Basın Özgürlüğü

‘Bu iddianameyle gazetecinin söylediği değil, söylemedikleri yargıya taşındı’

ŞENOL BALI

24 Kasım 2020 tarihinde gözaltına alındıktan iki gün sonra “silahlı örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklanan ve iki ayı aşan tutukluluk süresinin ardından 9 Şubat 2021 tarihinde görülen ilk duruşmada tahliye edilen Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Dindar Karataş’ın yargılandığı dava beraat ile sonuçlandı. Savcılık makamı, yaptığı haberler ve telefon görüşmeleri gerekçe gösterilerek yargılanan Karataş için ceza talep ederken mahkeme heyeti, davanın 17 Kasım 2021 tarihinde görülen dördüncü duruşmasında mütalaanın aksine Karataş’ın suçu işlediğine dair yeterli delil olmadığını belirterek gazetecinin beraati yönünde karar verdi. Gazeteci Karataş ve avukatı Erselan Aktan, bir yıl süren yargılamayı ve yargılama boyunca gazetecilik mesleğine ilişkin sergilenen tutumu MLSA’ya değerlendirdi.

‘Haberleştirdiğimiz ihlaller yargı eliyle davaya dönüştürülüyor’

Karataş, yargılanmasını bölgedeki gazetecilerin terbiye edilmek istenmesi olarak yorumluyor: “Bölgede muhalif bir çizgide gazetecilik yapan birçok gazeteci şu an yargılanıyor. Yargı mekanizması gazetecileri yargılarken ‘örgüt üyeliği’ kozunu kullanıyor. Gazeteciyi terbiye etmek, otosansüre zorlamak için haklarında davalar açılıyor. Ben de bu gazetecilerden biriyim. Bölgede meydana gelen ihlalleri haberleştiriyoruz ve bu haberler yargı eliyle davaya dönüştürülüyor.’’ 

Karataş, yargılandığı davada suçlama konusu yapılan haberlerin hak ihlalleri haberleri olduğuna da dikkat çekti: “Yaptığım ihlal haberleri seçilerek bir yargılama süreci başlatıldı. Bu sürecin ana unsuru ise 2020 yılında Ağrı’nın Tutak ilçesinde bir kişinin ölümü ile sonuçlanan bir ihlal haberi oldu. Bununla birlikte yürütülen savaş politikasına ve cezaevlerinde yaşanan ihlallere ilişkin yaptığım haberler de seçilerek dosyaya konuldu. Yaptığım yüzlerce haber içerisinde birkaç haber cımbızla seçildi ve bunlar üzerinden örgüte müzahir haberler yaptığım hatta gazeteci olmadığım ve çalıştığım kurumun legal bir kurum olmadığı dahi iddia edildi.’’ 

Savcılığın, kendisinin suç işlediğine yönelik algı oluşturma gayesiyle bir haber editörü gibi davrandığını dile getiren Karataş, “İddianamede ve mütalaada haber dilimden, kullandığım görüntüye hatta seçtiğim başlığın nasıl olması gerektiğine dair ifadeler yer almış. Savcılık, kendisini bir editör gibi görmüş. Haberlerim ile örgüt lehine algı oluşturduğum iddia edildi fakat örgüt üyeliği ile ilişkilendirilebilecek tek bir husus yok” dedi. 

‘Yaptığım ihlal haberlerinin ihbar olarak değerlendirilmesi lazımdı’

Karataş, haberlerinin yaşanan insan hakları ihlalleri hakkında bir ihbar olarak değerlendirilmesi gerekirken kendisinin yargılandığını belirtti: “Bir siyasetçiyle Kürtlerin Ulusal Birliği üzerine bir haber yapmıştım. Röportaj yaptığım kişi bunun elzem olduğunu belirtmiş. Bu ifadeler kişiye ait olmasına rağmen iddia makamı ben söylemişim gibi bir sonuca varmış. Tutak’ta meydana gelen işkence, hastane raporlarıyla sabit bir hal almışken savcılık, ‘bölgede örgüte karşı yapılan operasyonları bölge halkına işkence ediliyor’ diye lanse ettiğimi iddia ediyor. Bu haberlerin ihbar niteliği taşıması gerekiyorken maalesef dava dosyasında yorumlarla yer verilerek bir gazetecinin yargılanmasında kullanılıyor.’’

Savcılığın dosyada eksik hususlar olmasına rağmen hakkında “örgüt üyeliği’’ suçundan ceza talep ettiğini söyleyen Karataş, “Beraat kararı almadan önceki duruşmada dosyada eksik hususlar olmasına rağmen savcılık mütalaa verdi. Telefon tape kayıtları gelmemesine, tanık olarak dosyada yer verilen kişinin dinlenmemesine rağmen mütalaa okundu ve cezalandırılmam istendi’’ dedi. Haber kaynakları ile yaptığı görüşmelerin de yine suç unsuru olarak değerlendirildiğini söyleyen Karataş, bu uygulamanın son dönemlerde yargılanan birçok gazetecinin dava dosyasında yer aldığını hatırlattı.

‘Gazeteciye haber yazımında hangi sıfat ve yaftaları kullanması gerektiğini salık veriliyor’

Karataş’ın savunmanlığını üstlenen MLSA Hukuk Biriminden Avukat Erselan Aktan, Karataş hakkında hazırlanan iddianamede Karataş’ın söylediklerinden çok söylemediklerinin yargılamaya konu edildiğini ve  bunun yeni bir konsept olduğunu söylüyor: “Çok karşılaşılan bir dava değil. Bu davayla gazetecinin söylediği değil söylemediği de yargıya taşınmış oldu. Bir haber yazılmadan bazı yafta ve sıfatlar gazetecilere kullandırtmak isteniyor. Bu basın davaları için yeni bir konsept.’’ 

Aktan, benzeri bir durumun Van’ın Çatak ilçesinde köylülerin güvenlik görevlileri tarafından işkenceye maruz bırakılmasını haberleştiren gazetecilerin yargılandığı Mezopotamya Ajansı davasında yaşandığını şu ifadelerle aktarıyor: “İddianamede bazı örgüt, kurum ve şahıslar için ana akım medyada kullanılan sıfat ve yaftaların kullanılmadığı delil olarak gösteriliyor. Van MA davasında da buna benzer bir tutum vardı. Orada da magazin haberlerinin olmaması suç unsuru olarak değerlendiriliyordu.’’ 

Aktan, konuşmasının devamında Karataş’ın editörüyle haber hakkında yaptığı görüşmenin tape kayıtlarına “talimat” olarak yansıtıldığını söylüyor. Aktan, “Karataş’ın kendi editörüyle yaptığı görüşme tape olarak dosyada yer alıyor ve editörün haberin yazım biçimiyle ilgili önerisi bir talimat olarak değerlendiriliyor. Oysa ki savcılık hem iddianamede hem de mütalaada editörün yerine geçerek haberin içerik ve formuna müdahale etmek istiyor. Bununla da yetinmiyor, haber yazımında hangi sıfat ve yaftaları kullanması gerektiğini salık veriyor.”