İfade Özgürlüğüİnsan Hakları

Diyarbakır Barosu eski Başkanı Cihan Aydın ve 10 yöneticiye TCK 301’den bir dava daha açıldı

DENİZ TEKİN*

Diyarbakır Barosu bir önceki dönem Başkanı Cihan Aydın ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında 2019 yılında İstanbullu Ermeni aydınların 24 Nisan 1915 tarihinde tehcir edilmesinin yıldönümünde yaptıkları iki ayrı açıklama gerekçe gösterilerek  “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlamasıyla 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Davanın ilk duruşması 17 Ekim 2022’de Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek. Diyarbakır Barosu eski Başkanı Cihan Aydın, Türkiye yargısının farklı fikirleri koruma yükümlülüğünü terk ettiğini, bu davayla farklı ve çoğulcu fikirlerin boğulmak istendiğini söyledi.

Diyarbakır Barosunun önceki dönem başkanları ve mevcut başkanı ile yönetim kurulu üyeleri hakkında Ermeni aydınların 24 Nisan 1915 tarihinde tehcir edilmesinin yıldönümünde yaptıkları anma ve yüzleşme içerikli açıklamalar gerekçe gösterilerek 2017 yılından günümüzde kadar Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinden beş soruşturma açıldı. Adalet Bakanlığının soruşturma izni verdiği üç soruşturma davaya dönüşürken, iki soruşturma ise izin için Adalet Bakanlığı’nda bekliyor. Bugüne kadar 3 baro başkanı ve 28 yönetim kurulu üyesi avukat hakkında TCK 301. maddeden kovuşturma ve soruşturma işlemi yapıldı. Baroda 2017-2018 döneminde görev yapan Diyarbakır Barosu eski Başkanı Ahmet Özmen ve 10 yönetim kurulu üyesi TCK 301. maddeden yargılandıkları davada, mahkemenin yaptıkları açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına kanaat getirmesi üzerine geçtiğimiz Şubat ayında beraat etti.

24 Nisan nedeniyle açılan davaya tepki açıklaması da dava nedeni oldu!

Yerel mahkemenin verdiği beraat kararının daha mürekkebi kurumadan bu kez de 2018-2020 döneminde Diyarbakır Barosu Başkanlığı yapan Cihan Aydın ve Yönetim Kurulu üyeleri Muhlis Oğurgül, Ahmet Dağ, Erhan Aytekin, Fırat Üger, Gazal Bayram Koluman, Mehmet Akbaş, Serdar Çelebi, Tevfik Karahan, Ömer Şeran ve Özgür Yılmaz Biçen hakkında 2019’da baronun resmi web sitesinde yayınlanan iki ayrı 24 Nisan açıklamasından dolayı TCK 301 suçlamasıyla dava açıldı.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün yaptığı ihbar üzerine başlatılan, Adalet Bakanlığının soruşturma izni vermesi sonucunda hazırlanan iddianamede, baro yöneticileri iki ayrı açıklama nedeniyle suçlanıyor. Suç delili olarak gösterilen açıklamalardan biri 24 Nisan 2019 tarihinde baronun resmi web sitesinde yayınlanan “1915…!” başlıklı açıklamada yer alan “Diyarbakır Barosu, 1915 yılında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşayan Ermeni halkının yaşadığı büyük felaketin farkında olduğunu, acılarını paylaştığını ve bu acıyı yüreğinin derinliklerinde hissettiğini bir kez daha kamuoyu ile paylaşmaktadır…” ifadeleri oldu. İddianamede suç delili olarak gösterilen diğer açıklama ise 2017-2018 yıllarında görev yapan baro yöneticileri hakkında 24 Nisan açıklaması nedeniyle dava açılmasına tepki olarak 2 Aralık 2019 tarihinde yayınlanan “Korkmuyoruz ve Susmayacağız!” başlıklı açıklama oldu.

İstinaf mahkemesi, baro yöneticilerinin itirazını reddetti

Baro yöneticileri, yaptıkları açıklamada herhangi bir suç unsuru olmadığı gerekçesiyle soruşturma aşamasında savcılığa ifade vermeyi reddetmişti. Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, baro yöneticileri hakkında son soruşturma izni vermesi üzerine baro yöneticileri, kararı 2020 yılında istinafa taşımıştı. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi,  suçun işlendiği yerdeki ağır ceza mahkemesi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda verilecek hükme göre istinaf yoluna gidebileceğine işaret ederek, bu aşamada istinaf incelemesine konu bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle istinaf talebini reddetti. Bunun üzerine dosyaya bakmakla görevli Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi, avukatlar aleyhine hazırlanan iddianameyi kabul etti. Avukatların duruşmaya gelmesi için çağrı kağıdı çıkaran mahkeme, davanın ilk duruşmasının tarihini ise 17 Ekim olarak belirledi.

‘Bu davanın amacı, çoğulculuğu ve farklı fikirleri boğmaktır’

Diyarbakır Barosu eski Başkanı Cihan Aydın, haklarında açılan dava ile ilgili MLSA’ya değerlendirmede bulundu. Aydın, Türkiye yargısının, uluslararası standartların, hatta kendi varlık sebebi olan ulusal mevzuatın yükümlülüklerini yerine getirmekten uzaklaşan bir pozisyona geldiğini belirterek “Kendini kuyruğundan yemeye başlayan yılan metaforunda olduğu gibi kendi kendini tüketen, bu durumun kötü olduğunu ve demokrasiyi tümüyle yok edeceğini idrak etmeyen bir yargı sistemiyle karşı karşıyayız. Yurttaşları devlete karşı koruyan modern yargı örgütlenmesinin yerine, devleti yurttaşa karşı koruyan bir örgütlenme biçimi esas alınmış durumda. Bu koşullarda yurttaşların, sivil toplumun hukuk güvenliği de elbette ortadan kalkmış durumda. Dolayısıyla bu dava özelinde meseleye bakıldığında hedef Diyarbakır Barosudur. Ama nihai amaç; çoğulculuğu ve farklı fikirleri boğmak, totaliter bir rejim kurma hayalidir” tespiti yaptı.

‘Yargı, farklı fikirleri koruma yükümlülüğünü terk etmiş durumda’ 

Türkiye’de iktidarın sosyal, siyasal, ekonomik ve diğer politikalarıyla uyumlu olmayan fikirlerin yargı eliyle susturulmaya ve bastırılmaya çalışıldığını dile getiren Aydın, “Yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri terörizmle ve hainlikle damgalanıyor. Toplumdan tecrit ediliyor ve aynı zamanda hedef gösteriliyor. Bu ağır koşullar altında ifade özgürlüğünden bahsetmek, insan aklıyla dalga geçmektir. Çünkü Türkiye yargısı, uzun süredir farklı fikirleri koruma yükümlülüğünü terk etmiş durumda. Mesele sadece iktidarın yargı üzerindeki baskısı ve tahakkümü değil; yargının da zihinsel olarak bu fikre yatkın olmasıdır. İşte asıl tehlike ve felaket budur. Yargı, Türkiye’nin demografik, sosyal ve kültürel çoğulculuğuna uygun bir şekilde yeniden yapılandırılmadığı sürece ‘yargı krizi’ artarak devam edecektir” dedi.

‘AİHM ve AYM’nin ihlal kararlarına rağmen bu davalar hız kesmeden açılmaya devam ediyor’

Aydın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Taner Akçam kararında Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin ifade özgürlüğü önünde engel oluşturduğuna dair hüküm verilmesine rağmen TCK 301. maddeden soruşturmaların ve davaların açılmaya devam etmesini eleştirdi.  Aydın sözlerinin devamında “Venedik Komisyonu, TCK’nın 301. maddesinde 2008 yılında yapılan değişikliğin yeterli olmadığı, maddenin daha açık ve belirli bir hale getirilecek şekilde değiştirilmesi gerektiği ve maddenin şiddeti ve nefreti kışkırtan ifadeleri kapsayacak şekilde sınırlı olarak kullanılmasını tavsiye etmişti. Bu tespit ve tavsiyeye rağmen uygulama aksi şekilde devam etmektedir. Komisyon, ayrıca bazı davalarda yargılamanın sonunda beraat kararı verilse bile, kişilerin yıllarca süren soruşturma ve kovuşturmalar ile ceza yargılamasına maruz kaldığını, bu davaların hem ifade özgürlüğünün kullanımı konusunda caydırıcı etki yarattığını, hem de devletin farklı fikirleri koruyan bir ortam yaratması yönündeki pozitif yükümlülüğünü ihlal ettiğini vurgulamıştır.  Maalesef hem bu tespit hem de zaman zaman AYM ve AİHM tarafından verilen ihlal kararlarına rağmen bu soruşturma ve davalar hız kesmeden açılmaya devam ediliyor” diye konuştu.

Aydın, “Bu tür yargı tacizlerinin kişiler, STK temsilcileri ve bir bütün olarak yurttaşlar üzerinde düşüncelerini özgürce ifade etme noktasında caydırıcı ve dondurucu bir etki yaratması kuşkusuz insan doğasının bir parçasıdır. Zaten hedeflenen de budur. Ancak bizler, tüm bu tehdit ve zorluklara rağmen hukuk, eşitlik, adalet ve geçmişle yüzleşme mücadelesine devam edeceğiz” diyerek değerlendirmelerini sonlandırdı.

*Bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş,  MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.