MLSA TV

Bir tweet yüzünden yedi buçuk yıl hapsi istenen Nurcan Kaya, MLSA TV’ye konuk oldu

Soner Şimşek, MLSA TV’de 25 Eylül’de gerçekleşen programında tek bir tweet için 7.5 yıl hapis ile cezalandırılması talep edilen insan hakları savunucusu, avukat Nurcan Kaya’yı konuk etti.

Kaya, 27 Eylül Pazartesi günü saat 10.05’te Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinde karar duruşması görülecek olan ve yöneltilen “zincirleme şekilde örgüt propagandası yapmak” suçlamasına Kaya’nın eski sosyal medya paylaşımlarının delil gösterildiği ifade özgürlüğü davası hakkında konuştu.

‘Mütalaada iddianameye göre farklılık oldu’

Kaya, bir önceki duruşmada savcının sunduğu mütalaada iddianameye göre değişiklik olduğuna dikkat çekerek sözüne başladı: “Mütalaada iddianameye göre bir farklılık oldu çünkü iddianamede çok sayıda tweet ve sosyal medya paylaşımım vardı; mütalaada ise bir tweetten bahsediliyor ve dolayısıyla onun için ceza isteniyor gibi görünüyor.”

Kaya,yargılama sürecinin nasıl başladığını kısaca özetleyerek devam etti: “Hikaye aslında 2 sene önce başladı. Ben İstanbul’da seyahatte iken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Barış Pınarı Harekatı ile ilgili bir tweet paylaşmıştı. Çavuşoğlu, Harekatın BM Şartına ve Hukukuna uygun olduğunu dair bir açıklama yapmıştı. Ben de o açıklamayı eleştiren bir tweet paylaşmıştım. Tamamen evrensel hukuk standartları içinde ifade özgürlüğü kapsamında görülmesi gereken bir tweet idi benim yazdığım ama ondan sonra bir soruşturma açılmış. Benim haberim yoktu. Bir süre sonra İstanbul’da daha önce oturduğum ev bir gece basılmış. Bunlardan haberim yoktu. Ben Tunus’a, BM Özel Raportorü’nün düzenlediği bir toplantıya katılmak üzere seyahat ederken pasaport kontrolü sırasında İstanbul’da gözaltına alındım.”

Kaya, gözaltından sonra başlatılan Kafkaesk bir soruşturma sürecinin sonunda yarın karar duruşması görülecek yargılama sürecinin başladığını aktardı: “Hakkımda TCK 216. maddesinden bir soruşturma açılmıştı: ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek.’ Ama iktidara yönelik bir eleştirinin halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ile hiçbir alakası yok. Epey gülünç bir iddia idi bu. Dosya Diyarbakır’a gönderildi. Oradaki savcı kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi ama aynı savcı TCK m.301’den soruşturma başlattı, fezleke hazırladı ve Adalet Bakanlığına gönderdi ama Bakanlık soruşturma izni vermedi. Bir süre sonra bu sefer, o iki kere kovuşturulamayan tweetimin yanına başkaları da koyularak bunların bütünü ‘zincirleme şekilde örgüt propagandası’ iddiasıyla, bu sefer izne tabi olmayan yeni bir soruşturma açıldı. Geçen yıl Ekim ayında savcıya ifade vermeye gittim: zaten o da doğru dürüst bir şey sormadı, biz de doğru dürüst bir şey söylemedik aslında hiç önemsemedik. Bunun davaya dönüşeceğini düşünmedik pek fazla ama hazırlanan iddianameyi mahkeme kabul etti ve dava başladı.”

‘Ben yargı tacizi olarak adlandırıyorum bunu’

Kaya, İstanbul’da gözaltına alınması ile birlikte başlayan süreci “yargı tacizi” olarak adlandırdığını söyledi: “Hak ihlalleri ile ilgili çokça yazı yazdım bugüne kadar, çokça rapor kaleme aldım, çokça sosyal medya paylaşımım oldu. Onların bütününe bakıldığında aslında nasıl bir çizgide hak savunuculuğu yaptığım görülebilir. Hatta o paylaştığım tweetleri bile hangi dönemde, hangi konjonktürde yazdığıma bakıldığında da niyetim gayet anlaşılabilir. Ama tamamen kötü niyetle ve bir şekilde beni cezalandırma konusunda belli ki bir irade, bir talimat var. Bu yüzden ısrarla öyle böyle denemeye devam ediyorlar.”

Kaya, 2003 yılından beri insan hakları savunuculuğu yaptığını ama ilk defa yargılandığını da paylaştı. Geçmişte de sorunlar yaşadığını aktaran Kaya, geçmiş dönemde insan hakları savunucularının genellikle “gayri resmi tacize” maruz bırakıldığını Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın “azınlık yaratma çabaları” ifadesini kullandığı 2006 yılındaki toplantı örneği ile anlattı. Kaya, Büyükanıt’a o dönemde çalıştığı kurum tarafından kaleme alınan raporun taslağının bir şekilde ulaştırıldığını ve akabinde Büyükanıt’ın kendilerini rapor üzerinden açıkça hedef gösterdiğini paylaştı. Bir hak savunucusu olarak o toplantıdan sonra yaşadıklarını paylaşan Kaya, “iktidarda olan kimse, erk kimse, devletin sahibi kimse, onlara rahatsız edici gelebiliyor benim gibi insanların yaptığı şeyler ve onlarla kendi yöntemleriyle biraz uğraşabiliyorlar” dedi.

Geçmişte maruz kaldığı baskı yöntemlerini paylaşan Kaya, Çözüm Süreci’nin sonlandırılmasından sonra Kürtlere yönelik gerçekleşen hak ihlallerine dikkat çeken hak savunucuları gibi kendisinin de hedef haline geldiğini söyledi: “Kürtlere yönelik hak ihlalleri ile ilgili yazılar yazmaya devam edince, burada yaşanan mevzularla ilgili sosyal medyada paylaşımlarda bulununca bu sefer şimdinin muktedirlerinin hedefi haline geldim diye düşünüyorum.”

‘Dava hukuki açıdan da absürt’

Yargılandığı davayı mantıken ve hukuki olarak anlamlandırmanın zor olduğunu söyleyen Kaya, bu yüzden karar duruşmasından ne çıkacağına dair tahminde bulunmanın zor olduğunu söyledi. Kaya, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamaya delil gösterilen sosyal medya paylaşımlarına da açıklık getirdi. Kaya, suçlamaya delil gösterilen paylaşımların üç başlık altında toplanabileceğini söyledi: “Bir kısmı savaş karşıtlığı ile alakalı; dolayısıyla ben savaş karşıtlığı yaparken nasıl propaganda yapmış olurum? Zaten savaşa karşı çıkmış oluyorum. Bazı tweetlerim Çözüm Süreci ile alakalı. Mesela ‘Abdullah Öcalan bir akademisyen ile görüşecek’ haberinin paylaşıldığı dönemde ‘Umarım hayırlara vesile olur’ demişim yani Sürece dönülmesine yönelik umut belirtmişim. Bizzat Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dahilinde iki kere orada görüşme yapılmış, Öcalan’ın yazdığı mektup kamuoyuyla paylaşılmış, bir dönem Çözüm Süreci zaten olmuş, Erdoğan Sürece sahip çıkan defalarca açıklamalarda bulunmuş. Hal böyleyken zaten uluslararası hukuka göre meşru bir talebim var benim: bir vatandaş olarak barış istiyorum, adil bir çözüm istiyorum. Bu ülkede de denenmiş, o dönem yöneticiler bu sürecin bir parçası olmuşlar. Ama bugün onlar değil ben yargılanıyorum bu talebim nedeniyle. Bu gerçekten çok absürt; hukuki açıdan da absürt. Bir dönem yaşanan bir şey o dönem legal ise siz sonra geriye dönük olarak suç yaratamazsınız. Haliyle oradaki suçlamalar çok saçma.”

Savcının iddianameden farklı olarak mütalaasında hapis istediği paylaşıma da değinen Kaya, Kobanê tweetinin aslında bir alıntı olduğunu paylaştı: “O alıntı aslında benim katıldığım bir toplantıdan; kamuya açık olan, gayet legal olarak düzenlenen bir panel vardı. O panele PYD yöneticileri canlı olarak bağlanmışlardı, kamuya açık, basına açık bir toplantıydı. Kobane hakkında konuşabildiğimiz, uluslararası çağrı yapabildiğimiz bir dönemdi. Hatta sonrasında o dönem, o çağrılar bir bakıma karşılık buldu: koridor açıldı, YPG’liler Türkiye’ye geldi, Iraklı peşmergelere Türkiye koridora açarak oraya gitmelerine izin verdi, Salih Müslim Ankara’da ağırlandı … 2014-2015 döneminde böyle bir tablo vardı Kobane konusunda ve ben de o dönem bir şeyler yazmışım, paylaşmışım.” Kaya, o dönemde yazdıklarının geriye dönük olarak suç kabul edildiğini ve dolayısıyla böyle bir davanın en başta açılmış olmasının hukuki bir açıklaması olamayacağını ekledi.

Kaya konuşmasını kendi davasının ciddi hak ihlallerinin yaşandığı bir dönemde çok fazla dikkat çekmesini istemediğini paylaşarak buna rağmen kendisinin yanında olan herkese teşekkür ederek sonlandırdı.

Karar duruşması 27 Eylül’de

Savunmanlığını MLSA’nın üstlendiği insan hakları savunucusu avukat Nurcan Kaya’nın “zincirleme şekilde örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davanın karar duruşması 27 Eylül Pazartesi günü saat 10.05’te Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek. İddianamede Kaya’ya yöneltilen suçlamaya İŞİD’in saldırdığı Kobanê kentindeki direniş hakkında attığı bir tweet delil gösteriliyor. İddia makamı, Kaya’nın isnat edilen suçu basın ve yoluyla işlemesinden dolayı yedi buçuk yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep ediyor. PEN International, Kaya’ya yöneltilen tüm suçlamaların düşürülmesi talebiyle Kaya ile dayanışma çağrısı yapmıştı.