- Bu hafta izlenen davalarda duruşmalar geç başladı, kısa sürdü veya hiç yapılamadı. Küçük ve havasız salonlar aleniyet ilkesini zedeledi, savunma hakkı şeklen tanındı.
- Polis varlığı duruşma salonlarının içine kadar taşındı. Bazı dosyalarda kolluk beyanları öncelik kazanırken, avukatların savunmaları “esasa girin” denilerek kesildi.
- Ağır hapis istemi olan davalarda bile duruşma hakkı fiilen engellendi. Bir duruşma hakimin “salon yetersiz” ve “hastayım” gerekçeleriyle ertelendi.
- Bu hafta ayrıca 3 gazeteci tutuklandı. Medya organlarının sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi.
Şubat ayının ilk haftasında ifade özgürlüğü kapsamındaki davalar, farklı şehirlerde görülen duruşmalar ve devam eden soruşturmalarla gündemde kalmayı sürdürdü. Bu hafta izlenen dosyalarda gazeteciler, aktivistler ve bir avukat yargılandı; bazı dosyalarda duruşmalar yapılırken, bazı davalarda ise usuli nedenlerle yargılama ilerleyemedi.
Hafta içinde toplam dört dava izlendi. Bu davalarda iki gazeteci, dokuz aktivist ve bir avukat yargılandı. Gazetecilere yöneltilen suçlamalar ağırlıklı olarak “örgüt üyeliği” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” iddialarına dayanırken, aktivistlerin yargılandığı dosya ise bir protesto eylemine katılım gerekçesiyle açılmıştı.
Adil yargılama ihlalleri
Bu hafta izlenen duruşmalar, adil yargılanma hakkına ilişkin yapısal sorunların duruşma pratiğinde nasıl somutlaştığını bir kez daha ortaya koydu. İzlenen dosyaların bir kısmında duruşmalar zamanında başlarken, özellikle İstanbul’daki bazı yargılamalarda iş yükü gerekçesiyle gecikmeler yaşandı; bu durum, tarafların ve izleyicilerin duruşmaya fiilen erişimini zorlaştırdı. Süreler bakımından duruşmaların çoğu kısa tutuldu ve bazı celselerde esaslı tartışmalar yapılmadan erteleme kararı verildi.
Duruşma salonlarının fiziki koşulları adil yargılanma açısından en çok öne çıkan sorunlardan biri oldu: küçük ve havasız salonlar, aleniyet ilkesini zedeledi; bazı duruşmalarda salon kapısının açık tutulması nedeniyle dışarıdaki kolluk görevlilerinin içerideki beyanları duyabildiği gözlemlendi. Birden fazla dosyada duruşma salonu içinde veya çevresinde polis ve sivil güvenlik görevlilerinin yoğun varlığı dikkat çekerken, bu durum sanıklar ve müdafiler üzerinde baskı hissi yaratabilecek nitelikteydi.
Savunma hakkı bakımından, genel olarak savunmaların dinlendiği görülse de özellikle aktivistlerin yargılandığı dosyada avukatların politik ve bağlamsal savunmalarının “esasa girilmediği” gerekçesiyle kesildiği, buna karşılık tanık polis beyanlarına daha geniş alan tanındığı gözlemlendi. Bu eşitsiz yaklaşım, silahların eşitliği ilkesinin fiilen zedelendiğine işaret etti.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, duruşmaların şeklen yapılmasına rağmen zamanlama, mekân, kolluk varlığı ve savunmaya yaklaşım gibi faktörlerin adil yargılanma hakkını sınırlayan bir pratik yarattığı görülüyor.
Haftanın davaları
Gazeteci Perihan Erkılınç Okay hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla açılan davada fiilen bir duruşma yapılamadı. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gereken ikinci duruşma, dosyanın hangi mahkemenin yetkili olduğu konusundaki uyuşmazlık nedeniyle gerçekleşmedi. İstanbul ve İzmir mahkemeleri arasında süren yetki tartışması, dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesi’ne gönderilmesiyle devam ediyor. Bu süreç, gazetecinin yargılamasının belirsiz bir süre daha uzamasına neden olurken, davadaki adli kontrol tedbirleri sürüyor. Yetki krizine ilişkin ayrıntılı değerlendirme, davaya ilişkin haberde yer aldı.
İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TRT World Forum’daki konuşması sırasında İsrail’le ticaretin durdurulması talebiyle yapılan protestoya katıldıkları gerekçesiyle yargılanan dokuz aktivistin davasında ise dördüncü duruşma yapıldı. Duruşma salonunun küçük ve havasız olması, aleniyet ve savunma hakkı açısından dikkat çeken sorunlar yarattı. Tanık olarak dinlenen polislerin beyanları arasında çelişkiler olduğu gözlemlenirken, savunma sırasında bazı müdahaleler yaşandı. Mahkeme, dosyayı esas hakkındaki görüşünü hazırlaması için savcılığa göndererek duruşmayı 16 Haziran 2026 tarihine erteledi. Bu duruşmada yaşananlara ilişkin ayrıntılar, dosyaya dair yayımlanan haberde kamuoyuna yansıdı.
Cem Yiğit Üzümoğlu’nun da sanıkları arasında yer aldığı “boykot paylaşımları” davasında, 21 sanık hakkında ağır hapis cezaları talep edilmesine rağmen ilk duruşma fiilen yapılamadı. Hâkim, hasta olduğunu ve duruşma salonunun fiziki olarak yetersizliğini gerekçe göstererek duruşmayı ertelediğini belirtirken, aynı gün daha az sanıklı başka dosyaları görmeye devam etti. Savunmanın hazır bulunduğu bir dosyada, duruşma hakkının bu şekilde ertelenmesi; salon yetersizliği ve hâkimin sağlık durumunun yalnızca bu dava için engel sayılması, yargılamanın ciddiyeti, öngörülebilirliği ve silahların eşitliği ilkeleri bakımından adil yargılanma hakkına ilişkin ciddi soru işaretleri yarattı. İlgili gelişmeler, haberimizde yer aldı.
Haftanın bir diğer önemli duruşması, gazeteci Sedef Kabaş hakkında sosyal medyadaki 25 paylaşımı nedeniyle açılan “Cumhurbaşkanına hakaret” davasının dokuzuncu celsesi oldu. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, iş yoğunluğu nedeniyle geç başladı. Savunmaların dinlendiği duruşmada mahkeme, bağlantılı dosyalardaki sürecin sonucunun beklenmesine karar vererek yargılamayı 5 Mayıs 2026’ya erteledi. Gazeteci hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı tedbiri ise devam ediyor.
Diğer Gelişmeler
Hafta boyunca duruşmaların yanı sıra ifade özgürlüğü alanında önemli gelişmeler yaşandı. İstanbul’da Etkin Haber Ajansı’na yönelik operasyonlarda muhabir ve editörlerin gözaltına alınması ve ardından tutuklamalar, basın özgürlüğü açısından ciddi endişelere yol açtı. İstanbul merkezli operasyonda gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörleri Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp ve muhabir Elif Bayburt, adliyedeki ifade işlemlerinin ardından tutuklandı.
Dijital alanda da erişim engelleri gündemdeydi. Mezopotamya Ajansı’na ait WhatsApp kanalının kapatılması, çeşitli haber siteleri ve gazetecilerin sosyal medya hesaplarına getirilen engeller, ifade ve basın özgürlüğü üzerindeki baskının farklı boyutlarını ortaya koydu.
Uluslararası alanda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Osman Kavala davasında Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin üçüncü taraf olarak katılımını kabul etmesi dikkat çekti. Bu karar, hem dava özelinde hem de Türkiye’deki ifade özgürlüğü ve kişi özgürlüğü tartışmaları açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.
Sonuç olarak 2 Şubat haftası, duruşmaların ertelendiği, yetki krizlerinin sürdüğü ve savunma hakkına ilişkin tartışmaların öne çıktığı bir dönem oldu. Gazeteciler ve aktivistler hakkında açılan davalar, hem yargılama pratiği hem de ifade özgürlüğünün sınırları bakımından izlenmeye devam ediyor.

