Yazarlar

Kaşıkçı cinayeti dosyası nasıl kapatıldı?

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, 28 Eylül 2018 günü, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna girerken endişeliydi.

18 Eylül 2017’de Suudi Arabistan’dan kaçmış, düzenli olarak ülkesi Suudi Arabistan ve Veliaht prens Muhammed bin Selman hakkında eleştirel yazılar kaleme almıştı. Ülkesini iyi tanıdığı için endişeli olması da doğaldı.

Ancak bir başka ülkede, Türkiye’deydi ve yeni bir hayata adım atmak istiyordu. Başkonsolosluğa girdikten kısa süre sonra çıktı, nişanlısı Hatice Cengiz’le buluştu. Beklediği gibi olmamıştı, kendisini tanımışlar, çok da iyi davranmışlardı. Evlilik evraklarını kısa sürede hazırlayacaklar ve sonra kendisini arayacaklardı.

Kaşıkçı, bir süre sonra başkonsolosluktan arandı; evrakları hazırdı, 2 Ekim 2018’de gelip evraklarını teslim alabilirdi. 2 Ekim’de gitti ve o binadan bir daha çıkamadı.

Türkiye’nin sözü: ‘Hesap soracağız’

Nişanlısı Cengiz, Kaşıkçı vasıtasıyla tanıştığı iktidar partisi AKP içinden bazı isimleri aradı hızla. Sorgulanıyor, alıkonuluyor olabilirdi ama öldürülmüş olabileceği akla gelmiyordu.

Kaşıkçı’dan haber alınamayınca gözler Suudi Arabistan’a çevrildi. Özellikle de veliaht prense… Ancak veliaht prens son derece rahattı. Konsolosluğun aranması dahil her türlü soruşturmaya açık olduklarını söylüyordu.

Ancak birbirini izleyen günler, Kaşıkçı’nın konsolosluk binasından hiç çıkmadığını ortaya koydu. Suudi Arabistan’ın bir açıklama yapması gerekiyordu. O açıklama 20 Ekim’de resmi haber ajansı tarafından yapıldı. İddiaya göre konsoloslukta bir arbede çıkmış ve Kaşıkçı bu arbede sırasında hayatını kaybetmişti.

ABD başta olmak üzere birçok ülke Suudi Arabistan’a yönelik sert açıklamalar yapıyordu. Suudiler, ortamı yatıştırmak için kraliyet kararnamesiyle, suikast emri verdiği iddia edilen veliaht prens Muhammed bin Selman’ın danışmanı Suud el-Kahtani ve Suudi Arabistan Genel İstihbarat Başkan Yardımcısı Ahmed el-Asiri dahil üç istihbarat görevlisinin daha görevden alındığını duyurdu. Suudi Arabistan vatandaşı 18 kişi hakkında ise soruşturma başlatıldığı açıklandı.

Dikkatler Türkiye’deydi. Türkiye’nin tavrını en yetkili isim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 23 Ekim 2018’de açıkladı. Erdoğan, “Biz, sınırlarımız içinde işlenen bu cinayeti elbette tüm boyutlarıyla araştıracak, soruşturacak ve gereğini yerine getireceğiz. Hiç kimse tüm sorular cevaplanmadan meselenin üzerinin kapatılacağını aklından dahi geçirmesin” dedi.

İki iddianame

Soruşturma hızla sonuçlandırıldı ve ilk dava 25 Ekim 2019’da açıldı. İstanbul Başsavcılığının iddianamesinde, 18 sanık hakkında “tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek kasten adam öldürmek” suçundan, iki sanık hakkında da “öldürmeye azmettirmek” suçlamasından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi. Sanıklar hakkında ayrıca yakalama kararı çıkartıldığı ve Interpol’e de bu yakalama kararlarının iletildiği belirtildi.

Bu iddianameyi 28 Eylül 2020 tarihli ikinci iddianame izledi. Altı sanık hakkında hazırlanan ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi ve davalar birleştirildi.

Sadece gözle arama

İddianamede, şu çarpıcı tespitler yapıldı:

  • Suudi yetkililerle yapılan görüşmeler sonunda verilen onay üzerine ilk inceleme 9 Ekim’de yapıldı ancak incelemenin sadece gözle gerçekleştirilmesine izin verildi.
  • Varılan mutabakat sonucunda 15 Ekim 2018’de ikinci inceleme yapıldı. Konsoloslukta konut ve araçlarda luminol sıvı ve UV ışık kaynağı ile incelemeler gerçekleştirildi. İddianamede, incelemelerin, “Suudi yetkililerin ciddi direniş ve engellemelerine rağmen” yapıldığı vurgulandı.

‘Delilleri karartmak için geldiler’

  • İddianamede, 15 Ekim’den önce delillerin silinmesi, yok edilmesi ve karartılması için yedi kişinin Türkiye’ye geldiği belirtilerek, ülkeye giriş-çıkış tarihlerine yer verildi.
  • İddianamede, öldürme planına da yer verildi. Buna göre, Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018 tarihinde konsolosluğa geleceğinin bildirilmesi üzerine Suudi Arabistan’da 15 kişilik bir ekip oluşturulduğu, başkonsoloslukta çalışan Yasir Halid B. Salman ile istihbaratçı Ahmed Abdullah A. Almuzaini’nin de öncesinde plan için Suudi Arabistan’a çağrıldıkları kaydedildi.
  • 15 kişilik ekibin gruplar halinde harekete geçtikleri, 2 Ekim 2018 günü Londra’dan dönen Kaşıkçı’nın telefonla aradığı konsolosluğa 13.00’te davet edildiği belirtildi.
  • Başkonsolosluğa giren Kaşıkçı’nın ikinci katta bulunan başkonsolosun odasına çıkartıldığı, burada kendisine Suudi Arabistan’a dönüp dönmeyeceğinin sorulduğu, hakkında İnterpol’den emir olduğunun söylendiği aktarıldı.
  • Hakkında dava olmadığını söyleyen Kaşıkçı’nın “ağzının kapatıldığı, karşı koymaya çalışsa da bunu başaramadığı ve boğularak öldürüldüğü… cesedinin parçalanarak çıkartıldığı… Sanıkların olay günü farklı gruplar halinde İstanbul’dan ayrıldıkları… cesedin ve delillerin yok edildiği” belirtildi.

Nafile duruşmalar ve iade

Duruşmalar, haklarında kırmızı bülten çıkarılan sanıkların yokluğunda yapıldı ve duruşmalarda sadece tanıklar dinlenebildi.

Altıncı duruşmada savcı, sürpriz biçimde dosyanın Suudi Arabistan’a devri talebinde bulundu. Önceki duruşmalar, birkaç ay arayla yapılıyordu ama 31 Mart 2022’deki bu duruşmadan bir hafta sonraya duruşma tarihi verildi. Mahkeme, bu sırada Adalet Bakanlığından devir konusunda görüş istedi. 7 Nisan 2022’de de İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığının devir konusunda olumlu görüş bildirdiğini belirterek, dosyanın devrine karar verdi.

‘Uluslararası nezaket’ ve 40 mg. zehir

Dosyaya göre, Suudi Arabistan makamları 13 Ocak 2022 günü gönderdikleri yazıyla dosyanın devrini talep etmişlerdi. Bu tarih Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, dört buçuk yıl aradan sonra Suudi Arabistan’a gideceğinin açıklanmasından hemen öncesine denk geliyor. Özellikle ABD tarafından sıkıştırılan Suudi Arabistan’ın bu süreçte ABD’den milyarlarca dolarlık silah alımı yaptığını da akılda tutmakta fayda var.

Suudi Arabistan Başsavcılığı, 13 Ocak’taki talebin ardından Mart ayında bir yazı daha gönderdi. Bu yazıda, Suudi Arabistan’da 11 kişinin konuyla ilgili yargılandığı, bu sürecin tamamlandığı, Türkiye’deki yargılamanın “mükerrer yargılama yapılamayacağı” ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle sanıklar hakkındaki kırmızı bültenin kaldırılması ve dosyanın devri talep edildi.

Aynı yazıda Kaşıkçı’nın 40 mg. doz zehirle öldürüldüğü bilgisi de ilk kez yer aldı.

13 Mart tarihli yazıda, bu taleplere, “uluslararası nezaket ilkesi” gerekçe gösterildi. Zira iki ülke arasında adli yardım konusunda bir iş birliği anlaşması yok fakat uluslararası bir çatı sözleşmesine dayanarak bu işlemler yürütüldü. Talepler üzerine yargılama durduruldu, Suudi yetkililere devredildi ve dosya kapatıldı.

Dosyanın devri, Türkiye’nin yargılama yetkisini ortadan kaldırmıyor. Ancak yargılama niyeti olan ülke, dosyayı devretmezdi. Türkiye, gönüllü biçimde dosyayı kapattı.

Dosyanın kapanması, Suudilerin diğer talebi olan, kırmızı bültenle arama kararlarının da kaldırılması anlamına geliyor.

Suudilerin dosyayı ne yapacakları, nasıl sürdürecekleri ortada. Cinayetin azmettiricilerini ve üst düzey uygulayıcılarını kapsamayan, veliaht prens dahil hakkında iddia bulunan hiçbir ismin yargılamaya konu edilmediği bir yargılamayla dosyayı zaten kapatmışlardı.

Bu tablo bize Cemal Kaşıkçı dosyasından adaletli bir sonuç beklemenin de sadece iyimserlikten ibaret olduğunu gösteriyor.