Haberler

Altan Sancar: Yolsuzluk haberlerinin ‘bedeli’ silahlı tehditler ve cezasızlık

Altan Sancar: Yolsuzluk haberlerinin ‘bedeli’ silahlı tehditler ve cezasızlık
SİBEL YÜKLER
Altan Sancar, 2013 yılından beri gazetecilik yapıyor. Aslen Diyarbakır Eğil’li. Kürt basını da dahil olmak üzere farklı haber kuruluşlarında çalıştı, uzun süredir Özgürüz Radyo ve Diken’de haber yapıyor. Son dönemde ortaya çıkardığı yolsuzluk haberleri ve Ankara siyasi kulislerinden aktardığı bilgiler ise kamuoyunda epey ses getirdi. Örneğin Hacettepe Üniversitesi’nde milyonlarca lirayı bulan yolsuzluk ve usulsüzlük çarkı onun hazırladığı haberlerden sonra gün yüzüne çıktı: “Hacettepe’nin bilimsel araştırma bütçesi yıllarca tırtıklandı mı?” ve “Hacettepe’de yine usulsüzlük: Yeğen şirketine milyonluk ‘piyango’” haberleri bunlardan birkaçı. Yine, “Gül’ün istifasının perde arkası: Erdoğan ‘tam uyum’ istiyor” ve “Ankara’daki toplantıda Katarlı heyetle ne konuşuldu?” kulis bilgileri de Ankara siyasetini hareketlendiren haberlerden bazıları…  “17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu”na ilişkin soruşturmada adı geçen dönemin dört bakanından Erdoğan Bayraktar ile yaptığı söyleşi ise hem soruşturmaya ilişkin dosyası olan bir ismin konuşması hem de Bayraktar’ın tapelerin kendisine ait olduğunu doğrulaması açısından büyük önem taşıyordu.  Ancak mesele bu haberlerle sınırlı kalmıyor ve bir süredir yaptığı bazı haberlerden sonra tehditler almaya başlıyor. Bunlardan en ciddi olanı da Diyarbakır’da aracının durdurularak silahla tehdit edildiği gece. Hem newroz kutlamalarını takip etmek hem de ailesini ziyaret etmek için mart ayında Diyarbakır’a giden Sancar, 23 Mart 2022 gecesi Diyarbakır-Eğil yolunda seyir halindeyken, kendisini takip eden aracın içinden inen silahlı bir kişi tarafından tehdit edildi. Üç kişinin olduğu araç, Sancar’ı takip edip durmaya zorlamıştı. Durdurulduğu yerde MOBESE kameraları ve aydınlatma bulunmuyordu. Üstelik aracın plakası da yoktu. 

‘Plakasız araçtan inip silahı gösterdi, 'Ayağını çok uzattın, akıllı ol' dedi’ 

“17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’na ilişkin dönemin bakanı Erdoğan Bayraktar’la yaptığım söyleşi sonrası da tehditler gelmeye başlamıştı. Bilmediğim hesaplar sosyal medyadan, ‘Seni buluruz’ deyip adres bilgilerimi göndererek tehdit ettiler. JİTEM hesaplarından silah ve kurşun görselleri paylaştılar. Hesapların birçoğu tehdit etmek için açılıp daha sonra kapatılan hesaplardı. Ancak son tehditte iş fiziki boyuta vardı.” “Diyarbakır’a newroz kutlamalarını takip etmek ve ailemi görmek için gitmiştim. 23 Mart’ta, Diyarbakır merkezden Eğil’deki bağ evimize gitmek için gece saatlerinde yola çıktım. Diyarbakır-Eğil arası biraz tenha bir yoldur, belirli bölgelerinde telefon çekmiyor. Hatta Genelkurmay’ın da tehlikeli olduğuna işaret ettiği yollardan. Eski model Ford Focus marka, koyu renkli bir araç geliyordu arkadan. Önüme kırdı, beni yavaş yavaş sağa yanaştırıp durmaya zorladı. Durdurdukları yer ise 90’lı yıllarda askerlerin kontrol noktası kurup giriş çıkışları denetledikleri, kimlik kontrolü ve üst araması yaptıkları yoldu. Yeni yolla eski yolun birleştiği yerdi. Bir kilometre ötesinde Dicle Barajı’na dönen yol var, o yolun hemen ilerisinde bir yol kamerası söz konusu. Ancak benim durdurulduğum yer kör noktaydı, MOBESE veya yol aydınlatması yoktu.”  “Beni nereden, nasıl takip ettikleri hakkında hiçbir fikrim yok. Normalde tedbirli davranırım ama hiç fark etmedim. Yavaş yavaş durmaya zorlayınca durdum, önce oradaki köylülerden biri sanıp camı açtım, ‘Bir şey mi oldu?’ diye sordum. Birkaç saniye durdu, daha sonra elini beline attı. Mevsimlik bir mont vardı üzerinde, montu sıyırıp silahı gösterdi ve dedi ki, ‘Ayağını çok uzattın, akıllı ol.' Şaşkınlıkla anlamadığımı söyledim, bir daha tekrarladı. ‘Ayağını çok uzattın, akıllı ol’ dedi. Araçta iki kişi daha olduğunu fark ettim. Şoför koltuğunda biri vardı, arka koltuktan da birinin dönüp baktığını gördüm. Beni tehdit eden kişinin Türkçesi çok iyiydi, sakalı ve bıyığı yoktu. Sonra aracına bindi, 10-15 saniye durdular ve gittiler. Aracın plakası yoktu. Araçtan indim, bir sigara içip tekrar bindim ve Eğil’e gitmekten vazgeçip hızla Diyarbakır’a döndüm.”

Jandarma polise, polis jandarmaya yönlendirdi: Sistem çalışmıyor, kayıt yok

Sancar’ın durdurulduğu yer 50 kilometre olan Diyarbakır-Eğil yolunun tam ortası. Telefonun çekmediği, kamera ve aydınlatma sisteminin olmadığı bir yerde plakasız araçtan inen bir kişinin silahlı tehdidi normal şartlarda acil önlem alınması gereken bir tehlikeyi gösteriyor. Ancak tam aksine, bu tehlike ciddiyetsizlikle karşılanıyor: “Eve gidip aileme durumu anlattım. Avukat arkadaşları aradım, hızlıca bir suç duyurusu hazırladık gece yarısı. İşlemleri hızlandırmak için sabah saatlerinde doğrudan Eğil Cumhuriyet Savcılığına gittim, dilekçemi teslim ettim. Fakat savcı benimle hiçbir şekilde iletişime geçmedi. İfadem kalemi tarafından alındı, jandarmaya bir yazı yazdılar ve o bölgedeki kameraların tespit edilmesini istediler. Ardından jandarmaya gittim, jandarma komutanı, ‘Bu yol kameralarının kontrolü bizde değil, görevi polise devrettik’ dedi. Doğrudur ama polis de olayın jandarma bölgesinde olduğunu söyledi, jandarma ise kontrol noktasını da izlemeyi de polislerin üstlendiğini söyledi. Polis karakoluna gittim, ilçenin girişinde Mobil Plaka Tanıma Sistemi’nin (MPTS) jandarmaya ait olduğunu görmüştüm. Polis kayıtlara baktı. Israrla saatleri vurgulamama rağmen söylediğim saat aralığına tam bakmadıklarını düşünüyorum. İlçenin girişindeki kayıtlara da baktılar ve olay yerinin 600 metre ilerisindeki sistemin çalışmadığını söylediler. İlçe girişindeki ilgili kameralardan birkaç araç gösterdiler, ama o araç değildi. Akşamında da uçakla Diyarbakır’dan ayrıldım.”

‘Suç duyurusunun üzerinden altı ay geçti, herhangi bir tespit yok’

Sancar, bu olaydan günler sonra Twitter’dan bir mesaj aldı. Diyarbakır’da görevli bir polis olduğunu iddia eden bir kişi, “Biz o bölgelerde faaliyet yürütmüyoruz, o bölgelerde faaliyette olan tek bir ekip var, onların da adı üç harfli” yazan mesaj attı. Ancak Sancar için önemli ve hayati olan bu gibi iddialardan ziyade, yaptığı suç duyurusundan herhangi bir sonuç elde edememekti. Tehdidin ertesi günü suç duyurusunda bulunsa da altı aydır bir ilerleme yok. Üstelik bu ilk suç duyurusu ve karşılaştığı ilk cezasızlık da değil.  “Bu tehditten bir süre önce iktidarda yaşanan anlaşmazlıklara ilişkin kulis haberi yapmıştım, yolsuzlukların üzerine çalıştığım zamandı. Ama Hacettepe Üniversitesi’ndeki yolsuzlukları açığa çıkardığım için özellikle bu şekilde tehdit edilebileceğimi düşünmüyorum. Belki mesleki faaliyetlerim, diğer yolsuzluk haberlerim birilerinin canını sıkmış olabilir. Bürokraside Kılıçdaroğlu’nun çağrısından sonra çözülmeler olduğunu yazmıştım, kamuoyunda epey ses getirmişti. Hem Cumhurbaşkanı hem de İçişleri Bakanı’nın, Kılıçdaroğlu’nun bürokratları tehdit ettiğini söylediği haberler vardı. Daha önce de farklı tehditler almıştım, suç duyurusunda bulunmuştum ama herhangi bir sonuç alınamamıştı. Bu suç duyurusunun üzerinden de altı ay geçti, avukatlarım takip ediyor ancak herhangi bir ilerleme yok. Dosya açık, herhangi bir tespit yok.”  “Bütün detaylara baktığımda ortada çok uzun süredir fiziki ve teknik bir takip olduğunu düşündüm. Çünkü şahsi arabamla newrozdan önce Diyarbakır’a gittim, yolda güvenlik noktalarından geçtim, üzerimde bir telefon taşıyorum. Benim aracımın orada görülmesi, muhtemelen bir bilgi akışını gösteriyor. Diyarbakır’da kontrol noktaları o kadar iyi çalışır ki oradan plakasız bir araçla geçmek mümkün değildir. Eğer geçebilirseniz bambaşka bir konumunuz vardır. Elinizde çok güçlü bir kimliğin olması gerekir. Muhtemelen istihbarata ait olabilir, yukarıdan görevli olabilir, bilemiyorum ama Ford Ranger’ı kullananlara amirlerin bile söz geçiremediği bir durum oluştu Diyarbakır’da son yıllarda. Beyaz Toroslar değil ama Ford Ranger’lar geldi. Uzun süredir bunların korku unsuru haline getirildiğini biliyoruz.”

‘Neyi kurcalıyorsun?’: Yeni Akit, Ermeni belgeselini hedef gösterdi

Sancar’ın aldığı tehditlerden bazıları da Eğil ilçesindeki “Müslümanlaştırılmış Ermeniler”in hikâyesini anlatan ve Ermeni Soykırımı ile yüzleşmeye çağıran Saklı Haç belgeselinden sonra başlıyor. Yönetmeni ve yapımcısı olduğu belgeselin 2019 yılındaki gösteriminden sonra Yeni Akit gazetesi tarafından “Sözde Ermeni Soykırımı’nı çektiler… İçerideki hainlerden ‘Haç’lı belgesel” haberiyle hedef gösterildi. Belgeselin diğer yönetmeni Serhat Temel ile birlikte olduğu fotoğraflar, “İçimizdeki haçlılar” yazılı görsellerde kullanıldı. Olay AYM’ye kadar taşınsa da sonuç elde edemedi. Sancar’ın o hafta Diyarbakır’a gitmesinin nedenlerinden biri de Saklı Haç’ın devamı niteliğinde çektikleri Süryanilerle ilgili belgeselin kurgusunu tamamlamaktı. Belgeselde, son yıllarda Midyat bölgesinde işlenen faili meçhul Süryani cinayetlerine de değiniyorlardı: “Müslümanlaştırılmış Ermeniler, 1915 sonrası devam eden sürecin en bariz örneklerinden. ‘1915’te ne oldu?’ sorusuyla yüzleşmek istedik. Yeni Akit bizi hedef gösterdikten sonra Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği Başkanı da Twitter’da hedef göstermişti. O paylaşımın altına, ‘Böylelerini domuz kurşunuyla öldürmek lazım’ yazmışlardı. Akit hakkında suç duyurusunda bulundum, sonuç alamadım. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gittim, AYM başvuruyu kabul edilemez buldu ve üzeri kapatıldı. Haber hâlâ duruyor ve hâlâ ‘İçimizdeki ‘haçlı hain’ yazıyorum. Türkiye’de bunun ne anlama geldiği açık.”  “O belgeselden iki yıl sonra bu defa Süryanilerle ilgili bir belgesel çalışmasına başladım. Mardin’e gidip çekim izni istediğimizde ilk talebimiz reddedildi. Midyat önemli bir bölge, izinsiz çekim yapmak çok zor. Daha sonraki başvurumuzda çekim izni çıktı. Çekimlerimiz tamamlandı ancak başvuru yaptığımızda birilerine isimlerimizin gittiğinin duyumunu aldım. ‘Bu neyi kurcalıyor?’ diye bir yerlere sorulmuş. Pandemide sokağa çıkma yasakları bittiğinde çekime başlamıştık. Diyarbakır’a newrozdan birkaç gün önce gitmemin nedeni de o belgeselin montajını tamamlamaktı. Biz belgeselde Süryani cinayetlerinde de bahsettik, Sayfo katliamından da, Süryanilerin mallarına kimlerin nasıl çöktüğünden de… Bu da birilerini rahatsız etmiş olabilir, çünkü azınlıklar konusu Türkiye’de konuşulmak istenmiyor, yüzleşmekten kaçınılıyor. Belli bir kesim ‘hassasiyet’ yapıyor, susturuyor.”

‘Türkiye’deki gazeteciler öldürülen, kaçırılan gazetecilerin hafızasını taşıyor’

Ancak tüm bu tehditlere rağmen Türkiye’de gazetecilere yaşatılanlara baktıkça kendini şanslı gördüğünü söylüyor Sancar: “Çünkü onlarca meslektaşımız tutuklu. Örnek alarak mesleğe başladığımız Musa Anter, Hrant Dink, Uğur Mumcu gibi gazeteciler bu ülkede öldürüldü, onlarca, yüzlerce gazeteci tutuklandı.”  Yine de gazeteciliğin giderek tehlikeyle eşdeğer olmasının da görmezden gelinemeyeceğinin altını çiziyor ve bir noktada Türkiye’deki gazetecilerin taşıdığı hafızadan bahsediyor. Öldürülen gazetecilerin hafızasını taşıyan gazeteciler gibi, tehlike altındaki gazeteciliğin tarihsel aktarımını özetliyor: “Ama bu örneklerin yarın başka gazetecilerin başına gelmeyeceği garantisinin olmaması çok büyük sorun. Dün de tuğlayı çekmekten korkuyorlardı, bugün de korkuyorlar. Birileri o duvarı yıkmaya çalıştıkça birileri de o duvara sıkıca asılıp koruyor. Ben belgesellerde toplumun hafızasına çalışıyorum mesela ve bir gazeteci olarak öldürülen gazetecilerin hafızasını taşıyorum. Haber yaptığı için kurşunlanan, tutuklanan, gözaltına alınan meslektaşlarımızın hafızasını taşıyoruz. Bu paranoyaklık değil, bu hafıza hiçbir zaman bu ülkedeki gazetecilerden silinmeyecek. Çünkü birileri o tuğlanın çekilmesine izin vermeyecek ve o katiller korunmaya devam edecek. Hâlâ gazeteciler, araçlarının altına bomba konulan, sokak ortasında katledilen, kurşunlanan, kaçırılan gazetecilerin hafızasıyla yaşıyor. Devlette devamlılık esas ise gazeteciye muamelesi de aynı.” “Hrant Dink daha yakın bir tarihte öldürüldü. Can Dündar adliyenin önünde kurşunlandı. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda dün neyse bugün de aynı şeyin devam ettiğini görüyoruz. Ben bir gazeteci olarak kendimi nasıl güvende hissedebilirim… Bir sistem, bir çark var ve gazetecilere karşı işlemeye devam ediyor. İktidara biat etmemiş bütün gazetecileri bu dişlinin içinde öğütmeye çalışıyorlar. Darpla, tutuklamayla, gözaltıyla, tehditle… 

Devlet sırrı mı, kamu yararı mı?: ‘Dünyanın her yerinde gazetecilik bedel ödemek demek’

Peki gazeteci olmanın bedeli tehdit, gözaltı, tutuklama ya da öldürülme ihtimaliyle yaşamak mı olmalı? Yahut gazeteciliğin bir bedeli olmak zorunda mı?  “Dünyanın her yerinde gazeteci olmanın ne yazık ki bir bedeli var. Meksika’da gazetecilerin kartellere karşı verdiği inanılmaz mücadeleyi biliyoruz, çoğu bunun karşılığında ya sürüldü ya öldürüldü. İngiltere, Almanya, Türkiye…. Dünyanın her yerinde gazetecilik demek, bedel ödemek demek. İktidarda kim olursa olsun gazetecinin görevi denetlemektir, yazmaktır, bilgilendirmektir. Bir kahveci dükkanında kahvede sorun varsa bunu da yazmaktır, iktidar partisi ya da muhalefet partisi hiç fark etmez, kilisede ya da Kuran kursunda, nerede olursa olsun saklanan gerçeği yazmaktır görevi.”  “Peki bunun bedeli olmalı mıdır? Elbette olmamalıdır. Gazeteciler kamu sorumluluğuyla hareket eder, kamu yararını gözetir. Kamuya bağlı olmadan kamu görevi yürüten tek meslek gazeteciliktir. Gazeteciler, ‘devlet sırrını açık etmek’ suçlamasıyla cezaevine girdi bu ülkede. Hayır, halkın yararına olan hiçbir bilgi gizlenemez, yine halkın güvenliğini tehlikeye atmadıkça. Geçen yıllarda Berat Albayrak'ın maili ele geçirilmiş ve ele geçirenler bu bilgileri gazeteciler ile paylaşmıştı. O gün o konuda haber yapan gazeteciler yargılandı, tutuklu kaldı. En nihayetinde hak ihlali kararları da verildi. Peki o mailler bize çürümüş bir düzeni göstermedi mi? Bal gibi gösterdi ki o haberi yapan kıymetli dostlarımız cezaevine atıldı." “Bugüne kadar devlet sırrı ya da ticari sır diye gizlenen bilgilerin birçoğu birilerinin yararına çıktığını gördük, halkın yararına değildi. Ama dünyada sistem böyle işlemiyor ve gazetecinin cesur olması kimsenin işine gelmiyor. Tutuklamalar, saldırılar, gözaltılar organize biçimde yürütülüyor. Gazetecilerin attığı adımdan, yaptığı, yapacağı haberden haberdar olan, takip eden bir mekanizma olduğunu görüyoruz. Mercek altındayız.”
Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.