bırakılmaması; herhangi bir ayrımcı muamele görmeden evrensel hukukun temel normlarını gözeten bir tarzda yeniden sosyal hayata hazırlanması gereği vardır. Nitekim Türkiye’nin de taraf olduğu çok sayıda uluslararası sözleşmenin getirdiği yükümlülükler, bu anlayışın hukuksal temelini ve güvencesini oluşturur.

Çağdaş ve insan hak ve özgürlüklerini gözeten infaz anlayışının bir parçası da, mahpusların ceza infaz kurumlarında haksızlıklara, işkence ve kötü muameleye, keyfi cezalara maruz kalmaları halinde, yargısal denetim mekanizmalarının devreye girmesidir. Suç ve cezada yasallık, adalet, eşitlik, herkesin kendini savunabilme ve insan onur ve haysiyetine göre yaşama, kendini üretme, sosyalleşme hakkı bunu gerekli kılar.

Sadece bir örnek olarak hatırlatmak gerekirse, Birleşmiş Milletler tarafından 1966’da kabul edilen, 1976’da yürürlüğe giren Türkiye dahil 167 ülkenin taraf olduğu Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin “Tutulanların Hakları” başlıklı 10. Maddesinde, “Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, insani muamele ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygı görme hakkına sahiptir” denilir. Aynı maddenin 3. Fıkrasında ise, “Ceza infaz sistemi, mahpusları iyileştirme ve toplumsal rehabilitasyonlarını sağlama gibi temel amaçlara sahip olur” vurgusu yer alır.  (Sözleşmenin tamamı için tıklayın) 

Mevzuat değişiklikleri mahpus haklarını ilerletmiyor

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), geçtiğimiz ay “İnfaz Mevzuatında Yapılan Değişikliklerin Karşılaştırması (2018-2023)” başlığı altında bir kitap yayınladı. Av. Ozan Başdinç ve Av. Ruken Altun’un yazar, Av. Kader Tunç’un ise editör olarak hazırladığı çalışmada 2018-2023 yılları arasında, infaz sistemindeki değişikliklerin sorunlara ne ölçüde çözüm getirip getirmediği sorusu irdeleniyor. Yazarlar çalışmalarının hedefini, “Adalet sisteminin daha insancıl ve mahpus odaklı olup olmadığı konusunda bir perspektif sunmak” olduğunu vurguluyor.

Avukat Ozan Başdinç, sınırlı bir zaman kesiti esas alınmasına karşın infaz mevzuatında çok sayıda değişiklik yapıldığını belirterek şu bilgileri verdi:

“Kapsamın geniş olacağını tahmin ediyorduk. Fakat çalışma ilerledikçe bizi dahi şaşırtacak derecede fazla değişiklik yapıldığını ve kapsamın tahminlerimizden daha geniş olduğunu gördük. 2023 yılı dahil olmak üzere 2018-2023 yılları arasında 13 kanun, 1 kanun hükmünde kararname ve 2 Anayasa Mahkemesi kararıyla İnfaz Kanununun değiştiğini saptadık. Ayrıca kanuna 3 ek madde getirilmiş ve toplamda maddelerde 72 kez değişiklik yapılmış. İki yönetmelik düzenlenip 8 kere de yönetmeliklerde değişiklik yapılmasına dair yönetmelik çıkarılmış.”

Bu değişikliklerin “torba yasa” veya OHAL kararnamesi şeklinde yapılmasının takibi zorlaştırmasının yanı sıra hazırlık süreçlerinin işletilmemesi anlamına geldiğini vurgulayan Başdinç, “Bu takip bizim açımızdan bu kadar zorken bilgiye erişim hakkının çok kısıtlı olduğu hapishanelerde hak öznesi olan mahpuslar açısından bu durumun ne kadar zor olduğunu düşünmemiz gerekmektedir” diyor. Özdinç’in dikkat çektiği bir diğer husus ise, değişikliklerin mahpusların hakları ve hapishane şartları bakımından “ilerletici” bir niteliği bulunmuyor olması...

Mahpus sayısında Türkiye Avrupa’da birinci

“2018-2023 yılları arasında Türkiye’de önceki yıllara göre mahpus sayısının arttığını” vurgulayan avukat Kader Tunç da görüşlerin şöyle aktardı:

Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğü'nün açıkladığı verilere göre, 2018 yılında hapishanelerde 264 bin 842 mahpus varken, bu sayının 2023 yılında 292 bin 282’ye çıktı. Avrupa’da hapishanelerinde en çok mahpus bulunduran ülkenin Türkiye. Avrupa Konseyi 2022 Ceza İstatistikleri Raporu'na göre, 31 Ocak 2022 itibariyle Avrupa Konseyi üyesi 48 ülkede 981 bin 575 mahpus bulunmaktadır. Bu mahpus sayısının 1/3’ünü Türkiye’deki mahpuslar oluşturuyor. Söz konusu rapora göre Avrupa’da hapishanelerinde en çok mahpus bulunduran ülke, Türkiye’dir.

Mahpus sayısının azaltılması ve mahpusların insan hak ve onuruna uygun koşullarda kalmasının sağlanması, sadece infaz yasası ve buna bağlı yasal değişiklikler değil, etkili hapishane politikalarının oluşturulmasını gerekli kılıyor.

Çalışmamızda mahpusların hangi haklara sahip oldukları, bir hak öznesi olarak görülüp görülmedikleri  gibi konuları esas aldıkl.  İncelediğimiz mevzuatlar mahpusların hapsedilmesi sonrası hapishanedeki hak ve sorumluluklarında nelerin değiştiğini göstermeyi daha fazla vurgulamaktadır. Örneğin mahpusun yakını kaybetmesi halinde cenazeye katılım izni almasına ilişkin düzenlemenin defaatle değiştiğini, yine koşullu salıverilme, denetimli serbestlikten faydalanmaya ilişkin düzenlemelerin defaatle değiştiğini göstermek istedik. Sonuç olarak hem hapsetmenin alternatiflerine dair bir politika geliştirilmediğini hem de hapsetme koşullarının sıklıkla değiştiğini, hapsetme koşullarının ağırlaştığı gördük.” 

Hapishaneler ve infaz sistemiyle ilgili asgari standartları belirleyen uluslararası düzenlemeler bulunduğunu hatırlatan Tunç, bu kapsamdaki temel sözleşmeleri şöyle sıralıyor: İşkenceye Karşı Sözleşme (Birleşmiş Milletler), Nelson Mandela Kuralları (Birleşmiş Milletler), Bangkok Kuralları (hapsedilen kadınlara yönelik muamele), Pekin Kuralları (çocuk adaleti), Yogyakarta İlkeleri (cinsiyet kimliği), İstanbul Protokolü (işkence), Mahpuslara yönelik muameleye ilişkin Avrupa standardı asgari kurallar (Avrupa Konseyi). Tunç, mevzuat değişiklikleri yapılırken konuyla ilgili uluslararası hukuk düzenlemelerinin dikkate alınmadığını vurguluyor.

İdare ve Gözlem Kurullarının değerlendirme kriterleri keyfi

CİSST’ın mahpuslar ve mahpus ailelerinden hapishanelerde yaşanan hak ihlalleriyle, mağduriyetlerle ilgili çok sayıda başvuru aldıklarını söyleyen avukat Ruken Altun ise,bu başvurular içerisinde en çok öne çıkan şikayetin İdare ve Gözlem Kurullarının değerlendirmeleri olduğunu vurguluyor. Bu kurulların “iyi halli değil” gibi değerlendirmeleri nedeniyle birçok mahpusun infaz sürelerini tamamlamalarına rağmen tahliyelerinin engellendiğini ifade ediyor.

“Bağımsız kişilerden oluşmayan ve hapishane idaresinden kişilerin yer aldığı kurul, mahkeme gibi hareket etmekte ve mahpusların ne kadar süre hapishanede kalacağının karar mercii gibi davranmaktadır” diyen Altun, bu kurul değerlendirmelerinin hukuki olmayan soyut gerekçelere dayandırıldığını savunuyor: “Özellikle siyasi mahpuslara pişman olup olmadıkları soruluyor. Halbuki İnfaz Hukukunda pişmanlığa ilişkin hukuki bir düzenleme bulunmamaktadır. Mahpusun iç dünyasına ilişkin bir soru olan pişmanlık durumu hukuki olmayan bir değerlendirme kriteri olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Altun, bu kurulların hukuki olmaktan uzak kriterleri arasında, “kütüphaneden aldığı kitap sayısı, kütüphane dışında okuduğu kitaplar, zaten ‘kotalı’ olarak verilen suyu tasarruflu kullanıp kullanmadığı, hapishanede yaptırılmayan etkinliklere dahil olup olmadığı, mahpus ailelerinin hapishaneye uzak yerde ikamet etmesine karşın mevcut ekonomik ve ailenin sağlık durumları gözardı edilerek mahpusun yaptığı aile görüş sayısı” gibi “absürt” örnekler bulunduğunu vurguluyor.

İnfaz Mevzuatında Yapılan Değişikliklerin Karşılaştırması (2018-2023)” başlıklı kitaba buradan ulaşabilirsiniz 

Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.