Etkinlikler

Faili meçhul IV: “Hakikati unutturmama sorumluluğunu hakkıyla üstlenmeliyiz”

İstanbul – Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) bu yıl dördüncüsünü düzenlediği “Faili Meçhul: Cezasızlıkla mücadele” panelinde Sebla Arcan, Katerina Sergatskova, Ayşe Tepe Doğan, Rumet Serhat ve Ferhat Parlak, cezasızlığa dikkat çekmek ve bu suçları işleyenlerin adalete teslim edilmesi için neler yapılabileceği konusunda farkındalık yaratmak için, 13 Aralık Pazartesi günü Yesayan Salonu’nda bir araya geldi. 

Panelin davetlileri arasında, geçtiğimiz yıllarda panele konuşmacı olarak katılan Alaz Erdost, Dicle Anter ve Matthew Caruana Galizia da bulunuyordu. 

Burcu Bingöllü (©: Mevlüt Oğuz)

Hakikat Adalet ve Hafıza Merkezi Eş Direktörü Murat Çelikkan’ın moderatörlüğünde yapılması planlanan panel, Çelikkan’ın COVID-19 temaslısı olma olasılığı sebebiyle Hafıza Merkezi’nden Burcu Bingöllü’nün moderatörlüğünde gerçekleşti. Panelin açılışını MLSA Eş Direktörü Barış Altıntaş yaptı. Altıntaş panelistlere, ev sahipliği için Aras Yayıncılığa ve tüm katılımcılara teşekkür ederek sözü giriş konuşmasını yapacak olan Sebla Arcan’a bıraktı. 

Sebla Arcan (©: Mevlüt Oğuz)

İnsan Hakları Derneği (İHD) Kayıplar Komisyonu üyesi Arcan, “Sizleri bu toprakların en uzun hakikat ve adalet mücadelesini yürüten Cumartesi Anneleri adına selamlıyorum” diyerek söze başladı. Siyasi infazlar, gözaltında kaybetmeler, işkenceler, katliamlar ve soykırımlar gibi ağır insan hakları ihlallerinin bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleştiğini ve örtbas edildiğini söyleyen Arcan, “geçmişi unutturmaya yönelik sistematik politikalar karşısında toplumsal belleği canlı tutma ve hakikati unutturmama sorumluluğunu hakkıyla üstlenmeliyiz” dedi. 

Katerina Sergatskova (©: Mevlüt Oğuz)

Arcan’ın ardından konuşan moderatör Burcu Bingöllü, panel serisinin odağında yer alan cezasızlık ile mücadelenin yanı sıra, bu insan hakkı ihlallerinin bir daha yaşanmaması için ne yapılması gerektiği konusunun önemini vurgulayarak söze başladı. Bingöllü, ilk sözü Katerina Sergatskova’ya vermeden önce ona bazı sorular yöneltti: “Ukrayna’da iktidarın hedefi haline gelen gazeteciler nelerle mücadele ediyor? Katya bize Pavel Sheremet cinayeti hakkında yürütülen soruşturmadan da bahsedecek, Türkiye ile bir paralellik kurabilmek için toplumun bu cinayete bakışını anlamak da önemli. Cinayetin aydınlatılması için mücadele edenler toplumun desteğini arkalarında hissediyorlar mı?”

Ukraynalı gazeteci Sergatskova, Sheremet cinayeti hakkındaki soruşturmanın ciddi şekilde siyasallaştığını, eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroshenko’nun yeni Cumhurbaşkanı Zelenskiy’e karşı bu soruşturmayı malzeme olarak kullandığını belirtti. Poroshenko’nun açık bir şekilde Sheremet cinayeti kapsamında cezaevinde tutulan kişileri desteklediğini vurgulayan Sergatskova, tüm sanıkların cezaevinde iki yıl geçirdikten sonra serbest bırakıldığını söyledi. Sergatskova, soruşturmanın ilerlemesi için çabalayan gazetecilerin de suçlanarak hedef haline getirildiğini aktardı ve Sheremet’in adının, geçmişte Rusya’da ve Belarus’ta gazetecilik yapması sebebiyle “Rus ajanı” olarak itibarsızlaştırıldığını ekledi.

Tekrar sözü alan Bingöllü, 90’lı yılların büyük kayıplar verilen yıllar olmasına rağmen, aynı zamanda ailelerin de adalet mekanizmalarını kullanmaya başladığı yıllar olduğunu hatırlatarak, sözü bir sonraki paneliste, 1993’te Elazığ’da öldürülen muhabir Ferhat Tepe’nin kardeşi, insan hakları savunucusu Ayşe Tepe Doğan’a bıraktı. 

Ayşe Tepe Doğan (©: Mevlüt Oğuz)

“Ferhat’ın ve dönemin faili meçhullerinin oluş şeklini anlatmak bile başlı başına o dönemin iktidar ve devlet anlayışını ortaya koyacaktır” diye söze başlayan Tepe Doğan, 19 yaşında genç bir gazeteci olan Özgür Gündem muhabiri Ferhat’ın kaçırıldığı gün olan, 28 Temmuz 1993’ten sonra yaşadıklarını anlattı ve bu süreçte Emniyet birimlerine, valiliğe, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığına birçok dilekçe yazdıklarını, tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığını belirtti. Açtıkları davanın takipsizlikle sonuçlandığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen dosyanın zaman aşımına uğradığını söyleyen Tepe Doğan, sözlerine şöyle son verdi: “Önemli olan yaşananları unutmamak, hakikat ve adalet arayışından vazgeçmeyerek bizden sonraki nesillere bu acıları yaşatmamaktır. Çünkü cezasızlık bilindiği gibi cesaretlendiricidir. Cumartesi Annelerinin eylemlerine ses olmak ve burdan yola çıkarak yüzleşmenin ve hesaplaşmanın kapısını aralamak ile ancak umudumuzu koruyabiliriz.”

1994’te İstanbul’da katledilen, Kürt avukatlık geleneğinin ilk kuşak temsilcilerinden biri olan avukat Medet Serhat’ın oğlu, gazeteci Rumet Serhat, babasının ölümü ve annesinin ağır yaralanması ile sonuçlanan saldırının ardından, 12 Kasım 1994 sabahına 16 yaşında bir çocuk olarak uyanmanın nasıl hissettirdiğine odaklanarak söze başladı. Serhat ayrıca babasının ölümüne ilişkin hakkında yürütülen yargı sürecinin bazı detaylarını da izleyicilerle paylaştı. Serhat, yargılama süreci boyunca sanıkların adeta ceza almayacaklarından emin bir şekilde rahat davrandıklarına dikkat çekti ve yargılamayı “göstermelik” olarak niteledi.

Rumet Serhat (©: Mevlüt Oğuz)

2004 yılında Diyarbakır’da öldürülen gazeteci ve yazar Yaşar Parlak’ın oğlu, gazeteci Ferhat Parlak, babasının katledildiği Silvan’ın o dönemde nasıl bir yer olduğunu bazı çarpıcı örneklerle anlatarak söze başladı. Babasının ağır hak ihlallerinin yaşandığı Silvan’da gazetecilik yapmaya devam ettiğini anlatan Parlak, onun Silvan’da herkesin bildiği ama kimsenin bir şey yapamadığı olayları kayıt altına aldığı için hedef alındığını vurguladı.

Ferhat Parlak

Panel, konuşmaların ardından izleyicilerden ve geçen senelerdeki konuşmacılardan gelen katkılarla sona erdi.