Basın ÖzgürlüğüHaberler

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü: ‘Türkiye’de gazeteciler çalışamıyor’

VEYSİ POLAT

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) hazırladığı 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 149. sırada yer alan Türkiye, 1961 yılından beri kutladığı 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne kara bir tablo ile giriyor. Gazetecilik meslek örgütlerinin raporlarına göre, yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) kabul edilen Dezenformasyon Yasası ile birlikte gazetecilere yönelik baskılar, önceki yıllara kıyasla arttı. 2021’de 47 gazeteci cezaevinde tutuklu bulunurken, bu sayı 2022’de 65’e yükseldi. 

Özellikle Kürt illerinde gazetecilik yapan basın çalışanları ise bu baskı ve yargılamalara en çok maruz kalanlar arasında yer alıyor. Diyarbakır’da bulunan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanlığını yapan Mücahit Ceylan ile yine Diyarbakır’da faaliyet gösteren Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü MLSA’ya değerlendirdi. 

‘Gazeteciliğin itibarı yok edilmiş durumda’

Mücahit Ceylan

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün, gazetecilerin, 1962 yılında patronlarına karşı verdiği hak mücadelesi sonucu ortaya çıktığını söyleyen Ceylan, “Ne yazık ki o günlerin mücadele ruhundan eser kalmamış” dedi.

Özellikle son 15 yılda basın özgürlüğünün kısıtlandığını ve gazetecilere yönelik yönelik baskıların her yıl artarak devam ettiğini ifade eden Ceylan, şöyle devam etti: 

“Ülkede işsiz gazeteciler ordusu oluşturulmuş; çalışan gazeteciler, hakları konusunda patronların insafına terk edilmiş ve gazetecilik mesleği, ayrıcalıklı bir meslek olmaktan uzaklaştırılarak itibarı yok edilmiş durumda. Ana akım medyanın tekelleşmesi ve siyasetin medyaya müdahalesi sonucu evrensel basın meslek ilkelerinden kopan bu yeni yapı, yurttaşların gazetecilere ve medya kuruluşlarına olan güvenini de yok etmiş. Bugün 1962 ruhuna o günden daha fazla ihtiyaç var.

“212 sayılı yasa, ‘Gazetecilik Meslek Yasası’ olarak değiştirilip yeniden düzenlenmeli ve basın sektörü ‘baro’ benzeri bir yapıya kavuşturulmalıdır. Yakın zamanda TBMM’de kabul edilen Dezenformasyon Yasası, mevcut sorunlara cevap bulmaktan çok uzak. Gazeteciliği icra eden basın mensuplarının tıpkı kamu görevi yapan polisler gibi yasal bir korumaya ihtiyacı var.”

‘Bu bölgedeki gazetecilerin hepsinin bir travması var’

Türkiye’de en büyük baskıyı Kürt illerinde görev yapan gazetecilerin gördüğünü söyleyen Ceylan, bu durumun ciddi travmalara neden olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:

“Burası her zaman zor bir bölge oldu. Uzun yıllar çatışmalar ve toplumsal olayların merkezi konumundaydı. Bu bölgede gazetecilik yapıp da travma yaşamayan tek gazeteci yoktur. Bu travmaları atlatmak kolay değil. Sahada çok zorlu koşullarda görev yapan, yaralanan, öldürülen ve ağır suçlamalarla yargılanan gazetecilerin olduğu bir yer burası. Normalleşmeye gidilmesine rağmen bazı sıkıntılar hâlâ devam ediyor. Yaptıkları haberlerin terör suçuyla ilişkilendirilerek gazeteciler hakkında dava açılması ve mahkumiyet kararı verilmesi, bölgede gazetecilik yapanlar açısından çok büyük bir sorun. 

“Sonuç olarak Türkiye’de bugün ciddi bir basın sorunu var ve bu, meslek örgütleri ile yasamanın birlikte çözmesi gereken hayati bir mesele. Demokratik hukuk devletinin işlemesi ve gelişmesi buna bağlı. Bu sorunlar çözülmediği sürece 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sadece bir nostalji olarak kutlanmaya devam eder.”

‘OHAL ile birlikte 300’e yakın basın yayın kuruluşu kapatıldı’

Dicle Müftüoğlu

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu da Ceylan ile paralel ifadeler kullandı.

Türkiye’de, her iktidar döneminde muhalif basının susturulmak istendiğini söyleyen Müftüoğlu, baskıların en çok da 1990’lı yıllardan bu yana Kürt basınına yönelik yapıldığını söyledi.

O yıllarda özgür basın çalışanlarına yönelik gerçekleşen suikastları hatırlatan Müftüoğlu, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte bu sürecin baskı, tutuklama ve işkenceye dönüştüğünü ifade etti. 

Müftüoğlu, şöyle devam etti: 

“AKP iktidarıyla birlikte farklı bir süreç başladı. AKP, iktidara geldiğinde Avrupa Birliği’ne giriş ve demokratik açılımlardan söz etti ama bunların hiçbiri hayat bulmadı. Aksine, her geçen gün basın ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere birçok alanda ihlaller yaşandı. Gazetecilere yönelik ihlaller de bunların en başında geliyordu. Yeni internet yasasından Sansür Yasası’na kadar birçok şey, gazeteciliği etkileyen şeylerdi.

“Yine 2015’in ardından ilan edilen OHAL ile birlikte 300’e yakın basın yayın kuruluşu kapatıldı. Türkiye’de şu an bizim kayıtlarımıza göre 87 gazeteci cezaevinde bulunuyor. Türkiye’de gazeteciler çalışamıyor, çalıştırılamıyor.” 

‘Kürt gazetecilere yönelik baskı zirveye ulaştı’

Müftüoğlu, Kürt gazetecilere yönelik baskıların son altı ayda zirveye ulaştığını belirtti.

Diyarbakır’da 8 Haziran’da düzenlenen operasyonla gözaltına alındıktan sonra tutuklanan 16 gazetecinin iddianamesinin de henüz açıklanmadığını hatırlatan Müftüoğlu, şöyle devam etti:

“Yargı, iddianame hazır olmadığına göre ‘suçlayacak bir şey bulamıyoruz’ demek istiyor. Gazetecilere, savcılık ve hakimlik sorgularında da bu haberleri neden yaptıkları ve kimden talimat aldıkları gibi sorular sorulmuştu. Ardından 25 Ekim’de de Ankara merkezli bir operasyon düzenlendi ve orada da dokuz gazeteci tutuklandı, iki gazeteciye ise ev hapsi cezası verildi. Bu dosyada da henüz bir ilerleme yok, iddianame hazırlanmadı. Gazeteciler, işkenceyle gözaltına alınmışlardı. Bu durum bile gazetecilere düşmanca bir politikayla yaklaşıldığını ortaya koyuyor.

“Soruşturma dosyasında da meslektaşlarımıza haberleri dışında bir şey sorulmadığını görüyoruz. Bu durum, gazetecilerin, bu iktidar döneminde mesleki faaliyetleri için hedef alındığını gösteriyor. AKP iktidarı gazeteciliği öldürmeye çalışıyor. Biz de bunun karşısında bir yandan gazetecilik yapıyor bir yandan da basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması için mücadele ediyoruz.”