Haberler

Doğa fotoğrafçılığı: Bir yanınız keşfedilmemiş hayat, diğer yanınız ölümün kıyısı

Burcu Özkaya Günaydın

Doğa fotoğrafçılığı hem çok keyifli hem de çok zor bir zanaat. Yaban hayat, çıkılan yükseltiden inememe, zorlu iklim şartları derken neredeyse ölümün kıyısı. Ama görülmeyeni görmek ve fotoğraflamak; yeni bir bitki, canlı keşfetmek veyahut bir bütün olarak doğanın içinde olmak da bir o kadar keyifli. Yirmi yılı aşkın süredir doğa fotoğrafçılığı yapan, “Dersim’in başka bir yüzünü gösterdim” diyen doğa fotoğrafçısı, belgeselci Malik Kaya ile doğayı ve Dersim’li anıları konuştuk.

Uzun yıllardır belgesel yapımcılığı ve doğa fotoğrafçılığı yapıyorsunuz. Nasıl başladınız bu işe, bir hikâyesi var mıdır?

1972’den beri bir iş yerim var. 2000’li yıllarda belgesel, doğa fotoğrafçılığına başladım. Ben sadece doğa fotoğrafçılığı yapmıyorum. Dersim’in eşsiz bir coğrafyası var ve ben aynı zamanda bu coğrafyayı tanıtıyorum. Sadece çatışmalarla gündeme gelmiş bir bölgenin eşsiz çiçekleri, doğası, kültürü olduğunu gösteriyorum. İki belgesel çalışmamız ve fotoğraf sergilerimiz oldu, bir de gezgin grubumuz var. Böyle çalışmalarımız. 

Bir canlıyı bir anda dondurmak nasıl bir duygu, çekeceğiniz kareleri hayal ediyor musunuz?

Bu gerçekten anlatılacak bir duygu değil inanılmaz bir şey. Ben zaten hep keşif peşindeyim. Hiç görmediğim bir çiçek, böcek, hayvan, hiç kimsenin görmediği bir coğrafya… bunlar beni çok heyecanlandırıyor. Düşünsenize yeni bir keşfiniz var, binbir badire atlattınız belki o keşfe gelene kadar ama yaşadığınız o zorluğu unutuyorsunuz ve keşfettiğiniz ana yolculuk ediyorsunuz. Bu inanın benim tarif edebileceğim bir duygu değil. Ben 20 yılı aşkın bir süredir bu işi profesyonel şekilde yapıyorum ama ruhum hem amatör. Belki de sürekli yeniyi aramak ve keşfetmek için gereken sır da budur. 

Doğanın, canlıların içinde, Dersim gibi zorlu bir coğrafyada yapıyorsunuz bu işi. Güzellikleri kadar zorlukları da var. Şimdiye dek en zorlandığınız konular neydi?

Elbette var zorluğu. Dersim zorlu bir coğrafyadır. Parkurları, kanyonları zorlu. Ben zaten kolay yer tercih etmiyorum. Herkesin gidebildiği yerlere gitmek tercih ettiğim bir şey değil. İnsanların olmadığı yükseklikteki yerlere gidiyoruz. Bir defa can güvenliğiniz yok. Doğada neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Aç ve susuz kalabilirsiniz, bir hayvanın saldırısına uğrayabilirsiniz. Tırmanırken ya da tırmandığınız yerden inerken düşebilirsiniz. Özel dağcılık kıyafetleriniz olması lazım tırmanışlar için ama tabii bunlar bizde yok. Çok defa ölüm tehlikesi atlattım. Yaban hayatının olduğu yerlere gidiyoruz. Biz onlardan korkuyoruz ama onlar da bizden korkuyor.

Malik Kaya

Sizin çalışmalarınızda doğayı bütünlüklü bir şekilde, insanla beraber  ele aldığınızı gördüm. Dersim’de insan doğa ilişkisi farklı bir boyutta olduğunu düşünüyorum. Bu bütünsellik sizin objektifinize de yansıyor…

Dersim kuşları, böcekleri, çiçekleri, ağacı, yaban hayvanıyla değil terk edilmiş bir dağ evi, boşaltılmış bir köy, su taşıyan kadınla güzel. Çoğu fotoğrafçı kendini ayırır; ya sadece kuş çeker ya portre, ya da yaban hayatı. Ben ayırmıyorum. Dersim’in yaban hayatını da, portresini de, kuşunu ve çiçeğini de çekiyorum. Hatta terk edilmiş evleri, tarihi yerleri çekmeyi daha çok seviyorum. Aklıma hep burada bir dönem insanlar yaşadılar; güldüler, ağladılar şimdi yıkılmış bir kapı duvardan ibaret diye düşünüyorum. Çok etkileniyorum. Yani bir hikâyeyi, geçmişi, yaşanmışlığı çekmeyi tercih ediyorum. 

Türkiye’de doğa fotoğrafçılığına ve belgeselciliğine olan ilgi ne aşamada? Destek, teşvik konusunda ne tür çalışmalar yapılmalı?

Türkiye bu konuda kötü. Destek alabildiğimiz bir mecra yok. Bir önceki soruda zorlukları konuşurken, tırmanış için özel dağcılık kıyafetiniz olması gerekiyor demiştim. Bu en basit gereç. Bir maddi destek almadan yapılması çok zor olan bir alan. Avrupa’nın bu alanda desteği var ama bizde maalesef yok. Maddi zorluk bu alanın bir diğer önemli sorunu. Benim sıfır bütçeyle yaptığım işler ortada. 

Çektiğiniz fotoğraflar sayesinde Dersim coğrafyası insanların ilgisini çekti, fotoğrafçıların sık sık tercih ettiği bir nokta haline geldi. Hatta sizin fotoğrafladığınız bir moda çekimi dahi yapıldı. Bu alanda kendinize koyduğunuz başka hedefler var mı?

Ben tekrar edeceğim şu sözümü. Yaptığım işe salt doğa fotoğrafçılığı ya da fotoğrafçılık olarak bakmadım. İnanılmaz bir doğaya ve bitki örtüsüne sahip hiç işlenmemiş bir coğrafya var. Biz çektiğimiz belgeselle, gün yüzüne çıkmamış bir keşifle insanların yüzünü buraya dönmesini sağladık. Çok çabaladık ve bunda başarılı da olduk. Sadece doğa fotoğrafçılığı yapmadım, bu işi daha da üst sınıra taşıyarak coğrafyayı tanıttım. Şimdi insanlar akın akın Dersim’e geliyor; Dersim coğrafyasını görüntülemek istiyorlar. Benim arşivimde binlerce birbirinden kıymetli fotoğraf var. Alabildiğine de çeşitli. Benim bir sonraki isteğim ve hedefim büyükşehirlerde belediyelerin desteğiyle sergi açmak. Önüme koyduğum en öncelikli hedef bu. 

Şavaklı olarak bilinen ilkbaharla birlikte yüksek yaylalara çıkan sonbaharla dönen göçerleri çekmek için onlarla birlikte kaldığınız bir dönem oldu. Nasıl bir yolculuktu bu?

Şavaklıların belgeselini yapmak hayalim. Hayatları çok zor. Belki dışarıdan sofralarımıza gelen tulum peynirini yerken çok rahatız ama o tulum peyniri sofraya gelene kadar hangi aşamalardan geçiyor, bunu merak ettim. Her sene fırsat buldukça parçalar halinde çekimler yaptık. En önemli görüntüleri de bu sene aldım. Karar verdim, bunlar giderken nasıl gidiyorlar bunu çekmeye karar verdim. Bazı yaylalara araçlar gidiyor. Çok kolay. Araç çadırlara kadar gidiyor. Fakat bazı yaylalara da katırlarla, atlarla, hayvanlarla gidiyorlar. Ben özellikle bunu çekmek istiyordum. İnanın ben 20 senedir dağ taş dolaşıyorum. Ekipmanımla çok zorlu parkurlar gördüm. Çok tehlikeler de atlattım fakat bu sene Şavaklıların Seyrüseferini çekerken yaşadığım kadar zorluk çektiğimi hatırlamıyorum. Gerçekten nefes nefese kaldık. Çok zordu. Düşünün hayvanlar zaten durmadan yaylaya doğru gidiyor. Üzerinde yük olduğu zaman hayvan daha da hızlanıyor. Ben bu konuda çok büyük iş başardığımızı düşünüyorum. Bir elinde fotoğraf makinesi, bir elinde kamera bunlar giderken yüklü halde çoluk çocuk, aile reisleri Munzur Dağlarının zirvelerine kadar gidiyorlar. 

Çok güzel görüntüler çektik. Ancak bu bir fotoğraf makinesi veya bir kamerayla olacak iş değil. Ama ona rağmen özverili bir şekilde güzel görüntüler ortaya çıktı. Sağ olsunlar Şavaklılar da bize yardımcı oldular. Yaylalara kadar gittik. Düşünün koşarak çekim yapıyoruz. Yukarıya doğru gidiyorsunuz hızlı tempoyla çünkü hayvanlara yetişmek zorundasınız. Kamera fotoğraf makinesini çıkarıp çekelim dediğimizde o kısa süre içinde hayvanlar bayağı yol almış oluyor. Bizim toparlanıp onlara yetişmemiz gerekiyor. Ne yapıyorsunuz bir efor sarf ediyorsunuz. Ben hayatımda bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum ama o yorgunluğa değdi.

Doğanın içinde olunca insan kuşkusuz unutulmaz anlara tanıklık ediyor. Hatırladığınızda duygulandığınız, en unutulmaz anınızı anlatabilir misiniz?

Malik Kaya’nın en unutulmaz anısında bahsettiği çiçek.

Yıllardır doğada olunca çok oluyor unutulmaz an. Ama bir tanesi var ki düşününce hep gözüm dolar. Bir kere çok yüksek bir yere çıktık, üç kişiydik. Yol yok, iz yok denir ya öyle… Yükseltiden aşağıya bir baktım içime bir korku düştü. Buradan çıkamayacağız korkusu. Sonra ben o yükseltide uçurumun kıyısında bir çiçek gördüm. Mor dikenleri olan bir çiçek. Adını da bilmiyorum çiçeğin. Fotoğrafladım da. O çiçek bana yeniden umut verdi. Ben o çiçek sayesinde o an yaşadığım korkudan kurtuldum. Bu uçurumun kenarında bu çiçek yaşıyorsa ben de yaşarım diye düşündüm. Mor dikenli çiçek beni hayata bağladı. Şu an anlatırken dahi gözlerim yaşardı. Her hatırladığımda aynı duyguyu hissediyorum. Bir de yaban hayatta vaşakları fotoğrafladım. Basında da epey yer aldı. O anı da unutamıyorum. Muazzam bir andı.