Basın Özgürlüğü

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü: ‘Sahada baskı altındayız, en zor dönemi yaşıyoruz’

VEYSİ POLAT

Türkiye, 1961 yılından beri kutladığı 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne bu yıl da kötü bir karneyle giriyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin sonlarında yer alan Türkiye’de en az 48 gazeteci ve medya çalışanı cezaevlerinde bulunuyor. Türkiye’nin doğu ve güneydoğu illerinde sahada görev yapan gazeteciler Sedat Yılmaz, Hatice Kamer, Mahmut Bozarslan ve Vecdi Erbay, batı illerine nazaran haber izlerken kolluk güçlerinin daha çok engellemesiyle karşılaştıklarını, saldırıya uğradıklarını, haklarında soruşturmalar başlatılıp davalar açıldığını ve hedef haline getirildiklerini dile getirdi. 

Sedat Yılmaz: Bugün, ‘tek patrona’ karşı direnme günü olmalıdır

MLSA’ya konuşan Mezopotamya Ajansı Haber Editörü Sedat Yılmaz, bölgede görev yapan gazetecilerin batı illerine nazaran daha çok baskı altında olduğunu, özlük, sosyal, hukuksal haklarının her geçen yıl geriye gittiğini ve can güvenliklerinin kalmadığını söyledi. 

“Haber verme, haberi koruma, haberi yapma koşulları ortadan kaldırılmış biz gazetecilerin yeni bir bayrama ihtiyacı var” diyen Yılmaz, şöyle devam etti: “Bu anlamıyla yerelden merkeze basın emekçilerinin yaşadığı koşullar katbekat değişiyor. Örneğin, Kürdistan’da çalışan gazetecilerin koşulları ile Türkiye’nin batısında çalışan meslektaşlarımız arasında siyasal, sosyal, hukuksal ve ekonomik açıdan büyük uçurumlar var. En basit örnek olarak, Covid-19 tedbirleri kapsamında alınan kararlar en fazla bizi etkiledi. Elimizde kamera ve fotoğraf makinemiz ile sokağa çıktığımızda binbir türlü engelle karşılaştık çünkü ‘devlet’ bizi gazeteci saymadı. Buna rağmen ‘haber verme hakkı’ bilinciyle, inatla çıktık ve birçok arkadaşımız ‘yasağı deldikleri’ için para cezasına çarptırıldı.”

Yılmaz, bölgede halen devam eden gayriresmi olağanüstü halin mesleklerini yapmayı her geçen gün daha da zorlaştırdığını söyleyerek “Sahada kameralarımıza el konuluyor, çekimlerimiz engelleniyor, materyallerimize el konuluyor, evlerimizin kapısı kırılıp, basılıyor, gözaltına alınıp, tutuklanıyoruz.  Kimliğimizden kaynaklı yer yer Kabahatler Kanunu’ndan cezalar alıyoruz. Van’daki helikopter davasında olduğu gibi sıklıkla, siyasi, idari ve yargısal baskılarla karşı karşıya kalıyoruz. Benzeri örnekleri daha da çoğaltmak ve konuşmak mümkün ancak bu eşitsiz koşullarla birlikte ülkedeki genel gidişata karşı basın emekçilerinin ortak mücadelesi elzemdir. Bu anlamıyla 1971 yılındaki askeri müdahaleden sonra gazetecilerin bazı haklarının geri alınması nasıl bir kutlamaya dönüşmüşse bugün de ‘tek patrona’ karşı direnme günü olmalıdır.”

Hatice Kamer: Gazeteciler hep hedef olurken, onları hedef alanlar kollandı 

Daha önce görevi başında saldırıya uğrayan ve yaptığı haberler nedeniyle hakkında davalar açılan, bölgede uluslararası basın kuruluşları için haber yapan gazeteci Hatice Kamer ise gazetecileri hedef haline getirenlerin korunduğunu ifade etti. Kamer, “Bölgede çalışan gazeteciler için saha, hiçbir dönem kolay olmamıştır. Bir olay çıktığında o bölgeye ilk giden ekipler, güvenlik görevlileri, sağlık ekipleri ve gazeteciler olur; yani nerede sorun varsa gazeteci de ordadır. Hal böyle olunca o sahada cereyan eden her şeyden o da etkilenebiliyor. 90’lı yıllarda, özellikle yaşadığımız bölgede faili meçhul cinayete kurban giden birçok gazeteci oldu. Ama doğrulardan, ilkelerinden taviz vermeden mesleğini icra eden gazeteciler, her dönem gözaltı, yargılanma, tutuklanma tehlikesiyle karşılaşıyorlar” dedi. 

Geçen hafta içinde Van’da iki köylünün helikopterden atıldığını haber yapan beş gazetecinin yargılandığı davadan beraat ettiğini hatırlatan Kamer, “Peki iki köylüden birinin öldüğü, diğerinin de vücudunda kalıcı hasarların oluştuğu bu fiili yapanlar tespit edilip yargılandı mı, hayır. Ölümle sonuçlanan fiili yapan güvenlik güçleri yargı önüne çıkmadı, onların yerine bu suçu haberleştiren gazeteciler yargılandı. Neyse ki beraat ettiler. Bir diğer davaysa, 6-8 Ekim Kobanê olayları sırasında kameramanlık yapan Rojhat Doğru, eylemler sırasında çektiği görüntüler nedeniyle yargılandığı davadan müebbet ve 10 yıl hapis cezası aldı, cezası kesinleşti. Şahit olduğumuz bu iki yargılama vakası, sahadaki gazeteciliğin ne durumda olduğunu göstermesi açısından önemli” diye konuştu. 

Kendisi de “propaganda” suçlamasıyla yargılanan ve beraat eden Kamer, gazetecilerin linç edilmesinin dahi cezasızlıkla ödüllendirildiğini söyledi: “Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğüne yapılan bombalı saldırının haberini yaparken, iki gazeteci arkadaşımla bir grubun taşlı saldırısına uğradık, linç edildik, kafama ve bacağıma isabet eden taşlar nedeniyle her iki yerden kalıcı hasarlar oluştu, saldırganlardan birinin fotoğrafını çekmiştim, kimler olduğu belliydi, hatta birisi utanmadan bize yapılan saldırı haberinin altına fotoğrafı ve açık adıyla yorum bile yazmıştı ‘az bile yapıldı’ şeklinde. Suç duyurusunda bulunduk ama takipsizlikle sonuçlandı. Yani gazeteciler hep hedef olurken, onları hedef alanlar kollandı maalesef. Gazetecilerin sahadan çekilmesi için her türlü şey yapılıyor maalesef.”

Mahmut Bozarslan: Mesleğimizin en zor dönemini yaşıyoruz

Bölgede 25 yılı aşkın bir süredir görev yapan ve her döneme tanık olan serbest gazeteci Mahmut Bozarslan, bugünlerde gazeteciliğin daha da zorlaştığını söyledi: Türkiye’nin, bölgemizin karanlık ve çok az da olsa aydınlık günlerinin birebir tanığıyım. Her dönemin kendine has zorlukları vardı. Kar, yağmur, çamur, sıcak demeden her şart altında çalıştık ve çalışıyoruz. Kurumlarımızın ve yöneticilerimizin mobbingi de cabası. Bütün zorluklarla kavga ede ede bugüne kadar geldik. Ancak bugün bana göre mesleğimizin en zor günlerini yaşıyoruz. Yaşadığım zorluklara rağmen bir gün bile bu mesleği bırakmak aklımdan geçmemişti, bugün ise emekli olup köşeme çekileyim diyorum.” 

Türkiye’nin siyasi ikliminin en çok gazetecileri etkilediğine dikkat çeken Bozarslan, “Kutuplaşmadan en fazla etkilenen biz olduk. Benim canımı en çok sıkan bu dönemdeki suskunluk. Eğer yandaş medya değilsen bir kesim zaten en başından sana kapalı. Ne o kesimin yetkilileri ne de STK’ları sana konuşmaz. Sokakta insanlara mikrofon uzatamaz olduk. Korku her tarafı sarmış. Sıradan insanları anlarım da, toplumu temsil iddiasıyla koltukları işgal eden bazı kesimlerin suskunluğuna ne demeli? Tabii ki, sözüm konuşanlara değil, alınmasınlar lütfen. Ben hep derim, bölgede her şeye rağmen konuşmaya devam eden birkaç STK ve meslek odası temsilcisi de olmasa, bu işi gerçekten yapamaz hale geliriz. Israrla ve inatla çalışmayı sürdürüyoruz ama bu şartlarda daha ne kadar sürdürürüm bilemiyorum” ifadelerini kullandı. 

Vecdi Erbay: Mesleği sürdürmek gittikçe zorlaşıyor

Duvar Diyarbakır Muhabiri Vecdi Erbay, Türkiye’de gazetecilik mesleğini sürdürmenin gittikçe zorlaştığını ifade ederek, iktidara mesafeli gazetecilerin baskı altında olduğunu söyledi. Erbay, “Ülkede gazetecilik yapmak hiçbir zaman kolay olmadı. Siyasal iktidara mesafeli gazeteciler hep baskı gördü. Gözaltına alındı, hapis yattı ve maalesef öldürüldüler. Bugün de değişen bir şey yok. Mahkemelerde neredeyse her gün birkaç gazetecinin davası görülüyor. Davaya konu olan ise gazetecinin yazdığı yazı, yaptığı haber, sosyal medyada yaptığı bir paylaşım. Yani aslında işini yapıyor gazeteci. Tıpkı kendisini hedef gösteren siyasetçi gibi, olay yerinde haber yapmasını engelleyen polis, haberini sorgulayan savcı gibi…” dedi. 

Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda utanç verici bir yerde olduğunu vurgulayan Erbay, şöyle devam etti: “Siyasetçiler, kendileriyle ilgili olumsuz haber yapılmasını istemiyor. Siyasetçi, olumsuz haber yapan gazeteciyi ya da gazetecinin kurumunu doğrudan hedef gösteriyor ve savcılar harekete geçiyor. Mesela, sokakta röportaj yapan gazeteciler gözaltına alınıyor, ev hapsinde tutularak haber yapması engelleniyor.  Hal böyle olunca sahada çalışırken polisin müdahalesinin yanı sıra bir grubun saldırısına maruz kalmak da sıradanlaşıyor. Çünkü siyasetçinin söylediklerinden herkes kendisine göre bir vazife çıkarıyor. Siyasetçilerin olumsuz söylemleri nedeniyle halk dediğimiz kitle de gazeteci ile arasına mesafe koyuyor ya da gazeteciye konuşmaktan korkuyor. Öte yandan gazeteci haber yaparken tedirginlik duyuyorsa, halkın doğru, hızlı, tarafsız haber alma özgürlüğü en baştan kısıtlanmış oluyor. Siyasetin baskısından, gazetecilerin ekonomik sıkıntılarından söz etmeye sıra gelmiyor. Ama evet, gazeteciler de eve tuz, ekmek götürmek zorunda, bunu da belirtmeden geçmemek gerekiyor.”