Dava İzleme

Gazeteci Hayri Demir: “Bu dava kumpastır”

Ankara – Suriye’nin kuzeyinde yaptığı gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hakkında “terör örgütü üyeliği” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açılan gazeteci Hayri Demir’in yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü. Savunmasında suçlamaları kabul etmeyen ve gazetecilik mesleğine ilişkin faaliyetleri dışında dosyada hiçbir delil olmadığını belirten Demir, bu soruşturmanın bir kumpas olduğunu ve evinden çalınan hafıza kartlarının emniyete teslim edilmesiyle davanın açıldığını vurguladı. Mahkeme, Demir’in evinde yaşanan hırsızlık olayına ilişkin soruşturmanın akıbetinin savcılıktan sorulmasına karar verdi ve davanın bir sonraki duruşmasını 23 Ocak’a bıraktı. 

Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşmasına tutuksuz sanık Hayri Demir ile avukatı Gulan Çağın Kaleli katıldı. Hayri Demir, duruşmada suçlamalara karşı savunma yaptı.

Burada yargılanan mesleki faaliyetlerimdir

Savunmasına “Öncelikle burada gazetecilik mesleğim nedeniyle, gazeteciliğin yargılandığını belirterek başlamak istiyorum. Çünkü onlarca sayfa olarak hazırlanan dosyada gazetecilik mesleğime dair faaliyetim dışında tek bir iddia, suçlama ya da delil konulmamıştır. Sırf mesleğimi yaptığım için bugün burada yargılanıyorum” diye başlayan Hayri Demir, devamında gazetecilik tanımı yapmak istedi. Ancak Mahkeme Başkanı, Demir’in sözünü keserek, Gazetecilik tanımı yapma, iddianamedeki suçlamalara dair savunma yap” dedi. Demir ise “Ama burada yargılanan mesleki faaliyetlerimdir. Dolayısıyla gazeteciliğin ne olduğunu, gazetenin kim olduğunun çerçevesini çizdikten sonra suçlamalara tek tek anlatacağım. Çünkü gazeteciliğim suçlama konusu yapılmıştı” diye karşılık verdi ve savunmasına kaldığı yerden devam etti. 

Şu an burada bir gazeteci olarak yargılanırken, 100’ü aşkın meslektaşının en azından kendisi kadar şanslı olmadığı için tutuklu olarak yargılandığını hatırlatan Demir, savunmasına şöyle devam etti:

“Gazetecilerin mesleklerini yapmaları için bu adliyelerde olmaları gerekirken, bu davalarla mesailerimiz duruşma salonlarında mesleğimizi savunarak geçirmekle karşı karşıyayız” ifadesini kullandı. Bu fotoğraf bile gazetecilerin nasıl bir baskı ile karşı karşıya kaldığının açık göstergesidir. Elbette sadece kendi adıma endişe duymuyorum; bana bu yargılamanın sonunda talep edilen ceza miktarı kadar ceza verseniz de buna dair bir endişem ya da korkum yoktur. Gazeteciliğin ateşten gömlek giymek olduğunu sahada bir fiil olarak deneyimledim. Sadece sahada karşı karşıya kaldıklarımızla değil aslında mesleğimiz gereği karşı karşıya kaldığımız baskılar da bu mesleğin ateşten gömlek giymek olduğunu gösteriyor. Asıl endişem gazetecilik mesleği olduğu gibi tüm toplum adınadır. Çünkü bugün gazeteciler, akademisyenler, hak savunucuları başta olmak üzere neredeyse tüm meslek grubundan insanlar, davalarla sindirilmeye çalışılıyor. Muhalif tek bir sesin, görüşün ifade özgürlüğü kapsamında dahi dile getirilmesine tahammül edilmezken, muhaliflerin karşısında bulunan kesimlere de ilginç bir şekilde “sınırsız bir ifade özgürlüğü” tanınıyor.’

Bu dosya kumpas

Soruşturmanın kendisine yönelik bir “kumpas” olduğunu belirten Demir, şunları kaydetti:

“Dosyanın savcılığa iade edilmesini ve savcılık tarafından da böylesi bir soruşturmanın hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmemesi için takipsizlik kararı verilmesini talep ediyorum. Çünkü tamamen hukuk dışı elde edilmiş olan, çelişkiler nedeniyle aydınlatılmayan bir hırsızlık durumuyla elde edilmiş olan hafıza kartlarındaki habercilik faaliyetlerim “suçmuş” gibi önüme konulmuş. Elbette gazetecilik suç değildir, önüme “suç” olarak konulanların tamamımın da gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu belirtiyorum. Yakın zamanda yürürlüğe giren yargı paketinde de gazetecilerin bu yargılamalar karşısında kaldığı durum dikkate alınmış her ne kadar sorunları tümden çözmeyecek olsa da “haber sınırları” gibi bir düzenleme yapılmıştır, tam da yargılandığım suçlamalara dair.”

Hafıza kartını bulan kişi asker 

Demir, evinden çalınan ve yolda bulup polise götüren kişinin Bolu Jandarma Komando’da çalışan bir kişi olduğuna dikkat çekerek, “Ancak bu çelişkiler bir kumpas ile karşı karşıya olduğumu gösteriyor. Kart bulunmadan bir gün önce kaldığım eve hırsız giriyor. Kartların bulunduğu çekmecenin üzerindeki kumbaraya ya da başka değerli bir şeye dokunmuyor. Nedense çekmecedeki kartları almak gibi bir girişimde bulunuyor. Bu kart bir gün sonra da emniyete ulaşıyor. Kimseyi zan altında bırakamam ama bu durumun kendisi hayatın olağan akışına ters bir durumdur. Bu nasıl bir hırsızlık girişimi takdiri sizlere bırakıyorum” dedi. 

Hayri Demir, hafıza kartının içinde çıkan ve Suriye’de yaptığı haber takiplerine ilişkin görüntüler ile suçlandığını belirterek, şöyle konuştu:

“Evet Suriye’ye gittim, bu gizli saklı olarak yaptığım bir durum değildi. Suriye’ye geçmeden önce sınır hattında da günlerce haber takibinde bulundum. Hatta kapanan Başbakanlığa bağlı Basın Enformasyon Başkanlığı tarafından özel akredite verilerek, sınır hattındaki gelişmeleri takip ettim ki buna dair verilen kimlik kartını soruşturma aşamasında dosyaya ibraz ettik. Sınır hattında çalıştığım dönemde bugün olduğu gibi sınır kapıları kapalıydı. Benim gibi onlarca gazeteci sınırı kaçakçıların eşliğinde geçerek, sınırın diğer tarafından gelişmeleri aktardı. Gizli saklı gitmiş olsaydım, o günlerde yaptığım haberler imza kullanmaz, video anonsları çekmezdim. O günlerde yaptığım onlarca haber, dosyaya konulan fotoğraflar birçok televizyon ve gazetede yayımlanan haberler oldu. O günlerde ve sonrasında hatta bugünlerde bile gazeteciler yasal olmayan yollardan gidiyor. Orada haber yapıp dönüyor.” 

Habercilik faaliyeti nedeniyle örgüt üyeliği ve örgüt yöneticiliği ile suçlandığını anımsatan Demir, şunları kaydetti:

“Görüntülerin tümüne bakalım. YPG’lilerle görüşmem, bölgedeki gelişmeler, sivil halkla yaptığım görüşmeler, ki bunların tamamı mikrofon uzatarak yaptığım, boynumda fotoğraf makinasıyla yaptığım işler. Gazeteci her kesimle görüşüp mesleği gereği onları dinleyip objektif bir şekilde bunlara haberlerinde yer vermelidir. Bununla birlikte devletin en üst yetkililerinin bu konuda YPG’lilerle çeşitli görüşmeler de yaptığı da bilinen bir durum. Örneğin Salih Müslüm iki kez Ankara’ya kadar gelerek burada devletin en üst yetkilileri görüştü. O günlerde ben bunun da haberini yaptım. Kendisi bizzat Ankara’da devlet tarafından ağırlandı. Yine 2015 yılında TSK ve YPG ortak operasyon ile Süleyman Şah Türbesi’nin Karaçok köyünden Urfa sınırındaki Aşme köyüne getirdi. O dönem Başbakan Ahmet Davutoğlu idi. Davutoğlu’nun mahkemede tanık olarak dinlenmesini ve o dönemlerde YPG ve PYD ile yaptıkları görüşmeleri, ilişkileri anlatmasını talep ediyorum. TSK ve YPG türbenin taşınması için ortak operasyon yapıyor. Çünkü o dönem YPG terör örgütü ilan edilmemiş, böylesi bir milli güvenlik kurulu ya da bakanlar kurulu kararı yoktur.”

Beraatini talep eden Demir, dönemin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile yaptığı röportajın da suç unsuru olarak dosyaya konulduğunu kaydetti.  

Demir’in avukatı ve Cumhuriyet savcısının beyanlarının ardından mahkeme, ara kararlarını açıkladı. 

Sanığın savunmasında iddianameye konu teşkil eden SD kartın ikamet ettiği evden çalındığını ve buna ilişkin savcılığın soruşturma yürüttüğünü belirten mahkeme, bu soruşturmanın akıbetinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sorulmasına karar verdi. 

Mahkeme, iddianamede yer alan 19 Eylül 2015 tarihli paylaşım nedeniyle Demir’in Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıp beraat edip etmediğini sormak üzere mahkemeye müzekkere yazacak. SD kartlardan çıkan görüntülerin birer örneğinin savunmasını hazırlaması için Demir’e verilmesine karar veren mahkeme, ayrıca suç unsuruna rastlanmadığı belirlenen dijital materyallerin sanığa iadesine hükmetti. 

Davada bir sonraki duruşma 23 Ocak 2020 tarihinde görülecek.