İnsan Hakları

3 ilde 60 hukukçunun gözaltına alınması: “Savunma makamı tehdit altında”

Rabia Çetin 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı “FETÖ/PDY’nin avukatlık yapılanması” soruşturması kapsamında 11 Eylül’de İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da 48’i avukat, 7’si stajyer avukat, 3’ü ihraç hâkim, 1’i ihraç hâkim adayı ve 1’i de hukuk fakültesi mezunu toplam 60 kişi gözaltına alındı. 60 hukukçunun gözaltı süreleri uzatılırken barolar ve meslek örgütleri “Savunma tehdit altında” diyerek peş peşe açıklamalarda bulundu. 

Gözaltına alınan hukukçuların durumunu yakından takip eden HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu MLSA’ya yaptığı açıklamada “Avukatlar gözaltına alındıkları ilk dakikadan itibaren kriminalize edilmeye başlandı” dedi. 

Gergerlioğlu: Savunma makamına yönelik yargısız infaz yapılmakta

Ömer Faruk Gergerlioğlu

“Savunma makamını müvekkil ile özdeşleştirmek evrensel hukuk ilkeleri açısından kabul edilemez” diyen Gergerlioğlu gözaltılara ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Çağrılsa gidip ifade verecek olan kişilerin evine sabah 5.30’da 20-30 kişilik polisle gitmek, hukukçuyu kriminalize etmek baştan insanları mahkûm eden davranışlar. Oysa avukatlar müvekkilleri hangi örgüt ya da suçtan yargılanırsa yargınlansın onlarla özdeşleştirilemezler. Durumları özgündür. Nasıl doktor ve mühendis görevini yapıyorsa avukat da o şekilde görevini yapıp hukuk devletinin sütunlarını ayakta tutmaya çalışmakta. Ancak bu son operasyonla görüyoruz ki savunma makamına yargısız infaz yapılmakta, gözaltında sorulan sorularla savunma makamı suç olarak gösterilmekte.”

“Hamile, lohusa ve COVID pozitif avukatlar gözaltına alındı”

Gözaltına alınan 60 hukukçu arasında 9 aylık hamile ve 20 günlük bebeği olan lohusa bir kadının da olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, “Hamile ve bebeği olanlar bırakıldı. Ayrıca gözaltına alınanlar arasında COVID pozitif biri vardı. O da bırakıldı ancak gözaltı şartlarında diğerlerine de bulaştırmış olma ihtimali yüksek. Yani insanların sağlık durumları göz ardı edilmiş. Üstelik gözaltına alındıktan sonra 4 gün boyunca hiçbir işlem yapmadan bekletip, tekrar gözaltı sürelerini uzattılar. Bu insanları Ankara gibi salgının merkezi haline gelen bir şehirde hijyen açısından uygun olmayan bir gözaltı merkezinde tutmak hukuka uygun değil” diye konuştu. 

“Gözaltına alınanları savunacak kişiler bulunamıyor”

Avukatların yüzlerce polisle, plastik kelepçeyle adliyeye sevk edildiklerini söyleyen Gergerlioğlu, “Baştan bu insanları kriminalize edip aşağılamaya çalışmışlar. Üstelik öyle bir baskı oluşmuş ki bu savunmanları savunacak kişiler bile bulunamıyor. Yani adli yargı bu uygulamalarla tamamen devre dışı bırakılıyor” dedi. 

Diyarbakır Baro Başkanı: Savunma makamı tehdit altında

60 hukukçunun gözaltına alınmasının ardından ilk açıklama yapan barolardan biri de Diyarbakır Barosu olmuştu. Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adli yıl açılışında avukatların meslekten men edilmesine yönelik konuşmasını hatırlatarak, “Bu operasyonun açıklamadan kısa bir süre sonra yapılması, 60’a yakın meslektaşımızın gözaltına alınması, operasyonun yapılış şekli, meslektaşlarımıza yöneltilen sorular bir bütün olarak savunma makamına yönelik ciddi bir tehdit olduğunu, avukatların da müvekkillerinin suçlarıyla özdeşleştirilmesi bu endişe verici bir durum olduğunu göstermekte. Bu Türkiye’nin hukuki sistemi ve yurttaşların hak ve özgürlükleri için son derece tehlikeli bir durum” dedi.

“Yurttaşlar kamu gücüne karşı korumasız bırakılmaya çalışılıyor”

“Hukukun üstünlüğü meselesi ve yargının bağımsızlığı tümüyle ayaklar altına alınmış durumda” ifadesini kullanan Cihan Aydın, “Buna tek direnen yargının üçüncü ayağını oluşturan barolar ve avukatlar. Bu operasyon avukatları da bu koroya dahil etme çabası olarak gözüküyor. Bizim çoklu baro meselesinde de savunduğumuz şey şuydu: avukatlar ve savunma tehdit altındaysa toplumun tamamı ve özgürlükler de tehdit altında.

Cihan Aydın

Bu operasyon aynı zamanda savunmayı bertaraf etmeyi ve yurttaşları kamu gücüne karşı korumasız bırakmayı amaçlayan bir operasyon. Meslektaşlarımızın mesleklerini layıkıyla yapması, müvekkillerini savunması, kamuoyuna mal olmuş davalarda etkin bir savunma yapmasının önüne geçmek istiyorlar. Bu aynı zamanda yurttaşın savunma hakkını da riske ediyor” diye konuştu.

“Bu operasyon avukatlara bir gözdağı operasyonu”

Hukukçuların Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında gözaltına alınmasını da değerlendiren Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terörizm yaftası yargı ve iktidar tarafından en sık kullanılan etiket. Toplumda bir infial yaratma konusunda kolayca kullanılan bir etiket. Bu ciddi bir risk. İktidarın uygulamalarına muhalefet edenleri terörize etmek, terörist olarak yaftalamak sakıncalı bir durum. Hükümet buna rağmen bir beis görmüyor, yargı makamıyla senkronize çalışarak bunu yapıyorlar.  Sorulan sorular mesleğimizin yapılma biçimini, sır saklama yükümlülüğünü ifşa etmekle alakalı sorular. Bu sorular aynı zamanda diğer meslektaşlarımıza şu mesajı vermeye yönelik: Siz de her an böyle bir suçlamayla karşılaşabilir, terörizmle damgalanabilirsiniz.”

Orhan Gazi Ertekin: Avukatlık hedef haline getiriliyor

Orhan Gazi Ertekin

Demokrat Yargı Eş Başkanı Orhan Gazi Ertekin ise avukatlığın hedefe dönüştürüldüğünü vurgulayarak şöyle konuştu: “Avukatlık, 1924 İstanbul Barosu baskınından sonra ilk defa bu çapta ve merkezi bir operasyonun hedefi haline geliyor. Sayının yoğunluğu ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Özgürlükçü Hukukçular Derneği’ne (ÖHD) yapılan baskılarla birlikte düşünüldüğünde bir suç iddiası ile ilgili bir soruşturma olmadığını, bizzat avukatlığın kendisinin bir hedefe dönüştürüldüğünü gösteriyor. Türkiye’de avukatlık özellikle siyasi davalarda bir temsil alanı olarak görülmemişti ve hep hedefti. Ama bu çapta bir operasyon son yüz yılda ilktir. Bu da o ya da bu avukatın değil avukatlığın hedef haline getirildiğini gösteriyor. 2017’den itibaren içine girdiğimiz anayasasızlık sürecinin etki doğurduğu alanlardan birisi de bu…”

İHD İstanbul Başkanı: Savunmanın özgür olmadığı yerde adil yargılanma hakkından söz edilemez

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı avukat Gülseren Yoleri ise daha önce yapılan KCK Avukatlar Operasyonunu ve tutuklanan ÇHD’li avukatları hatırlatarak şöyle konuştu:Avukatlara yönelik saldırı gittikçe genişletiliyor. KCK davalarına bakan avukatlara, ÇHD avukatlarına ve şimdi de cemaat soruşturmalarında avukatlık yapanlara yöneltilen bir saldırı var. Dalga dalga savunma hakkı baskı altına alınıyor. Bu operasyonun adalet talebinin ve ihtiyacının öne çıktığı, adaletsizliğin arttığı bir süreçte gerçekleşiyor olması adalet arayışlarına da verilen bir cevap. Savunmanın özgür olmadığı bir yerde adil yargılanma hakkından söz edilemez.”

Gülseren Yoleri

Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası anlaşmaların ve Avukatlık Kanunu’nun göz ardı edildiğini söyleyen Yoleri sözlerini şöyle sürdürüyor: Bugüne kadarki tür olaylarda aslında avukatların yargı içerisindeki pozisyonunu düzenleyen, etik kurallar getiren pek çok belge var. BM Havana Kuralları, Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, Türkiye’de Avukatlık Kanunu gibi birtakım belgelere ve yasalara işaret edilerek avukatın savunma hakkı ve baktığı davalardan dolayı suçlanamayacağı ortada. Ama tüm bu kurallar ve kanunlar göz ardı edilerek avukatlık mesleği, savunma hakkı ve adalet baskı altına alınıyor. Avukatlar, müvekkillerinin suçları sabit olsa bile savunmanlığını üstlendiği için suçlanamaz.”

“Avukatlara gözdağı veriliyor”

Avukatlara yönelik son operasyonla tüm avukatlara gözdağı verildiğini vurgulayan Yoleri, “Yargının bu derece bağımlı hale geldiği bir ülkede hakimleri, savcıları kendine bağlayan itaat ettiren bir sistem var. Avukatlar bu çemberin dışında ve bağımsız. Yargının bağımlılığına halel getiren meslek grubunu korkutarak, ellerinden ruhsatlarını alarak geride kalan avukatlara mesaj veriliyor; ‘bu davaları almayın, zorunlu müdafilik yaparken bu davalarda gerektiği gibi savunma yapmayın, adil yargılanma için ısrarcı olmayın’ demeye çalışıyorlar” diye konuştu. 

ÖHD İstanbul Şube Eş Başkanı: Mesleği tahrip etmeye çalışıyorlar

Ayşe Acınıklı

Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şube Eş Başkanı Ayşe Acınıklı ise avukatların gözaltına alınırken Avukatlık Kanunu’nun göz ardı edildiği belirterek şöyle konuştu: “Avukatın evi ve bürosu aranırken savcının hazır olması ve bağlı olduğu barodan bir temsilcinin olması lazım. Avukatlar hakkında soruşturma açılacağı zaman da Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması gerekiyor. Ancak bu prosedürler artık uygulanmıyor, soruşturma aşamasında bakanlıktan izin alınması da TMK gerekçesiyle devre dışı bırakılıyor. Bu mesleği yıpratmaya, tahrip etmeye yönelik bir şey. Bunu da olağanlaştırılarak hukuka aykırılık durumunu de facto olağan hale getirmeye çalışılıyor.”

“UYAP takibinden bile suç çıkarmaya çalışmışlar”

“Mesleğe yönelik saldırılar son dönemde arttı” diyen Acınıklı, “En son ÇHD dosyasındaki kararlar, avukatlığa dair yorumlar korkunç nitelikte. Genel olarak şu anda siyaset ve siyasetten bağımsız hareket edemeyen yargı mesleğimize yönelik saldırılarını artırdı. Meslektaşlara sorulan sorular, avukatlığı farklı bir yere götürmeye çalıştıklarını gösteriyor. UYAP takibinden bile suç çıkarmaya çalışmışlar. Avukatların nerelerde staj yaptıkları, hangi dosyalara baktıkları iktidarı ilgilendiren durum değil. Biz istediğimiz davayı alıp bakabiliriz, baktığımız davalarda savunduğumuz kişilerle aynı sıfatı taşıdığımız anlama gelmez. Avukatları baktıkları dosyalar üzerinden tanımlayamazlar. Avukatların serbest bırakılması gerekiyor.  Avukata müvekkile savunma hakkına yönelik operasyon olarak görmek gerekiyor. Bu tüm mesleğe gözdağı olarak görülmeli” diye konuştu.