Köşe Yazıları

Onlar ‘yoksul’ bile değil…

Onlar ‘yoksul’ bile değil…
CAFER SOLGUN
2019 yılının sonlarında Çin’in Hubei bölgesi başkenti Wuhan’da başlayıp kısa sürede bütün dünyaya yayılan Covid-19 salgını nedeniyle bugüne değin yaklaşık 6 milyon kişi hayatını kaybetti. Salgın, değişik varyantları ile hala küresel bir sağlık krizi. “Normal” dediğimiz zamanlar bir daha yaşanabilecek mi; bu, uzmanların tereddütlü ve temkinli yanıtladıkları bir soru… Pandeminin ölümcül etkilerini hiç değilse sınırlandırabilmek için “Maske-Mesafe-Temizlik” olarak özetlenen tedbirler halen gündelik yaşamımızın bir parçası. Geçtiğimiz iki yıl boyunca pandeminin “pik” yaptığı dönemlerde birçok kez sokağa çıkma kısıtlamaları uygulandı, “evde kal” kampanyaları yapıldı. Ne var ki hayatın da bir şekilde sürmesi gerekiyordu. Nitekim birçok sektörde “evden çalışma” düzenine geçildi ama çalışmak zorunda olan ve bunun için herkesin uzak durması telkin edilen sokağa çıkması gereken insanlar da vardı. İnternetten satış, market zincirleri gibi bazı sektörler bu dönemde büyürken genel olarak ekonomik kriz alametleri baş gösterdi. Çok sayıda insan işsiz kaldı, aç kaldı, daha da yoksullaştı. Devlet, daha yerinde bir deyişle “sosyal devlet”, tam da bu dönemde varlığını hissettirmeli, kısıtlamaların iflasa sürüklediği, zor duruma soktuğu kesimleri desteklemeliydi… Birçok “kalkınmış” ülke, kaynaklarını bunun için seferber etti. Türkiye’de de hükümet, genel olarak yetersiz bulunmakla beraber bazı destek paketleri yürürlüğe soktu. Herkesin, hepimizin bildiği, yaşadığı ve aşılar ve önlemler sayesinde kısmen bir “normalleşme” noktasına gelinse de halen yaşamakta olduğumuz bu süreci, Roman yurttaşların durumuna dikkat çekmek için hatırlatmak gereği vardı. Belki çoğumuzun aklımıza dahi getirmediği Roman yurttaşlar pandemi dönemini nasıl yaşadılar acaba? Mesela hiç düşündünüz mü; sokağınızdaki çiçekçi kadın aylarca tezgahını açamadı, önünden gelip geçen insanlara “sevgililer günü” diye, bayram diye, “eşini, dostunu sevindiresin” diye çiçek satamadı… İşlek sokaklarda, eğlence mekanlarında klarnetleri, kemanları, darbukalarıyla belirip insanları birkaç kuruş “bahşiş” alarak eğlendirmeye çalışan insanlar, o mekanlar kapalıyken, sokaklar insansızken evlerine ekmek götürebilmek için ne yaptılar? Bir ara akıl almaz şekilde işlerini yapmaları yasaklanmak istenen çöplerden kağıt toplayan çocuklar, hayatın adeta durduğu o günlerde ne durumdaydılar? Sahi, o “uzaktan eğitim” zamanında eğitimle maalesef başları zaten hoş olmayan Roman çocukların ellerinde tabletleri, telefonları, internetleri var mıydı?

Dünya dönüyor ve hayat devam ediyor ise…

Ortalık kısmen de olsa normalleşince (aslında pandemi sürüyor ama insanların “normal” özlemi ve hayat devam etmeli mecburiyetleri galebe çaldığı için bir “normalleşme” noktasına geldik sanıyoruz, o da ayrı bir konu) yakınlarımdaki çiçekçi tezgahını açan Roman kadına sordum, “Nasılsınız?” diye. “Ne sen sor ne ben söyleyeyim abi” dedi. Yapabileceğim tek şey, bir demet karanfil almaktı. Bayram seyran filan da değildi. Evde kızıma verdim. Sevindi. “Neden ki? Doğum günüme daha çok var” diye de sordu ama, “Öylesine kızım” dedim, “içimden geldi.” Uzaktan eğitim zamanlarında ilkokul, ortaokul çağındaki çocukları için (tam beş çocuğu var) utana sıkıla beni arayıp, “Hocam, fazla tabletin var mı?” diye sordu bir arkadaşım. Çocuklarını okutma çabasına çok saygı duyduğum biriydi. Bir deri atölyesinde çalışıyordu ve işsiz kalmıştı. Ama benden ne iş ne de ekmek istiyordu, çocukları için bir tablet… İsmini vermeyeceğim, çocuklarının en küçüğü ilkokul 3’e giden kızıydı. Her konuştuğumuzda, “Oğlanlar değil ama kızımdan çok umutluyum” diyordu sevinçle, çok çalışkanmış, okulu çok seviyormuş... Biri klavyesi bozuk, diğeri ekranı çatladığı için ikide bir kapanan iki kullanmadığım diz üstü bilgisayarım vardı. Onları yollamaya utandım. Ama sağolsun çaresizce durumu ilettiğim maddi durumları idare edecek durumda arkadaşlarımdan biri, internet üzerinden orta halli bir tablet satın alıp yolladı onlara. Nasıl sevindiklerini anlatamam… Paketinden çıkarmaya kıyamadıkları tabletleriyle çektirdikleri fotoğrafları hala duruyor telefonumda… İnancım odur ki, hala ayakta isek ve dünya dönüyor, hayat devam ediyor ise, iyilik ve küçük, büyük demeden dayanışmanın yüzü suyu hürmetinedir. Reklam etmeden, başka ve şahsi bir hesap, beklenti içinde olmadan zordaki insanlarla gücü, imkanları ölçüsünde dayanışmanın erdemine sahip dünya yurttaşlarına selam olsun… Ne var ki, “iyilik” değil, “insanlık icabı” değil, görevi olduğu için vergilerimizle var olan devletindir asıl sorumluluk. Peki devlet, Roman vatandaşlar için ne yaptı? Mesele “kimlik” ise, onlar da “TC Vatandaşı” kimliği taşıyorlar… Birçok insanın intihar etmesi (2020 yılı içinde yaklaşık 100 sokak çalgıcısı müzisyen intihar etti!) ve oluşan kamuoyu baskısı nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı, üç ay için 1000 TL yardımda bulundu. Başka? Başka hiçbir destek olmadı…

Romanlar, ‘yoksul’ bile değil

21 Şubat 2022 günü, öncülüğünü Sıfır Ayrımcılık Derneğinin yürüttüğü Roman Diyalog Ağı, Covid-19’un Roman yurttaşlar üzerindeki etkilerini ortaya koyan bir raporu kamuoyu ile paylaştı. “COVID-19’un Türkiye’deki Roman Toplulukları Üzerindeki Sosyoekonomik Etki Araştırması” başlıklı rapor, Romanların pandemi nedeniyle katlanarak büyüyen istihdam, sosyal yardımlara ulaşma, eğitim ve barınma sorunlarını ortaya koyuyor. Ağustos-Aralık 2021 tarihlerini kapsayan saha çalışmaları sonucunda şekillenen raporun hazırlık sürecinde Artvin, İzmir, Edirne, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde 130'u yetişkin, 48’i çocuk olmak üzere 178 Roman yurttaş ile görüşülmüş. Bu illerdeki mülki ve yerel yöneticilerle mülakatlar yapılmış. Fikret Adaman (Ekonomi Bölümü, Boğaziçi Üniversitesi), İsa Ali Demir (Politika Lisansüstü öğrencisi, Koç Üniversitesi), Baran Alp Uncu (Bağımsız araştırmacı) ve Gökçe Yeniev (Sosyal Politikalar lisansüstü öğrencisi, Boğaziçi Üniversitesi) tarafından hazırlanan raporda, “Saha araştırması sonuçları, genel olarak Romanların pandemi boyunca istihdam, sosyal yardımlara ulaşma, eğitim, barınma, sağlık ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri konularında ilave sorunlar yaşadığını, bu meseleler ile ilgili olarak öteden beri yaşanan imkansızlık ve adaletsizliklerin pandeminin etkisiyle daha da derinleştiğini ve yaygınlaştığını göstermektedir. Sonuçlar, alınan önlemlerin önemli bir bölümünden çoğu kayıt dışı işlerde çalışan Romanların yeterince yararlanamadıklarına işaret etmektedir. Yoksul kesime yapılan yardımlara ulaşımda da sorunların deneyimlendiği ifade edilmiştir” deniliyor. Foto: Sezgin Kartal Vurgulamak gereği var, Romanlar, “Yoksul kesimlere yapılan yardımlara ulaşımda da” sorunlar yaşıyor. Çünkü Romanlar genellikle kayıt dışı (enformel) işlerde çalışıyorlar ve bu nedenle kayıtlara, istatistiklere konu olan “yoksulluk sınırı”, “açlık sınırı” gibi tasnifler Romanları kapsamıyor. Büyük çoğunluğunun herhangi bir sosyal güvencesi de yok. Yani Romanlar “yoksul” bile değiller… Raporda sadece mevcut durumun vahameti tespit edilmiyor aynı zamanda çeşitli çözüm önerileri de yapılıyor.
  • Kayıt dışı ekonominin kayıtlı hale dönüştürülmesi;
  • Eğitim ve sağlıkta hak-temelli yaklaşımın gerçek anlamda uygulanması
  • Vatandaşlık geliri uygulamasının başlatılması
  • Hanelerde gider düşürücü önlemlerin alınması
  • Mahallelerde öğrenci etüt merkezlerinin kurulması
  • Yetişkin eğitimi programlarının yaygınlaştırılması
  • Mahalle topluluk merkezlerinin kurulması
  • Eğitim teşvik mekanizmalarının oluşturulması
  • Kreş/okul öncesi eğitime önem verilmesi
  • Krizlere yönelik direncin arttırılması
  • STK’lar ve yerel yönetimlerle iş birliklerinin tesis edilmesi
  • Yerelde katılımcılık mekanizmalarının güçlendirilmesi.
Bunların her biri, kısa sürede hayata geçirilebilecek nitelikte çözüm önerileri. Sorunların tamamen çözülmesini mümkün kılmasa bile bugünkünden daha ileri ve insani bir boyuta taşınmasına olanak sağlayacak.

Roman açılımı ne oldu?

Hatırlıyoruz… 19 Mart 2010 günü iktidar partisi İstanbul’daki Abdi İpekçi Spor Salonunda bir “Roman Buluşması” toplantısı gerçekleştirmiş ve bu toplantıyla hükümet bir “Roman açılımı” başlatmıştı. O toplantıda dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Roman yurttaşları heyecanlandıran bir konuşma yapmış ve şöyle demişti: “Roman vatandaşım, benim vatandaşlarımdır. Bu ülkede on yıllardır, vatandaşlık hukukundan dahi onlar istifade edememişlerdir. Eğer özür dilenmesi gereken varsa, benim Roman vatandaşlarımdır ve ben onlardan devletim adına özür dilerim.” Ne var ki bu “açılımın” kamuoyunda dönemsel olarak bir “farkındalık” ortaya çıkmasına katkıda bulunmanın ötesinde kayda değer önemde somut sonuçları olmadı, çünkü sürdürülmedi. Merkezi bir politika oluşturulmadı. 2016 yılında Avrupa ülkelerinin ardından AB desteğiyle bir Romanlar İçin Strateji Belgesi oluşturulmasına karşın, buradaki taahhütler somut bir icraata dönüştürülmedi. Romanların sorunları yerel yöneticilerin “iyi niyet” ve “insafına” terk edildi. Devletin sorumluluklarını hatırlatmak ne kadar önemli ve gerekli ise, Romanlar söz konusu olunca depreşen yaygın toplumsal önyargılarla yüzleşmek de aynı ölçüde, hatta belki de daha fazla önemli ve gerekli. Halen süren pandemi en çok yoksulları “vurdu” ve yoksullar içinde de Romanları…
Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.