İnsan Hakları

Gazeteci Hayri Demir’den Selahattin Demirtaş’ın ‘siyasi rehinelik’ öyküsü

ESRA KOÇAK MAYDA

Hem yargılanan hem de yargılamaları takip eden bir gazeteci olan Hayri Demir, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, HDP milletvekilleriyle birlikte dokunulmazlığının kaldırılarak tutuklanması ile başlayan ve daha sonra açılan davalarla, Franz Kafka’nın dahi tahayyül edemeyeceği bir hukuki garabete dönüşen süreci, Selahattin Demirtaş: Bir Siyasi Rehinelik Öyküsü adıyla kitaplaştırdı.

Gazeteci Demir ile hem kitabını, hem kitabı hazırlama sürecini hem de kitaplarında ele aldığı süreçler ile gazeteci yargılamaları arasındaki benzerliği konuştuk.

Kitap, beş yıllık bir çalışmanın sonucu

Demir, ilk kitabında işlediği dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinin davalara evrimleşmesiyle birlikte ikinci kitabı için kullanacağı belgeleri de toplamaya başladığını belirterek, uzun tasnif süreci ile birlikte kitabın beş yıllık bir çalışmanın sonucu olduğunu paylaştı: “İkinci kitap için elimde neredeyse 50 bin sayfaya yakın belge vardı. İlk elden bunları bir süzgeçten geçirdim. Tabii dava ekseninde dışarıda gelişen olaylar da vardı. Tüm bu olayları ve dosyaları dava bütünlüğünü koruyarak analiz ettim. Sonrasında da yazım sürecine geçtim. Kitabın fikir ve yazım süreci iki yıla yakın bir sürece denk gelmiş olsa da ön hazırlığı da göz önünde bulundurduğumuzda 2016’dan bu yana geçen sürecin sonunda bu çalışma ortaya çıktı.”

Bir başka söyleşide kitabı, yargı, hukuk ve siyasette oluşturulmak istenen “Selahattin Demirtaş alerjisine” karşı hakikati savunmak için yazdığını belirten Demir, kitabında Demirtaş dahil HDPli birçok siyasetçi hakkında yargı süreçlerine dayanak gösterilen 6-8 Ekim Kobani olaylarını ve dahası içinde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın da yer aldığı olayların arka planını detaylı bir şekilde ele alıyor.

‘Demirtaş, tek bir tahliye talebinde dahi bulunmadı’

Bu kitabın serüveninin, 2016’da dokunulmazlıkların kaldırılması sürecini ve perde arkasını incelediği Değişen Bir Şey Yok – Meclisten Mahpushaneye Kürt Milletvekilleri isimli ilk kitabıyla başladığını belirten Demir, kitabı için “Türkiye siyasi tarihine geçen bir dönemi, iktidarın insafına bırakmamak gerekiyordu. İktidar, kendi hedefleri için başvurduğu hukuksuzluğa yargıda kılıf bulma çabasıyla ortak olurken, gazetecilik sorumluluğu kapsamında bunu teşhir etmek gerekiyordu” diyor.

Demir, kitabını bir hafıza çalışması olarak tanımlıyor: “İktidar, Demirtaş’ı tutuklamakla kalmayıp, algı yaratarak hakikati perdelemek için her türlü yönteme başvurdu. Demirtaş’ın tutuklandığını ve yargılandığını dost düşman herkes biliyordu. Ancak, nasıl ve ne şekilde yargılandığı sadece küçük bir kesimin bilgi sahibi olduğu bir konuydu. Kaldı ki yargılamalar da toplumdan kaçırılarak, özel duruşma salonlarında görüldü. Biz gazeteciler bile bu duruşmaları takip etmek isterken çeşitli engellerle karşılaştık.”

Kitabın ismini bizzat Demirtaş’ın önermediğini söyleyen Demir, “Ama bir isim tercih edecek olsaydı kesin bunu önerirdi” diyor ve  “siyasi rehinelik” tanımının Demirtaş’ın hem kendisi hem de yargılanan diğer siyasetçi arkadaşlarını tanımlamak için kullandığını hatırlatıyor: “Demirtaş, bu ifadeyle karşı karşıya kaldıkları tutuklamaların gerçek nedenini de net olarak ortaya koyuyor. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmalardan birinde ‘Ben bir siyasi rehineyim. Siyasi rehineler tahliye talep etmez’ değerlendirmesini yaptı. Kaldı ki Demirtaş, bugüne kadar neredeyse 300’den fazla duruşma görülmesine rağmen, tek bir duruşmada dahi tahliye talebinde bulunmadı. Demirtaş,  ‘tahliye talep etmiyorum’ diyerek de siyasi bir duruş sergiliyordu.”

Demirtaş’ın kendisini “siyasi rehine” olarak tanımladığı ilk duruşmada aklında henüz böyle bir kitabın fikrinin oluşmadığını belirten Demir, “İlerleyen dönemlerde yaşananlar bir bütün olarak kitabın öyküsü haline gelince de Bir Siyasi Rehinelik Öyküsü adı, kitabın ilk cümlesi olarak başladı diyebilirim. Yani henüz kitabın çerçevesi daha yeni netleşmişken, ilk yazdığım kelimeler kitabın ismi oldu. Çünkü tamamen iktidarın hedeflerine teslim olmuş bir yargı tarafından yürütülen bu süreci net bir şekilde açıklayabilecek başka bir isim yoktu.”

‘Kitapta eksik kalan tek husus Demirtaş ile görüşememek oldu’

Demir, Demirtaş’ın kendisi ve arkadaşları için yaptığı “siyasi rehine” tanımını doğrulayacak şekilde hakkında kitap yazdığı kişi ile görüşemediğini paylaşıyor: “Kitabı kaleme aldıktan hemen sonra Demirtaş ile görüşmek için girişimde bulundum. Fakat savcılık tarafından buna izin verilmedi. Zaten bu süreçte COVID-19 pandemisi nedeniyle görüşler de sınırlandırıldı. Ancak bu sınırlama olmasa bile bir gazeteci olarak görüş başvuruma olumlu yanıt verilmeyecekti. Çünkü daha önce böylesi girişimlerime olumsuz yanıt verilmişti. Bu nedenle görüş alışverişini de avukatlar ve mektuplarla yürütmek zorunda kaldım. Bu yöntem, çalışmanın biraz daha uzamasını da beraberinde getirdi elbette. Kitaba önsöz yazmayı kabul eden Demirtaş, bunu da mektup aracılığıyla iletmek zorunda kaldı. Bir bakıma Demirtaş ile bir gazeteci olarak görüşmeme imkan tanınmamış olması da ‘siyasi rehineliğin’ bir parçasıydı.”

‘Gazetecilik faaliyetleri, siyasetçilerin yargılandığı davalara da konu ediliyor’

Demirtaş ile yaptığı bir röportaj nedeniyle hakkında dava açılan bir gazeteci olan Demir, gazetecilerin yargılandığı davalarla siyasetçilerin yargılandığı davalar arasında benzerlik olduğunu düşünüyor: “Emniyet tarafından yapılan araştırma ile Ekim 2015’teki söyleşim, ‘Şahsın DİHA muhabiri olarak şu an tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş isimli şahıs ile yaptığı röportaja ait fotoğrafı paylaştığı görülmüştür’ notuyla dosyaya delil olarak konulmuş. Oysa röportajı yaptığım tarihte Demirtaş tutuklu değil, hakkında tek bir hüküm verilmiş dahi değil. Bununla birlikte Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin Eş Genel Başkanı olarak bu söyleşiyi yapmıştım. Bir partinin genel başkanı ile röportaj yapmak bile bir gazetecinin yargılanmasına konusu yapıldı. Sadece bu değil tabii ki. Başka haberlerim, söyleşilerim de dosyada delil olarak gösteriliyor. Demirtaş ve diğer HDP’liler hakkındaki yargılamaların tamamında kendilerine isnat edilen suçlamalara dayanak gösterilen deliller de tamamen basın açıklamaları, partilerinin faaliyetleri kapsamındaki çalışmalardan oluşuyor. Gazetecilik faaliyetleri, gazetecilerin yargılamasına konu edildiği gibi siyasetçilerin yargılandığı davalara da konu ediliyor. Benzerliğin en önemli noktası bu diyebilirim.”