İfade Özgürlüğüİnsan Hakları

Akla darbe duruşması: Bloomberg davası

Elif AKGÜL

“Sizin gözünüzde hepimiz sanığız zaten.”

Avukat Ömer Kavili 25 Haziran 2019 günü CHP İstanbul İl Örgütü Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasından “söz almadan konuştu” diye çıkarılırken mahkeme başkanı Akın Gürlek’e böyle demişti. Çünkü Gürlek’in dili sürçmüş, avukat olan Kavili’ye “sanık Ömer Kavili” diye seslenmişti.

Gürlek’in ağzından dökülen Türkiye yargısının Freudyen dil sürçmesiydi. “Potansiyel sanıklık” bilhassa 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki kitlesel gözaltı, tutuklama ve davalarda sıklıkla görülse de en absürdü ve en aşikârı 20 Eylül 2019 Cuma günü İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen “Bloomberg davası”nda karşımıza çıktı.

Bu dava mevcut haliyle kamusal alanda bir fikir belirten herhangi bir yurttaşın nasıl potansiyel sanık kabul edildiğinin resmi. 

Öncelikle “Ekonomik darbe girişimi” olarak anılan bu davanın gelişimine bakalım:

10 Ağustos 2018 tarihinde Kerim Karakaya ve Fercan Yalınkılıç’ın ekonomik kriz ve dövizdeki dalgalanmalarla ilgili Bloomberg’de yer alan haberleri hakkında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) suç duyurusunda bulundu. 

13 Ağustos 2018’de “Fethullahçı Terör Örgütü ile Sivil Mücadele Platformu” da bir suç duyurusunda bulundu. “Temmuz ve Ağustos aylarında yüklü döviz alan, döviz satan, kayıtdışı işlem yapan, bankalarda bu işlemlere sorgusuz sualsiz onay verenlerin” tespit edilip gereğinin yapılmasının talep edildiği suç duyurusunda “müsnet suç” olarak “Ekonomik darbe girişiminde bulunmak ve ülkede kaos ortamını tetiklemeye çalışmak suretiyle Başbakanın ve hükümetin görevini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye çalışmak”  ifadesi yer aldı.

Yine 13 Ağustos günü bir basın açıklaması yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “Türkiye Cumhuriyet Devleti’ne yönelik 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki güçler tarafından gerçekleştirilen, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal barışını, iç huzurunu, birliğini ve ekonomik güvenliğini hedef alan ekonomik saldırılar kapsamında; bu amaca hizmet eder mahiyette her türlü yönlendirici haber, yazılı ve görsel yayın, operasyonel amaçlı sosyal medya hesapları ile birlikte ekonomik güvenliği tehdit içeren eylemlerde bulunan kişi ya da kişiler hakkında” ilgili Türk Ceza Kanunu (TCK), Bankacılık Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu (SPK) kapsamında soruşturma başlatıldığını açıkladı. 

Bunun üzerine savcı Savcı Kenan Zurnacı 27 Mayıs 2019’da 38 şüpheli hakkında iddianame düzenledi. İddianamede şüphelilerin “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ekonomisinin tamamen çökeceğine, piyasadaki tüm şirketlerin finansal açıdan faaliyet gösteremeyecek duruma geleceğine ilişkin delil ve emare olmaksızın asılsız, yanıltıcı paylaşımlar yapmak suretiyle borsada işlem gören ülke ekonomisinin önde gelen firma ve kuruluşları hakkında özetle piyasalarda güvensizlik oluşturmayı hedef aldıkları, böylelikle ülke ekonomisine ilişkin toplum nezdinde güvensizlik ortamı oluşturmaya matuf eylemde bulundukları, böylelikle manevi olarak menfaat temin ettikleri…” iddia edildi. İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesi, 12 Haziran 2019 tarihinde iddianameyi kabul etti. 

20 Eylül’deki duruşmada, “ülke ekonomisine ilişkin toplum nezdinde güvensizlik ortamı oluşturmakla” itham edilenler kimlerdi peki?

Öncelikle -her zamanki gibi- gazeteciler, lakin onların yanı sıra reklamcılar, yatırımcılar, iktisatçılar ve esnaflar. Hatta aralarında eski bir arkeolog, bir kimyager, KHK ile ihraç edilmiş bir işsiz ve bir öğrenci de var.

İddianamedeki menfaat unsuru özellikle önemli. Çünkü ilgili madde gereğince kişilerin cezalandırılabilmesi için bir çıkar elde etmiş olması gerekiyor. Kanunda bu menfaat “maddi” olarak tanımlanmıyor. Kurnazlık yapmaya çalışan savcılık, kanundaki “menfaat sağlama” koşulunu “güvensizlik ortamı oluşturup manevi menfaat elde etmeye” bağlıyor.

Sırf bu nedenle duruşmada bilhassa gazeteci sanıklar haberleri ve paylaşımları nedeniyle hiçbir menfaat elde etmediklerini defaatle dile getirdi. Gazeteci Orhan Kalkan’ın şu sözleri savcının bu kurnazlığına bir cevap niteliğinde: “İfade özgürlüğümü kullandım. Maddi menfaatim yok, şöhret kazanmadım.”

Bir dizi sosyal medya paylaşımının kanıt olarak sunulduğu iddianame, özetle tweet atılarak bir ülkenin yurttaşlarının o ülkenin ekonomisine olan güveni sarsacağını iddia ediyor. Bu mantaliteye göre dövizin tavan yapması 280 karakterde yazılanlara bağlı. Bir akıldan çıkan bu mantık, başka bir mahkemece makul olarak tespit edilip davaya dönüşüyor. Birbirine benzemez 38 kişi, bir kazanın içinde karıştırılıp 5 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor, tüm bu mantıksızlık silsilesi karşısında hapse girmemek için kendilerini savunmaya çalışıyor. 

Bir siyasetçinin dediği gibi: “Böyle bir şey olabilir mi?”

Ama pek tabii en çok akılda kalan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi sanığın, “Üniversite öğrencisi olarak kıt kanaat geçiniyorum. Menfaat elde etmedim” sözleri oldu. 

İddianamenin “espirisi” bu kadarla da kalmıyor.

Sanıklardan mesleği reklamcılık olan bir sosyal medya kullanıcısının “Ekonomiden anlamam. Şaka yapmıştım” sözleri, bir diğerinin “‘Döviz artışının şu an halka bir zararı olmaz. İlerleyen günlerde zamlar kıçımıza kazık gibi girince nasıl bir tufaya geldiğimizi anlarız’ yazdım. Doğru çıktı,” ifadeleri salonda gülüşmelere neden oldu.

Bir kimyagerin arkadaşının sosyal medyada döviz kuruna ilişkin Anadolu Ajansı haberi paylaşımına “Şimdilik” yazarak verdiği yanıt bir hayli hayretle karşılandı. 

Nihayetinde fıkra gibi geçen duruşma vaktiyle Kürtleri, solcuları, sosyalistler, muhalifleri ve gazetecileri hedef alan yargılama tehdidinin artık geniş toplumu hedef aldığını gösteriyor. Herhangi bir kişi en küçük kamusal alanda içinde eleştirinin zerresini barındıran bir ifadede bulunduğunda kolaylıkla bir “darbe torbasının” içine sıkıştırılabiliyor.