Sonu gelmeyen kış: Türkiye’de faili meçhul gazeteci cinayetleri

Başlangıç: ‘Uğultuyla büyüyen sessizlik’

“o askıyı kuran, o akımı veren
elbet sen değildin
sen yalnız gözlerini kapadın
ellerini yıkadın sen
sonra bana uzattın biraz sıkıntıyla
unvanın büyüdü, kutlandın ödüllendin”

Gülten Akın, “Oğlunu Soran Kadının Şiiri”

Mehmet Saİd Aydın

Aralık, Nişanyan’ın belirlemesine göre, ilk olarak 1390’dan evvel kullanılmış Türkiye Türkçesinde. “Şehir Mektupçusu” Ahmed Rasim’de de geçiyor 1898’e tarihlenerek: “Yarın olmazsa Salı günü bayram. Yine girdik aralık ayına.” Bu alıntıyı okuduğumdan beridir, her aralık öncesi, niyeyse bunu geçiriyorum içimden. Nisan ayına girerken “Ayların en zalimidir nisan” demesini içimden geçirdiğim gibi Eliot’ın. Yahut bir şekilde Şişli meydanından geçerken, ezgili biçimde o cümleleri söylediğim gibi: “Şişli meydanında üç kız/ Biri Çiğdem, biri Nergis”. Memleketin meydanlarında pek ışıklı hatıralarımız yok, malum.

Diyebilirim ki, yaklaşık 10 yıldır her şeyin defterini tuttum. Seyahatlerin, kitapların, kitapların bitişinin, dağınık alıntı adını verdiğim kayıtların, kelimelerin…

Metin Göktepe’yle ve diğer gazetecilerle (bilhassa Göktepe’yle) alakalı bir portre yazmayı her düşündüğümde, aklım Şebnem Yurtman’a gitti. Sebebi oldukça kişisel: Derinlemesine mülakat marifeti ve gayretiyle bir Şebnem Yurtman portresi yazmaya çalışmıştım 2015 yılının aralık ayında. İstos’un sarı defterlerinden birinin ilk sayfasına “Adana – Şebnem Yurtman Portresi – Aralık 2015” yazmışım. 18 Aralık 2015 günü yayınevinden çıkıp Marmaray’a, oradan metroya, oradan da Atatürk Havalimanı’na geçmişim ve 20:30 uçağıyla Adana’ya gitmişim. Adana’da, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’nda katledilen Şebnem Yurtman’ın ablası Serap ve eniştesi Cumali’yle görüşecektim. Buradan sonrası –yazıya girmeyen kısmıyla– o sarı defterden:

“Serap ve eşi Cumali’yle, sözleştiğimiz üzere Taşmekan isimli kafeye gittim. 13:30 yahut 14:00 demiştik buluşma saatine. […] Sonra çok zor ‘o konuşma’yı da yaptık. Ankara’ya gitmesi, orada olan Cumali’nin haber alması, sonra haberin gelmesi, o anların tümü. Ardından sakince, gürültüsüz kapadım kaydı. Biraz gülüştük de. İki gar arasını konuştuk aslında: Konya garına çok yakın bir evde doğan demiryolcu bir babanın kızı Şebnem’in Ankara garının önünde çalınan hayatı. Kalkarken mekânın içindeki fotoğrafları gösterdi Cumali; Dilan’ın ve Şebnem’in. Dilan’ın, o mekândaki şöminenin önünde fotoğrafı var. Şimdi burada değil ve o şöminenin üstünde fotoğrafı asılı. İki gencecik insan, iki güzel insan.”

Arkadaş Z. Özger, 8 Ocak 1948 doğumlu. Yaygın bilinenin aksine, ilk şiirini Aralık 1965’te, Bursa’da bir arkadaşıyla beraber çıkardığı Kent 16 dergisinde yayımlıyor. Bahsi geçen şiirin adı, özgün imlasıyla şu biçimde: “Niye Kapalı Kapılarınız – Bulamıyoruz”:

“Son çaldığımız kapıda kimseler yoktu/ kapının ardında bir boşluk bir boşluk ki sormayın/ tanrı avlusunda güvercinlerden çaldığımıza güvenip girdik içeri/ içersi bir aydınlık bir aydınlık ki sormayın/ ne ekmek ne mut yaşam/ hepsinin en güzeli/ Tanrıyı gördük –inanmayın– Tanrıyı gördük/ Dayanamadık/ ÖLDÜK”. Henüz 17 yaşındaki birinin şiiridir bu. Bir tür kara kehanet olduğu da söylenebilir. 24 Ocak 1971’de Ankara SBF yurduna bir polis baskını yapılır. Devrimci mücadelenin içinde olan bir öğrencidir Arkadaş Z. Özger ve bu baskın sırasında gözaltına alınır. Gözaltı sırasında, tıpkı yıllar sonra doğduğu gün katledilecek Metin Göktepe gibi, işkenceye uğrar ve ağır dayağa maruz kalır. İki yıl sonra, 29 Nisan 1973 sabahı sokakta ağır yaralı bulunur ve 5 Mayıs 1973’te ölür. Beyin kanamasından öldüğü belirlenir. Bu ölüm, iki yıl önceki SBF baskınında başına aldığı ağır darbelere bağlanır. Öldüğünde şiirleri henüz bir kitap zarfına girmemişti ve sonradan Grup Yorum’un bestesiyle epey yaygınlaşacak şu dizeleri yazmıştı: “alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü/ kanla yıkayan dostum/ senin/ uyurken dudağında gülümseyen bordo gül/ benim kalbimi harmanlayan isyan olsun/ şimdi dingin gövdende/ uğultuyla büyüyen sessizlik/ bir gün benim elimde/ patlamaya sabırsız mavzer olsun”.

Orhan Kemal’in birçok metne ilham olmuş romanı Bereketli Topraklar Üzerinde’nin filmini çeken yönetmen Erden Kıral 10 Nisan 1942 doğumlu. 1979’da tamamlanır film. Toplumcu gerçekçiliğin en mühim metinlerinden biri peliküle aktarılmıştır. Ve elbette sıkıyönetim tarafından yasaklanır. Gösterime girmek için tam 28 yıl beklemek zorundadır. Üstelik o esnada Strasbourg’da “Avrupa’nın en iyi filmi” seçilmiştir, 12 Eylül şartlarında negatifler kaybolur. Yurtdışı yasağı bulunan Kıral, ödülü almak için Paris’e gidemez, ödülü takdim etmek için kurum yetkilileri İstanbul’a gelir ve ona rağmen ödülle yönetmeni kavuşamaz. Birileri Kıral’ı engeller ancak beş yıl sonra Paris’e gidebilecektir Erden Kıral. Darbe, engelleme, düşmanlık, hak üzerine yapılmış her şeyi hunharca engelleme…

Metin Göktepe 10 Nisan 1968’de Gürün’de doğar. 8 Ocak 1996’da İstanbul’da katledilir. Sadece doğum günü ve katlediliş gününden ülkeye böylece bakmak mümkündür.