Arşiv

Azınlık gazetelerinde pandemi sarsıntısı: “Meteliğe kurşun atıyoruz”

Azınlık gazetelerinde pandemi sarsıntısı: “Meteliğe kurşun atıyoruz”
Eylem Yılmaz 
Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını Türkiye’de ilk kez 11 Mart 2020 tarihinde saptandı. Bu tarihten itibaren başlayan karantina süreci hemen herkesi maddi ve manevi olarak etkisi altına aldı. Tüm sektörler bu salgından etkilendi. Medya sektörü de bunlardan biri. En çok da azınlık medyası etkilendi.  “Meteliğe kurşun atıyoruz,” “Gazeteyi çıkaramayacak noktaya geldik,” “Ne kadar dayanırız bilemiyorum,” “Her şeyini kaybetmiş biri daha başka ne kaybetsin?” Bu sözler Türkiye’nin köklü azınlık gazetelerinin genel yayın yönetmenlerine ait. Nüfusu gittikçe azalan gayrimüslim toplumunun can damarı olan bu gazeteler, zaten sınırlı sayıdaki tirajlarına bir de pandemi eklenince baskı yapamayacak duruma gelmiş. Hepsinin ortak talebi ise Basın İlan Kurumu’ndan alınan destek fonunun erken ödenmesi. Hem gayrimüslim toplum için, hem haber alma hakkı için, hem de tarihsel ve kültürel önem taşıyan azınlık gazetelerinde pandeminin yarattığı sorunları, Apoyevmatini, Agos, Şalom, Jamanak ve Sabro gazetelerinin yayın yönetmenleri ile görüştüm.

Apoyevmatini: “Her şeyini kaybetmiş biri daha ne kaybetsin”

Pandeminin yarattığı derin sarsıntının boyutlarını önce 11 Temmuz 1925 tarihinden bu yana yayın yapan Rum Apoyevmatini gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mihailis Vasiliadis ile konuşuyoruz. İlk sözü, “Zaten sırılsıklam ıslak birini yağmur ne kadar etkileyebilir” oluyor.  2011 yılında kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ve yardım kampanyaları ile yoluna devam gazete, en sonunda 2014 yılında ofisini kapatmak zorunda kaldı. Yayını evden sürdüren Vasiliadis bugün karşı karşıya kaldıkları sorunları şöyle anlatıyor: “Zaten sırılsıklam ıslak birini yağmur ne kadar etkileyebilir? Azınlık gazetelerinin durumu bu. Özellikle Apoyevmatini’nin durumu daha da yakın buna. Bunun esas nedeni ise bizim 90 binin üzerinde hitap ettiğimiz bir zümre varken çok kısa bir zaman içerisinde, 1964 yılında bu sayı üçte bire indi. Orada da durmadı ve şu an yalnızca 600 aileye hitap ediyoruz. Hedefim gazetenin Türkiye’deki, İstanbul’daki her Rum evine girmesi. Çünkü bizim gazetemiz gerçekten tarihi bir gazete. Apoyevmatini’nin tarihi İstanbul Rum toplumunun tarihi ile paraleldir. Bugün gazetemizi PDF formatında Google grubumuzda paylaşıyoruz. Burada pandeminin bir etkisi yok. Dağıtımda sorun yaşıyoruz. Dağıtımcılarımızın  bir, ikisi hariç hepsi 65 yaş üzerinde. Gazeteleri teslim ettikleri evlerden ne kadar bahşiş veriliyorsa onlara kalırdı. Bu şekilde çalışıyorduk. Bu yaş grubuna yasak getirildi. Üzerine bir darbe daha yediler; İstanbul Kart’ları iptal edildi. Yol parası vermek durumunda kalınca bunun üstesinden gelemediler. 240-250 TL’lik kartlardan almak da bize zor geldi. Şu an yakında olanlara gazete götürülüyor kalınına gitmiyor. Okurumuz olan 600 ailenin yaş ortalaması 65’in üzerinde. Bu insanların gazeteyle özel bir bağı var. Bu gazeteyi onlara yetiştirememek ana hedefimize darbe oluyor. Şu an Türkiye dışında yaşayanlar gazeteyi almaya devam ediyor ama onların Apoyevmatini’yle bağı buradakilerin gazeteyi alamamalarının üzüntüsü yanında kıyas kabul etmez. Şu an tamamına değilse bile bir kısmına gerçekten ulaşamıyoruz. 1974’ten bu yana bütün vaktimiz çıkan zorluklara çare bulmaya çalışmakla geçiyor…Zaten her şeyini kaybetmiş biri pandemi sürecinde daha başka ne kaybedilsin…”

Agos: “Gazeteyi çıkarmakta zorlanıyoruz”

Agos gazetesiyle devam ediyoruz. Hrant Dink’in kurduğu haftalık yayın yapan Agos, bu süreçte baskıya bir hafta ara verdi. Ardından baskıya yeniden devam eden gazetedeki durumu önce Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan’dan dinliyoruz:  “Agos, okur gücüyle ve ilanlarla yaşayan bir gazete. Arkamızda başka bir güç yok. Birçok işyeri kapandığı için ilan alamaz hale geldik. Bir diğer gelir kaynağımız Patrikhane ve cenaze ilanları. Ayinler durdurulduğu, diğer organizasyonlar da olamadığı için ciddi bir gelir kaybına uğradık ve uğruyoruz. Öbür yandan sokağa çıkma yasakları da gazetenin okura ulaşmasını engelliyor. Bütün bağımsız basın için zor bir dönem ama azınlık gazeteleri için daha da zor bir dönem. Çünkü bizim gerçekten kısıtlı bir okur sayımız var. Sayfa sayımızı düşürdük. Gazeteyi çıkarmakta zorlandığımızı söyleyebilirim. Tek umudumuz bunun bir şekilde bitecek olması. Yavaş yavaş normale döneceğimizi düşünerek devam ediyoruz. Zorlanarak yürüyoruz. Basın İlan Kurumu’ndan yapılan ödeme bu yıl öne çekilebilirse bizim için çok iyi olacak.”

“Gerçek anlamda bir normale dönüş olmayacak kaygısını taşıyorum”

Agos’un Ermenice sayfalar editörü Pakrat Estukyan’la devam ediyoruz: “Zor bir süreç bu. Basılı bütün gazeteler için zordur ama bizim için ayrıca zor. İlan sıkıntısı içerisindeyiz şu an. Abonelerimizin çoğu işyerini adres olarak vermiş ve işyerleri kapalı. Bu nedenle gazetenin onlara ulaşmasında sorun yaşadık. Ev adresi verenlere gitti, işyeri adresi verenlere ise gazete gitmedi.” Okurlarının bu süreçte nasıl etkilendikleri ile ilgili ise, “İş yapamamak, dükkânı kapalı olmasına rağmen kirasının işlemesinden ağır yükümlülük altına girmiş olmak gibi durumlar bizim toplumumuzda da çok sık görünüyor. Bütün bunlar insanları daha da zor şartlara götürüyor. Yoksullaştırıyor. Birçok insan günlük çalışmasıyla çarkını çevirebiliyordu, şimdi de çarkı çevirmek zorunda ama…” diyor.  Normalleşmeden yana ise umutlu değil: “Bu süreç normale döndüğünde de etkileri epeyce bir süre hissedilir olacak. Normale dönüş diyoruz ama bu gerçek anlamda bir normale dönüş olmayacak kaygısını taşıyorum. Biraz karamsar bir tablo çiziyorum ama sanki gerçeklik de buna uygun.”

Jamanak: “Meteliğe kurşun atıyoruz”

Agos’un ardından bir sonraki durağımız Jamanak oluyor. 28 Ekim 1908 tarihinden bu yana Ermenice yayın yapan gazete, bugün 112 yıldır yayına kesintisiz devam ediyor. Pandemide de yayınlarına devam ettiler ama nasıl? Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ara Koçunyan hem yaptıkları gazeteciliği ve Ermeni toplumunun bu süreçte neler yaşadığını hem de maddi sorunlarla nasıl boğuştuklarını şöyle anlatıyor: “Eve kapanma süreci iletişim ihtiyacını ortadan kaldırmadığı gibi tam tersi bir durum oluştu. Ermeni toplumu küçük bir azınlık belki ama hemen kendi içinde sosyal dayanışma hareketleri oluşturdu; ihtiyacı olan insanlara, yaşlılara gıda yardımları ulaştırdı. Patrikhane nezdinde sosyal dayanışma girişimleri başladı. Ermeni cemaatinin vakıf hastanesi diğer azınlık hastaneleri arasında pandemi hastanesi olarak hizmet veren tek sağlık kurumu oldu. Bu kurumlara ve bu kurumların yürüttüğü faaliyetlere büyük bir ilgi vardı. Biz bu ilgiyi gidermek istedik. Aynı zamanda kuşkusuz salgından etkilenenler de merak konusuydu. Haber kaynağı konusunda şöyle bir sıkıntı vardı. Virüsü kapan Ermeni vatandaşların tümü Surp Pırgiç Hastanesi’nde tedavi görmediler. İstanbul’un çeşitli hastanelerinde tedavi görenler de oldu. Resmi bilgi akışı açısından yalnızca Ermeni cemaatinin vakıf hastanesinde olanları öğrenebiliyorduk. Onun dışındaki mecralardan düzgün bir bilgi akışı pek olamıyordu. Cenazeler için Patrikhane devredeydi ama o süreç de belli bir ketumlukla yürütüldü. Burada hasta haklarından tutun ailelerin derin sarsıntısına ve de başka alt kimliksel olarak toplumsal bir panikleme adına kullanılmış tercihler olabilir. Bilemiyorum. Ama biz iyi kötü süreci takip etmeye çalıştık. Yayınımızı aksatmadan sürdürebildik.”

“Gazetemizin varlığını tehdit eden bir boyuta geldi”

“Tabi bu süreç bizim için çok yıkıcı oldu. Gazetemizin varlığını tehdit eden bir boyuta geldi. Gazetemizin kazancı ağırlıklı olarak kilise vakıflarımızın duyurularından oluşur. Buradan büyük bir gelir kaybımız oldu. Çalışmayı finanse etmek çok masraflı oldu. Sokağa çıkma sınırlamalarının bitirildiği günlere göre çalışma saatlerimizi düzenledik. Dağıtımımızı yapabilmek için özel araçlar kiralamak zorunda kaldık. Bütün bunlarla birlikte belimizi büken bir tablo ile karşı karşıya kaldık. İçerisinde bulunduğumuz yılın tamamını ipotek altına alan bir durum karşımıza çıktı. Şu an tek tesellimiz 112 yıldır aralıksız yayın yapan bir günlük gazete, Türkiye’nin en eski günlük gazetesi olarak bu pandemi sürecinde de büyük özverilerle yayınımızı kesintisiz olarak devam ettirebilmiş ve bu misyona sadık kalabilmiş olmamızdır. Önümüzü göremediğimiz bir süreçteyiz. Abonelerimizin, okurlarımızın desteğiyle şu an ayaktayız. Gazetemiz zaten normal gazete bayilerinde satılmıyor. Cemaatin alışveriş yaptığı dükkânlarda, küçük esnafta satılıyor. Bu küçük dükkânların önemli bir bölümü 65 yaş üzerindeydi ve dükkânlarını açamadılar. Okurlar kendi başına organizasyon yapıp alternatif satış noktalarını kendileri buldular ve bize haber verdiler, “Gazeteyi buraya yollayın” dediler. Okurlarımızın desteğini bu anlamda her zaman hissediyoruz. Ne yazık ki bizim gibi kurumlar sadece okurlarının sahiplenme duygusuyla yaşayabilme olanaklarını gittikçe yitiriyor. Basın İlan Kurumu’ndan gelen mali desteğin maddi anlamından ziyade çok daha başka boyutuyla algıladık. Bir azınlık gazetesine yapılan bu maddi desteğin siyasi iradenin bize yaklaşımı olarak, devletin ana dilinde yayın yapan gazetelere böyle bir sahiplenme refleksi sergilemesi bizim yaşamımızı idame etmemiz açısından çok önemli, çok değerli bir katkı. Dolayısıyla başından beri bu yardımı biz önemsedik. Son yıllarda azalarak da olsa devam etti. Şu an meteliğe kurşun atar durumdayız. Dolayısıyla bu yardımın öne alınması mümkün olursa çok çok iyi olur. Arttırılabilecek olması da çok iyi olur. Bu ne kadar mümkün olabilir bilemiyorum. Pandemi nedeniyle herkesin ihtiyaçları artmış vaziyette… Bundan sonra ne olur, nasıl olur bilemiyoruz. Gün gün, o günün gazetesini matbaaya yolladığımıza şükür eder hale geldik.”

Şalom: “Yıkılmadık ama ayaktayız diyelim” 

Jamanak gazetesinden sonra Yahudi toplumuna haftalık yayın yapan Şalom gazetesine geçiyoruz. 29 Ekim 1947 yılında yayına başlayan gazete bugün reklam kısıtlamalarından dolayı ciddi bir maddi zorlukla karşı karşıya. Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas’a kulak veriyoruz: “Abonelik sistemiyle devam eden 72 yıllık bir gazeteyiz. Hiçbir hafta ara vermeyen, kesintisiz çıkan bir gazete. Yüzyılda bir görülen bu olay karşısında herkes gibi biz de şaşırdık. Yıkılmadık ama ayaktayız diyelim. En büyük gelirimiz abonelerdir. Yıllardır azalan cemaatin sayısına paralel abone sayımız da düştü. Artık gazete okuma oranı da düşüyor. Dijitalden de çok para kazanamıyorsunuz. Bir diğer büyük gelir kaynağımız ise reklamdır. Pandemi nedeniyle reklam verenlerin haklı olarak bütçelerini kısmalarından dolayı reklamlarda inanılmaz bir kısıtlama oldu. Bu durum bizim gelirimize büyük bir sekte vurdu. Sayfa sayımızı düşürdük. Bir an evvel normale dönmeyi bekliyoruz. Ne kadar dayanırız bu duruma bilemiyorum. Belki yıl sonuna kadar idare ederiz ama ondan sonra bu gelirlerimiz yeniden başlamazsa 72 yıllık gazete ciddi anlamda sıkıntıya girebilir.” Bu süreçte yeni medya araçlarından ne kadar yararlanabildiklerini, hâlihazırda nasıl çalıştıklarını soruyorum: “Şu anda evlerden çalışıyoruz. Ofisimizi sadece dağıtım için iki gün açık tutuyoruz. Bunun dışında bütün sayfa tasarımları, yazılar evlerden yapılıp koordine ediliyor. İki dağıtıcımız var. Bir tanesi 65 yaş üstü olduğu için sayı bire düştü. Başka bir kişiyi istihdam ettik. Ekstra bir maliyet oldu. Durumumuz şu an bu. Normalleşmeyi bekliyoruz. Yoksa halimiz harap. Devlet yılda bir kez yardım yapıyor. İlan Kurumu’ndan biz ilan alamıyoruz. Gelecek yardım bizi ölümden kurtaracak değil ama biraz daha uzun yaşayabilmemizi sağlıyor. Çok büyük bir para değil. Fakat gerekli. Bu yardımın erken olması için talepte bulunduk ama henüz bir geri dönüş olmadı. Okurlarımız bu süreçte internetten takibi arttırdı. Tıklanma sayılarımız arttı. Bu süreçte biz de web çalışmamıza önem verdik, daha çok gayret gösterdik. Bir arkadaşımız haftanın bir dakikalık özetini gösteren bir video hazırlıyor. Yeni bir şey yaptık ve ses dosyaları koyduk. Bir ara sadece web üzerinden yayın yapmayı düşündük ama içimize sinmedi. 72 yıldır kesintisiz çıkan bu gazeteyi son nefesimize kadar sürdüreceğiz kararına vardık. İlk haftalar çok zorlandık, sonra alıştık.”

Sabro: Okura ulaşamıyoruz, bu maddi kayıp yaratıyor

Son olarak Türkiye’nin Süryanice yayın yapan tek gazetesi Sabro’da neler yaşandığını dinliyoruz. Yayın hayatına 2012 yılında başlayan gazetenin sahibi Evgil Türker de dağıtımdan yana yaşanan sorunlardan, okura ulaşamamaktan şikâyetçi. İçinde bulundukları durumu şöyle anlatıyor:  “Gazetemiz aylık olduğu çok fazla hissettirmedi ama şunu söyleyebilirim, dağıtımın yapılması sorun oluyor. İşyerleri kapalı olduğu için okurlara ulaşamıyor. Dağıtan arkadaşlarımız gazeteyi işyerlerine bırakırdı. Bunu yapamıyoruz. Kargoyla gelmesinde de sıkıntı var. Abonelerimize posta yoluyla ulaşıyor, sadece elden teslim edileceklere ulaştıramıyoruz. Bunun dışında bir de yurt dışına gönderemiyoruz. Bizim yurt dışında çok fazla abonemiz var. Postaneler, kargo uçakları durduğu için gönderemedik. İki aydır gazetemizi yurt dışındaki abonelerimize gönderemiyoruz. Bunun maddi kaybı oluyor. Postaydı, elden dağıtımdı ortalama 10-15 bin gibi bir kaybımız var. Dört kişi çalışıyoruz. Haber akışında bir sorun yaşamadık, hatta günlük olarak web sayfamızdan haberlerimizi paylaştık. Sosyal medya üzerinden de ulaşmaya çalışıyoruz. O açıdan bir sıkıntımız olmadı. Fakat gazete olarak sıkıntılarımız var. Basın İlan Kurumu’ndan bir kez geçen yıl yardım geldi. Yayın hayatımız boyunca ilk kez olmuştu. Bu pandemi nedeniyle yaşanılan zorluklar belli o nedenle Basın İlan Kurumu’ndan yapılacak destek ödemesinin öne çekebilmesi gibi bir şey olursa iyi olur. Bu süreç bitince maddi hasarımıza bakıp ne yapacağımızı zaten konuşacağız… Yayın hayatını nasıl sürdüreceğiz bakacağız…”
Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.