Basın Özgürlüğü

Cizre’de haber takibi sırasında kolluk kurşunuyla yaralanan Refik Tekin’e yalnızca 3844 TL tazminat 

Fotoğraf: Rabia Çetin (Suruç, 4 Ekim 2014)
Deniz Tekin

Cizre’deki sokağa çıkma yasaklarında haber takibi yaptığı sırada yaralanan İMC TV kameramanı Refik Tekin’i vuran kolluk görevlileri hakkında takipsizlik kararı verildi. Tekin’in yaralandığı olayda silah kullanan kolluk görevlilerinin hukuka uygun davrandığını savunan savcı, olayın faili şüpheliler için ise “faili meçhul” dedi.  Tekin’in avukatlarının maddi ve manevi tazminat talebiyle açtığı davayı değerlendiren Mardin 1. İdare Mahkemesi, Tekin’in haber takibini “terör eylemi” olarak tanımlayarak tazminat talebini reddetti. İstinaf mahkemesi ise Tekin’in gazeteci olduğunu kabul etti ancak olayda yüzde 50 kusurlu olduğunu savundu ve yüzde 10 engelli raporu alan Tekin’e toplam 3844 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Tekin’in avukatı Serdar Çelebi, mahkemelerin yalnızca soruşturmada taraf olan ve olayın faili olduğunu düşündükleri kişiler tarafından hazırlanan tutanakları dikkate alarak olayı kapatmak ve cezasızlık zırhı ile korumak istediğini söyledi. 

Sabah gazetesi muhabiri İzzet Kezer, 23 Mart 1992 tarihinde Şırnak’ın Cizre ilçesinde haber takibi yaptığı sırada boynunda fotoğraf makinesi ve elinde beyaz bayrak olmasına rağmen başından vurularak hayatını kaybetti. Dosya tozlu raflarda kaldı, Kezer’in katili bulunmadı.

Bu olaydan 24 yıl sonra, 20 Ocak 2016 tarihinde ise Cizre’de bu kez İMC TV kameramanı Refik Tekin ellerinde beyaz bayraklar olan grubu takip ettiği sırada zırhlı araçlardan açılan ateş sonucu bacağından vuruldu. Her yerin kana bulandığı ve mermi yağan bir ortamda ölümle yüz yüze kalan gazeteci Tekin, yaralı olmasına rağmen haberciliğe devam ederek kamerasını kapatmadı. Sekiz kişinin yaralandığı, iki kişinin ise hayatını kaybettiği saldırı anını kaydetti. Tekin’in iki gazeteci meslektaşı ise olaydan yara almadan kurtuldu. 

Ambulansta darp edildi, tedavisi polis gözetiminde tamamlandı

Halkın haber alma hakkı için 38 gün boyunca zorlu çatışma bölgesinde gazetecilik yapan Tekin yaralı olmasına rağmen ambulansta ve hastanede darp edildi, hakarete maruz kaldı.  Mesleki faaliyeti kriminalize edilerek hakkında “silahlı örgüt üyesi olduğu” iddiasıyla soruşturma açıldı, hastanedeki tedavisi polis gözetiminde tamamlandı. Dokuz ay boyunca koltuk değneğiyle yürümek zorunda kalan Tekin, iki defa ameliyat oldu ve üç yıl boyunca bacağındaki kurşun parçasıyla yaşadı. Çalıştığı televizyon kanalı KHK ile kapatıldı, işsiz kaldı. Beş yıldır devam eden hukuk mücadelesi ise cezasızlık zırhına takıldı. 

Tekin hakkında yürütülen soruşturma, çatışmalarda zor durumda kalan örgüt üyelerini olay yerinden kaçırmak istediği öne sürülerek başlatıldı. Cizre Emniyet Müdürlüğü olaydan bir gün sonra hazırladığı tutanakta, İMC TV’nin “örgüt propagandası yapan yayınları” olduğunu ifade ederken, polis fezlekesinde ise Tekin’in sokağa çıkma yasağına rağmen gazeteci kimliğini kullanarak yaralanan örgüt üyelerini kaçırmaya ve “canlı kalkan” olmaya çalıştığı ileri sürüldü. 

Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Tekin hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak”  iddiasıyla açtığı soruşturma ile Tekin’in şikayeti üzerine kendisini yaralayan kişiler hakkında açılan soruşturma birleştirildi ve birlikte yürütüldü. Savcılık soruşturmayı 2019 yılında tamamlayarak iki taraf hakkında da takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararında Tekin’in şikayetçi olduğu şüpheliler için “faili meçhul” ifadesi kullanılması dikkat çekti. 

Savcı: Kolluk kanunun verdiği yetkiyi kullandı, her şey hukuka uygun

Takipsizlik kararında ayrıca, Tekin’in vurulduğu olay yerini gören MOBESE ve güvenlik kamerası bulunmadığı ve sokağa çıkma yasağı olduğu için olayı gören kişilere ulaşılamadığı kaydedildi. Tekin’in kendi vurulma anına ilişkin çektiği görüntüler üzerinde yapılan incelemede nereden ve kim tarafından ateş edildiğinin belli olmadığı, Tekin’in yaralanmasına rağmen kamerasıyla çekim yapmaya devam edebildiği ifade edildi. 

Tekin’in kolluk güçlerinin kendilerine açtığı ateşe karşılık verdiği esnada yaralandığı savunulan kararda, kolluk kuvvetinin silahlı saldırısının “5237 sayılı yasanın 24. Maddesinde yerini bulan ‘Kanun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilemez’ şeklindeki düzenleme uyarınca kanunun verdiği yetkiyi kullandıkları ve bu durumun da hukuka uygunluk nedenler arasında yer aldığı” ifade edildi. Kararda ayrıca Tekin’in ambulans ve hastanede asker ve polisler tarafından darp edildiğine dair beyanlarının “soyut” olduğu, bu iddiaya ilişkin herhangi bir tanık beyanına ulaşılamadığı öne sürüldü. 

Bakanlık Tekin’in gazetecilik faaliyeti için ‘terör eylemi’ dedi, tazminat talebi reddedildi

Gazeteci Tekin’in avukatları Reyhan Yalçındağ Baydemir ve Serdar Çelebi, İçişleri Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı. Dava dilekçesinde Tekin’in olay günü İMC TV için haber takibi amacıyla Cizre ilçesinde bulunduğu ve çevrede bulunan zırhlı araçlardan herhangi bir uyarı yapılmaksızın açılan ateş sonucu yaralandığı belirtildi. İçişleri Bakanlığı, Mardin 1. İdare Mahkemesine gönderdiği savunmada Tekin’in gazeteci olduğuna dair bir atıfta bulunmayarak, gazetecinin kamuoyunda ‘Cizre bodrumları’ olarak bilinen Bostancı Sokak civarında yaralı ve ölü örgüt üyelerinin kaçırmaya çalışırken vurulduğunu ve sokağa çıkma yasağını ihlal ettiğini iddia etti.  

Bakanlık, örgüt üyelerine ve onlara yardım eden kişilere tazminat verilmeyeceğine dair hükmü hatırlatarak, davanın reddedilmesini istedi. İçişleri Bakanlığının talebi üzerine tazminat davasını reddeden Mardin 1. İdare Mahkemesi, gerekçe olarak gazeteci Tekin’in “örgüt üyelerini kaçırırken giriştiği terör eylemi” sırasında kendi kusuru nedeniyle silahla yaralandığını kaydetti.

İstinaf “gazetecilik faaliyeti” dedi ancak Tekin’i yüzde 50 kusurlu buldu

Tazminat talebinin reddinin ardından Tekin’in avukatları bu kararı istinaf mahkemesine taşıdı. Antep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, 23 Aralık 2020 tarihinde verdiği kararda, yerel mahkemenin aksi yönünde karar vererek Tekin’in maddi ve manevi tazminat talebini kısmen kabul etti. 

Mahkeme, kararın gerekçesinde “Davacının gazetecilik faaliyetlerinin sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerde ve zamanlarda da belirli koşullar çerçevesinde yerine getirmesi gereken bir faaliyet olduğu” kabul edilirken, Tekin’in “faaliyetin yerine getirilmesi sırasında idareden izin alınmaması ve/veya idareye haber verilmemesi nedeniyle kendi can güvenliğini tehlikeye attığı göz önüne alındığında %50 kusurlu olduğu” tespitinde bulunuldu. 

Bu nedenle Tekin’in uğradığı zararın “kendi kusuru oranında indirime konu edildikten sonra kalan kısmının idarece kusursuz sorumluluk ilkesi kapsamında tazmini gerekmektedir” denildi.  Mahkeme, silahlı saldırı sonrasında yüzde 10 engelli raporu alan Tekin’e toplam 3844 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Tekin’in avukatları kararı bu kez Danıştay’a taşıdı.

Çelebi: Ortada bir çatışma yok, haber takibi yapan bir gazeteci var

Mahkeme ve savcılık kararlarını değerlendiren avukat Serdar Çelebi, müvekkili Tekin’in yaralayan faillerin ortaya çıkarılmasını beklerken gazeteci hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla soruşturma açıldığını hatırlattı. Tekin’in gazeteci olarak takip ettiği heyetin, dönemin kaymakamı ve emniyetin bilgisi dahilinde cenazeleri ve yaralıları almaya gittiğini anımsatan Çelebi, “Orada bir çatışma söz konusu değildi. Ortada cenazeleri almaya giden siviller ve bunun haber takibini yapan bir gazetecinin durumu var. Savcılık bizim beyanlarımızı, dinlenilmesini istediğimiz tanıkları ve Refik’in çekmiş olduğu görüntüleri hiçbir şekilde dikkate alınmamış. Sadece bu soruşturmada taraf olan ve olayın faili olduğunu düşündüğümüz kişiler tarafından hazırlanan tutanaklar dikkate alınarak soruşturma kapatılmış ve bu olay cezasızlık kılıfı ve zırhına büründürülmüştür. Bunu kabul etmek mümkün değildiri” diye konuştu.  Çelebi, takipsizlik kararına itiraz ettiklerini de sözlerine ekledi. 

‘Ölüm tehlikesi geçirmesi dikkate alınmadan komik bir rakama hükmedildi’

Çelebi, takipsizlik kararında gazeteci Tekin’in polis kurşunuyla yaralandığı konusunda tespitler yer almasına rağmen idare mahkemesinin olayda İçişleri Bakanlığı’nı kusurlu görmediğine dikkat çekti. Çelebi, “Müvekkil bu olayda hem maddi hem manevi olarak zarara uğradı. Bacağından yaralandı ve engelli hale geldi. Kurşunla yaralanması, ölüm tehlikesi geçirmesi dikkate alınmadan çok komik bir rakama hükmedildi. Kolluğun tuttuğu tutanaklar tek başına değerlendirilip davacının sunmuş olduğu belgeleri görmeden, yaralanma şekli dikkate alınmadan karar verildi. Hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu durumun Danıştay’da düzeleceğine inanıyorum,” dedi.  

‘Refik’e yapılan saldırı halkın haber alma hakkına karşı bir saldırı’

Gazeteciliğin bir bireyin sadece kendisi için yaptığı bir meslek olmadığını, kamuoyunu bilgilendirme adına haber peşinde koştuğunu ve haber takibi yaptığını hatırlatan avukat Çelebi, sokağa çıkma yasakları sırasında görevini ifa etmeye çalışan gazetecilere yönelik saldırıların kamunun haber alma hakkına yönelik bir saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı:

“Gazeteciye yapılmış bir saldırı sadece gazeteciye yönelik değildir. Dolayısıyla haber takibinde olan Refik Tekin’e yapılmış olan bu saldırıyı o haberi almak isteyen ya da o haberi bekleyen bütün insanların haber alma hakkını engellemeye yönelik bir saldırı ve müdahale olarak değerlendirmek lazım. Biz orada ne olduğunu bilmiyoruz. Bu nedenle sokağa çıkma yasaklarında gazetecilere mesleklerini rahatça sürdürebilecek bir imkanlara sahip olması ve korunması lazım. Ama mahkemeler gazetecilere yönelik saldırılarda hiçbir zaman basın özgürlüğü yönünden bakmadı.  Kamunun haber alma hakkını hiçbir zaman dikkate alınmadı. Gazeteci olan Refik Tekin’in korunması için devlet ne yaptı? Ona güvenli bir şekilde haber yapabileceği bir ortam sağlandı mı, sağlanmadı mı? Ceza soruşturmasını yürüten savcı ya da tazminat talebini değerlendiren idare mahkemeleri kararlarında bunu tartışabilirdi. Aksine ‘Refik niye oradaydı?’ veya ‘Sokağa çıkma yasağında Refik’in orada ne işi vardı?’ diye sorularak Refik kusurlu gösterilmeye çalışıldı. O gözle bakıldı. Orada yaptığı gazetecilik faaliyeti suç gösterilmeye çalışıldı.”  

Ne olmuştu? 

20 Ocak 2016 tarihinde Cizre’nin Cudi Mahallesinde hayatını kaybeden ve yaralanan yurttaşlara ulaşmak için beyaz bayraklarla mahalleye giden ve aralarında HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız ve parti yöneticilerinin de bulunduğu gruba ateş açılmıştı. Zırhlı araçlardan açıldığı belirtilen ateşte aralarında haber takibi yapan İMC TV kameramanı Refik Tekin’in de bulunduğu 10 kişi yaralanmış, Selman Erdoğan ve Cizre Belediye Meclis üyesi Abdülhamit Paçal hayatını kaybetmişti. Tekin olayı kaydetmeye devam etmişti ve  saldırı anına dair görüntüler İMC TV’de yayınlanmıştı. 

Anadolu Ajansı, Tekin’in yaralandığı olayda ölen ve yaralananları “terörist” olarak duyurmuştu. Polis ve savcılık tutanaklarında Tekin için “örgüt üyesi” ifadesi kullanılmıştı. Yaralı halde ambulansta ve hastanede kolluk güçleri tarafından darp edilen Tekin, polis gözetimi altında tutulduğu Mardin Devlet Hastanesi’ndeki 9 günlük tedavinin ardından taburcu olmuştu.  Bacağına platin takılan ve koltuk değnekleriyle yürümek zorunda kalan Tekin’e yüzde 10 engelli raporu verilmişti. Doktorlar, Tekin’in vurulan bacağındaki kemikte ilik kalmadığı için bundan sonra eski sağlığına kavuşması zor olduğunu söylüyor. 

İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre, Şırnak’ın Cizre ilçesinde özyönetim ilanları gerekçe gösterilerek 14 Aralık 2015’te ilan edilen ve 2 Mart 2016’da sona eren sokağa yasakları sırasında toplam 288 kişi hayatını kaybetti.