Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazeteciler

Gazeteci Aziz Oruç’tan çağrı: Artık sesimiz daha güçlü duyulmalı

Azİz Oruç

Türkiye’de cezaevinde tutulan gazeteciler meselesi, yıllardır büyük bir sorun. Her dönemde onlarca, hatta, yüzlerce gazeteci “hiç” sebeplerle tutuklanır, yıllarca cezaevinde kalır. Gazeteciler cezaevlerine atılırken, ülkeyi yönetenler TV’lerde “Basın özgürdür”, “Cezaevinde tutuklu gazeteci yoktur” gibi klişe laflar ederler. Ama Türkiye’de her dönem, şimdi de olduğu gibi, onlarca gazeteci tutukludur.

Türkiye’de demokrasi, hukuk, insan hakları dönem dönem önemli olur. Belirli dönemlerde ülkenin “beka sorunu” adı altında bütün temel insan hakları askıya alınır, dondurucuya kaldırılır. Bu hakların teminini savunanlar ise suçlanır. 2016’da yaşanan darbe girişimiyle yine böyle bir dönem başladı. OHAL ilan edilmesinin ardından da iktidarın ele aldığı ilk önemli sorun, ‘fazla görülen’ demokrasinin, insan haklarının ve hukukun daraltılması meselesi oldu. AKP-MHP ittifakı, düşünce ve ifade özgürlüğünü ikinci plana itip, güvenlikçi, baskıcı politikaları öne çıkardı. Baskı arttıkça cezaevleri, gazeteci, milletvekili, hukukçu, aktivist, belediye başkanı ve hak savunucularıyla doldu. Öyle ki, kimi zaman oldu yer kalmadı, tutsaklar yerde yattı, ya da vardiyalı yattı.

Bunları hem ülke içinde hem de ülke dışında dile getiren gazeteciler olduğunu tahmin edersiniz. Halbuki tüm bunlar yapılırken basının susmuş, sinmiş olması gerekiyordu. Susmadı mı? Gerçekleri yazdıysa, haber yaptıysa cezaevine atılmalıydı gazeteciler. İktidar tek tip, tek sesli bir medya yaratmak için, merkez medyayı tümüyle ele geçirdi. Kimisini satın alarak, kimisini de korkutarak ve sindirerek havuz medyasına dahil etti. Konuşanı, yazanı, çizeni de ya işten attı ya da kurumlarını kapattı, o da olmadıysa cezaevine attı. İktidar, açıkça, “ya yandaş olacaksın ya da cezaevine kapatılacaksın” diyor. Cezaevinde bulunan gazeteciler bugün demokrasi ve özgürlük tutsakları olarak esir tutuluyor. Gazetecilere gözdağı verilerek, “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” politikası güdülüyor.

Yıllarca bölgede en zor şartlarda gazetecilik yaptım. Bütün gözdağı, baskılara rağmen susmadım, yazılar yazdım, haberler yaptım, konuştum, dilim döndükçe de yaşananları anlattım. Bedel olarak bugün cezaevindeyim, belki bu ağır bir bedel ama zulme boyun eğmedim. Burada da elim döndükçe, kalemimin mürekkebi yettikçe yazmaya, anlatmaya çalıştım yaşananları. Bu çabam ve isteğim hep sürecek. Payıma düşen bir parça gökyüzü, demir parmaklıklar arasından sızan birkaç yıldız, demir perdeli pencere ve ranzamın bana eşlik ettiği hücremde çok düşündüm yaşananları, yaşatılanları, işkence düzeyindeki uygulamaları, sürgünleri, tecritleri, ölümleri ve tüm bunlara maruz bırakılanları… 

Dışarıda haber peşinde koşmam gerekirken bugün bu küçük, soğuk ve anlamsız hücrede mahkumum. Hem de “hiç” yere. Yaptığım haberler, yazdığım yazılar attığım tweet’ler, yaptığım yorumlar “delil” gösterilerek, 10 aydır kör, sağır, soğuk, anlamsız duvarlarla çevrili ve rutubetli bir cezaevinde esir tutuluyorum. Benim durumumda olan onlarca gazeteci arkadaşım var. Artık sesimiz daha güçlü duyulmalı ve bu esaret bitmeli. Acı, hüzün ve işkence karşısında duvarlar, demir kapılar, mazgallar, tel örgüler de susuyor. Hücrede kayıp giden zamana teslim bir tutsak. Hücrede her şeyin tekrarının yaşandığı bu hayatta anlamsızlıklar içinde anlam, hukuksuzluk içinde hukuk aramak, çıkış yolu yaratmak o kadar zor ki… Aynı şeyi bir daha yaşamamak için zamana, güne ve zindana direniyoruz.

Gazeteciyim, gazeteciyiz, cezaevindeyiz…

Özgür günlerde buluşmak dileğiyle…

Aziz Oruç
Patnos Cezaevi