Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazeteciler

Aziz’in arkadaşları: Aziz sadece gazeteci değil, cesur bir gazetecidir

Burcu Özkaya Günaydın

Türkiye’de muhalif ve özgür basın üzerindeki baskı, tutuklama geçmişten bu yana hep süregeldi. 1990’lı yıllarda Kürt illerinde gazetecilik yapmanın bedeli ölümü göze almak iken, günümüzde karşılaşılan ise gözaltı, baskı, tutuklama ve sürgün.

Aziz Oruç, 7 ay önce Avrupa’ya iltica etmeye çalışırken İran ve Ermenistan yetkililerinin işkencesine maruz kaldı. İranlı yetkililer tarafından yarı çıplak şekilde sınırdaki teller üzerinden Türkiye tarafına atıldı. Örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan Aziz’in iddianamesine konu olan her şey gazetecilik faaliyeti. 7 aylık tutukluluğun ardından 21 Temmuz Salı günü ilk kez hâkim karşısına çıkacak olan Aziz’i beraber gazetecilik yaptığı çalışma arkadaşlarından dinleyelim.

Elif Aydoğmuş: ‘Gazetecilik cesaret işiydi, ben Aziz’den öğrendim’

Yeni Yaşam gazetesi editörü Elif Aydoğmuş için Aziz Oruç hem çalışma arkadaşı, hem de yol arkadaşı. Elif, mesleğe ilk başladığında yanında Aziz’in olduğunu ve ondan çok şey öğrendiğini söylüyor. Mesleğe ilk adımını Dicle Haber Ajansı’nda attığını söyleyen Elif, Aziz ile gittiği bir haber takibinden anısını şu sözlerle anlatıyor: “Kobane savaşı döneminde Türkiye’nin çeşitli kentlerine IŞİD’li cenazeleri geliyordu. Van da cenazelerin geldiği kentlerden biriydi. Aziz ile beraber cenazesi gelen IŞİD’lilerden birinin ailesi ile görüşmeye gittik. Görüştüğümüz sakallı sarıklı kişi bize arabasına binmemizi ve arabada hareket halindeyken konuşabileceğini söyledi. Çok ürkmüştüm. Gözlerimle Aziz’e ‘lütfen binmeyelim’ desem de ne fayda. Tabii ki o araca bindik. Ses kayıt cihazını elime verdi ve ‘sakın kapatma’ dedi. İşte o haberle gazeteciliğin cesaret işi olduğunu öğrendim. Mesleki cesaretin ilk dersini Aziz’den aldım. Aziz iyi bir gazeteci ve öğretici oldu…”

‘Hakkıyla gazetecilik yaptığı için içeride’

Aziz’in gazeteciliğini ispatlamaya ihtiyacı olmadığını, internette adını yazıldığında her konuda yapılmış yüzlerce haberinin görüleceğini söyleyen Aydoğmuş sözlerine şöyle devam ediyor: “Aziz’in iddianamesine bakıldığında üzerine atılı suçların hepsi gazetecilik faaliyeti. Aziz örgüt üyeliğinden yargılanıyor ama iddianamede buna dair hiçbir şey yok. Bakın 90’lardan beri muhalif ve özgür basın üzerindeki baskılar ortada. Mesleğin eskilerinden dinliyoruz o dönemdeki baskıları. Yani aslında 90’larda öldürme olan yöntem, şimdilerde tutuklama. Aziz’in bugün yaşadığı da aslında geçmişten bağımsız değil.”

Aziz’in mesleğini büyük bir sorumlulukla yaptığının özellikle altını çizen Aydoğmuş, “Aziz’le bir konuşmamızda ‘gazetecilik sancılı bir meslek ama ben yapmaktan gurur duyuyorum’ demişti. Gerçekten yaptığı her haberde ilk haber heyecanını ve gururunu duyan bir çalışma arkadaşımız. Şu anda cezaevinde olmasının nedeni de mesleğini hakkıyla yapıyor olmasıdır,” diyor.

‘Aziz’in sesi olalım’

Yeni Yaşam gazetesi Editörü Elif Aydoğmuş

Aziz’in bu süreçte en çok zoruna giden olayın gözaltına alındığı gün havuz medyasının kendisini ‘terörist’ ilan etmiş olduğunu söylüyor Aydoğmuş ve ekliyor:

“Çünkü öyle güzel bir insandır ki Aziz, onlara meslektaşı olarak bakıyor. Ve hiçbir gazetecinin gerçek dışında bir şeyi aktarmasını kabul edemiyor. Bakın hiç kimse biri annesinin karnında, diğeri daha yaşını doldurmamış çocuklarını ve eşini bırakıp gitmek istemez. Aziz de binlercesi gibi ülkeyi terk etmek zorunda kalan bir gazetecidir. Gittiği Federal Kürdistan bölgesinde tek bir gün dahi gazetecilik faaliyetlerine ara vermedi. İşte bundandır ki, ‘Aziz Oruç, mesleğini hakkıyla yapan bir gazetecidir’ diyoruz. Ne olursa olsun ne Aziz’in ne de diğer tüm gazetecilerin sesinin boğulmasına izin vermeyelim. Bugün gazeteciler cezaevlerine atılarak susturulursa yarın tüm toplum susturulur. Gerçeğin üzeri böyle böyle örtülür. Dolayısıyla meslektaşlarından ziyade haberi kendilerine aktarmaktan vazgeçmediği kamuoyu bütünüyle Aziz’in yanında olmalıdır.”

Ferhat Çelik: ‘Türkiye’de her an terörist olabilirsiniz’

Aziz’i bir başka meslektaşından daha dinleyeceğiz. Kısa bir süre önce cezaevinden tahliye olan Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile Aziz Oruç’un yolları 2012 yılında Diyarbakır’da kesişmiş. Çelik, kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda o dönem Van bölge temsilcisiyken, Aziz Oruç’un da gazeteciliğe yeni başladığı yıllar… Çelik, Aziz’i sorumluluktan kaçmayan, halka doğruyu ulaştırmaya çalışan bunun yanı sıra da çok neşeli biri olarak tanımlıyor.

Aziz’in mesleki faaliyetlerinin ‘örgüt üyeliği’ gibi gösterildiğini ve bu durumun yabancısı olmadıklarını vurgulayan Çelik: “Bizim birçok arkadaşımız ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ gibi son derece soyut ithamlarla yargılanıyorlar. Nedim Türfent, Mehmet Güneş yıllardır cezaevinde ve çok ciddi cezalara çarptırıldılar. Bu arkadaşlarımızın hepsi mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanıyorlar. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Türkiye’de büyük bir sorun. Düşüncenizden yaptığınız bir habere, yazdığınız şiirden veya kitaptan attığınız tweet’e kadar pek çok sebepten dolayı hızlıca bu torbanın içine atılıp, ‘terörist’ yaftasına maruz kalıyorsunuz. Aziz’in durumu da biraz böyle. Yaptığı röportajlar, sosyal medya paylaşımları önüne suç delili olarak konuluyor.”

‘Gazeteci Kürt ise kafada hep bir acaba kalıyor’

Ferhat Çelik, Aziz’in Türkiye’de binlerce insan gibi hakkında süren yargılamalardan dolayı göç etmek, yurt dışına çıkmak zorunda kaldığını; yakalanmasının, işkenceye maruz kalmasının bir trajedi olmasına rağmen tutuklanma sürecinde bu durumun çarpıtılarak, eylem yapmaya gelmiş gibi gösterildiğine dikkat çekiyor.

Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik

Bu olayın bile Türkiye’de gazetecilik yapmanın ateşten gömlek olduğunu gösterdiğini söyleyen Çelik, bu cenderede Kürt basınının iki defa mağdur olduğunun altını çizerek, şunları aktarıyor: “Vebalı muamelesine maruz kalıyoruz. Bu, Türkiye’de uzun yıllardır süregelen bozuk bir anlayış. Kürt ise bir gazeteciye dönük iddialar acaba kalıyor. Acaba mahkeme haklıysa deniyor. Türkiye’de ciddi bir demokrasi sorunu var. Bugün biz cendereden geçiyoruz yarın başkaları geçecek. Biz bize dokunmadığı zaman sustuğumuzda yarın yanımızda kimseyi bulamayacağız.”

Yeni cezaevinden çıkmış bir gazeteci olarak içeriyle dayanışmanın çok önemli olduğunu söylüyor Ferhat. Bu dayanışmanın bir mektup, bazen bir kart, gidebiliyorsak duruşmalara katılmak şeklini alabileceğini söyleyen Ferhat ekliyor: “Aziz, Mehmet, Nedim, Ahmet Altan… Meslektaşlarımızla nereden olduğuna bakmadan dayanışmalıyız ve onların bir kamu sorumluluğu olan halka haber ulaştırmak için tutuklandığını unutmamalıyız. Tarih bu arkadaşlarımızın suçsuz olduğunu elbet bir gün ispatlayacak; tek temennimiz bunun çabuk olması.”

Hüseyin Aykol: ‘Devlet, gazetecilik yaptırmamaya çalışıyor’

Yeni Yaşam gazetesi Okur Temsilcisi ve özgür basının emektarı Hüseyin Aykol, 30 yıldır çıkarttıkları tüm gazetelerin çalışanları için ‘onlar gazeteci değil, terörist’ argümanının kullanıldığını ifade ediyor. “İddianamelerde gazetecilik faaliyetlerinden başka bir şey olmadığının söylediğimizde, ‘Haberlerde devletin imajını zedeliyorlar’ deniliyor. Şimdi o durum bizi ilgilendirmez. ‘Siz yapmayın, biz de yazmayalım’ diyoruz. Aziz, Rojava’da iyi bir gazetecilik çıkardığı için tutuklandı.”

Yeni Yaşam gazetesi Okur Temsilcisi Hüseyin Aykol

Devletin hatasını yazanı, kendisine muhalefet yapanı yıldırmaya çalıştığını belirten Aykol sözlerini şöyle sürdürüyor: “Evrensel, BirGün, Tele-1, Halk TV gibi muhalif çizgideki mecralara, Basın İlan Kurumu ilanlarından pay verilmiyor, para cezaları veriliyor ya da yayın durdurma yapıyor. Gazetecilik yaptırmamaya çalışılıyor, bu da sivil ölüm demek. Kürt basınını eskiden bombalıyorlardı, şimdi ise tutukluyorlar. Şu an 16 arkadaşımız tutuklu, hem de çok ağır cezalarla. Nedim Türfent 8 yıl, Ziya Ataman ise 14 yıl hapis cezası aldı. Bu arkadaşlarımızın ne yaptığı belli; sigortaları yatıyor, maaş alıyorlar. Habere propaganda suçlamasıyla dava açıldığında az ceza çıkar ya da para cezasına çevrilir ve serbest kalırlar diye ‘örgüt üyesi’ diyerek üst sınırdan yargılama yapılıyor. Arkadaşlarımız bu ağır bedellere rağmen gazetecilikten asla vazgeçmediler, gerçeği yazmaya devam ettiler.”