Nurcan BaysalYazarlar

Doğu dili, Anadili, Kürdün dili…

NURCAN BAYSAL

Geçtiğimiz Ağustos ayında Show TV ekranında sunuculuk yapan Didem Arslan Yılmaz’ın programına telefonla katılan Türkan Taşçı, Kürtçe konuşunca Didem Arslan Yılmaz tarafından azarlanıp aşağılanmış ve  “… doğru düzgün Türkçe konuşsa anlayacağız. Burası Türkiye Cumhuriyeti yani. Doğu dili bilmiyoruz” denilerek hattan alınmıştı.

Televizyon ekranlarında adı bir türlü söylenemeyen bu “Doğu dili”, Mecliste ise “bilinmeyen bir dil” haline geliyor. Kürt vekillerin Meclis kürsüsünden söyledikleri herhangi bir Kürtçe söz, yeni yıl kutlaması ya da başka bir şey, Meclis tutanaklarında “bilinmeyen bir dilde bir şey söyledi” şeklinde zapta geçiriliyor.

Oysa o “bilinmeyen dil”, bugünün terimleri ile “haklar” diyoruz ya, ondan çok daha öte, insan olmak, insan olarak doğmak, varoluşla ilgili. Varoluşla ilgili bir şeyi, yüzlerce yıl baskı yapsan da söküp atmak kolay olmuyor tabi. Annenin ninnisini, kendinden, varoluşundan “küçücük bir” tınıyı bir parça duymak istiyor kalbin, 2019’da O Ses Türkiye yarışmasında yarı finalde elenen Mardinli Kürt ses sanatçısı Hayri Kasaç gibi:

“Annemin bir sitemi var Acun Abi. Hep soruyorum anneme, ‘Anne, nasıl buluyorsun şarkılarımı?’ diye. Annem de ‘Oğlum, ben senin şarkılarından bir şey  anlamıyorum ki’ der. Annem bir kelime bile Türkçe bilmez. Hep ısrar ediyordu bana ‘niye Kürtçe şarkı okumuyorsun?’ diye. İzniniz varsa eğer küçücük bir, küçücük bir, ben bebekken kulağıma fısıldadığı bir ninni vardı, burada annemin gönlünü almak için küçücük, 20 saniyelik bir ninni okumak istiyorum.”

Hayri, o “küçücük” izin isteme için hem Türkler hem de Kürtler tarafından linç edildi sosyal medyada, ama Hayri’yi  o “küçücük” izni almaya iten koşullar her zamanki gibi konuşulmadı. Utanması gereken elbette Hayri değildi, ona o “küçücük” izni almak zorunda hissettirenlerdi.

Bu ülkenin neredeyse dörtte bir nüfusunu oluşturan bir halkın dili, 21. yüzyılda “küçücük” izinlere tabi tutuluyor. Çoğu zaman da yok sayılıyor. Sağlık Bakanlığı, alt dilde hizmet veriyor: Fransızca, Arapça, İngilizce, Rusça, Almanca ve Farsça;  ama bu ülkenin en az dörtte birini oluşturan Kürt vatandaşlarının dilinde hizmet vermiyor. Cezaevlerinde “dili anlaşılmadı” diyerek Kürtçe gazeteler tutuklulara verilmiyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün Kadın Acil Destek Uygulaması (KADES) bile altı dilde hizmet veriyor ama Kürtçe hizmet vermiyor. Anadili Kürtçe olan kadın korunmaya bile değer görülmüyor.

Son altı yılda, OHAL kararnameleri ve kayyumların da atanmasıyla, Kürt diline ilişkin birkaç iyi gelişmeye de darbe vuruldu. Kürt dili ve kültürüne dair çalışan birçok yer kapatıldı.  2006 yılında açılan ve 37 ilde şubeleri bulunan, Kürt dili ve lehçeleri konusunda on binlerce insana eğitim veren KURDİ-DER, Ankara’da kurulu KÜRD-DER gibi dernekler, OHAL kararnameleri ile kapatıldı. Uzun uğraşlar sonucu, DBP/HDP belediyeleri tarafından kurulan anadil temelli çok dilli eğitim veren okul öncesi eğitim merkezleri kapatıldı. Diyarbakır’da kurulan 5-11 yaş arasındaki çocuklara Kürtçe eğitim veren Ferzad Kemanger İlkokulu ve Ali Heriri  İlkokulu kapatıldı. Yüksekova’da anadilinde eğitim veren Üveyş Ana İlkokulu kapatıldı. Yine Kürt kültürü ve edebiyatı konusunda önemli merkezlerden İstanbul Kürt Enstitüsü, Mezopotamya Kültür Merkezi ve Kürt Yazarlar Derneği kapatıldı.

Kürtçe müzik ve sanat yapan Kürt kültürüne dair birçok merkez de bu saldırılardan payını aldı. DBP/HDP Belediyeleri bünyesinde kurulan onlarca kültür ve sanat merkezi kapatıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncuları işten çıkarıldı ve tiyatro bir nevi işlevsiz bırakıldı.  Kürt illerinde birçok yerde Türkçe, Kürtçe, Süryanice, Ermenice, Arapça dilleri kullanılan çok dilli tabelalar kaldırılarak, yerine Türkçe tabelalar asıldı. Kürtçe yayın yapan DENGE TV, JİYAN TV, VAN TV, ZAROK TV ve pek çok radyo KHK’lar ile kapatıldı. Yine Türkiye’de yayınlanan tek günlük Kürtçe gazete olan Azadiya Welat’ın yayınına da KHK ile son verildi. Yaşanan bu baskıların sonucu olarak Kürt dili ağır bir darbe daha aldı. Kürtçe şarkı söylemek bile bugünün Türkiye’sinde cesaret isteyen bir işe dönüştü. Kürdün dili, kültürü tekrar büyük bir sessizliğe gömüldü.

Geçen ay yapılan Kürtçe seçmeli ders kampanyası bu sessizliğin içinde çok kıymetliydi elbet.  Kürt çocuğun, okulda, resmi bir ortamda, bir öğretmenin ağzından kendi dilini duyması bile o çocuğun dile ilişkin yaşadığı travmalarının azalmasında etkili. O nedenle öncelikle bu kampanyayı organize eden tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Seçmeli ders olarak çocuklarına Kürtçeyi seçtiren veliler de bunun çocuklarının dil algısında ve kendi kimliği ile barışık yaşamasında nasıl olumlu bir değişime yol açtığını göreceklerdir. Dil ancak kamusal alanda kıymet verilirse çocuğun zihninde de kıymetleniyor. Kürtçe “evin dili” olmaktan çıkıp kamusal alanda ne kadar çok görülür ve konuşulursa çocukların dil algısı da o kadar değişecek ve dönüşecektir.

Dilin baskılandığı ve cezalandırıldığı ortamda da tersi olacaktır.  Bugünün Türkiye’sinde  Kürt çocuklardan dillerini kullanmaktan korkmamalarını, utanmamalarını beklemek kolay değil. Kürtçe şarkı söylemenin cezalandırıldığı, Kürdün ve Kürtçenin aşağılandığı bir ortamda Kürt çocuklar elbette dillerinden korkacak ve utanacaklar, dil yaraları zamanla koca bir yürek yarasına  dönüşecektir.

Bu yürek yarası, devletin de işine “yaramayacak”, yaramadı da. Devlet, dili yasaklayarak, öğretmeyerek, Kürt çocukları anadillerinden kopararak Kürtlükten de koparabileceğini düşünüyor, ama yanılıyor. Bu çocuklar, dillerinden kopsalar bile Kürtlükten kopmuyorlar, tam tersine onlara yapılanların farkında olarak büyük bir öfke ve yürek yarası  ile büyüyorlar.  Yaralı Kürt çocuklar nesli bu ülkede yüzyıldır katlanarak büyüyor. Dilimizden koparıldığımızın bilincinde olarak, ben nenemin travmalarıyla büyüyorum, çocuklarım benimkilerle. Kürtçe bilmese de oğlum, Beyoğlu’nda yürürken bir noktada durduğunu görüyorum, hafıza bana yaptığını ona da yapıyor. Duyduğu o “küçücük” Kürtçe müzik onu varoluşuna götürüyor, hatta benim varoluşuma, anneme, Dicle’ye, Dede Köye, yüzyıl önce askerler geldiklerinde saklandıkları o dağların arasına. Bir tını, üzerinden yüzyıl geçse de oğluma kim olduğunu hatırlatmaya yetiyor.

Bugün, 21 Şubat Dünya Anadil Günü. Tüm dünyada anadilin önemi konuşulacak, kültürel çeşitlilik ve çok dillilik kutlanacak. 21. yüzyılda benim anadilim ise hala tanınmıyor ülkemde.