News

Gazeteci İdris Yılmaz anlatıyor: ‘Nefesim duvara, oradan da yüzüme çarpıyordu’

İdris Yılmaz, Erciş'teki evinde. (Kasım 2019)

SEDA TAŞKIN

2018 yılının Ocak ayında Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü “Zeytin Dalı” operasyonunu eleştiren sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle tutuklanan ve bu süreçte hakkında yeni bir soruşturma açılan gazeteci İdris Yılmaz, 1.5 yılı aşkın Elazığ Cezaevinde tutulduktan sonra 25 Ekim’de tahliye oldu.

Yılmaz’ın tahliyesi Van’da yargılandığı bir dosyasından tahliye kararı verilmesi sonrası avukatlarının mahsup talebinde bulunmaları ve yargı paketi nedeniyle istinaf etmeleri ertesi gerçekleşti. Yılmaz, Van’ın Erciş ilçesinde birçok yolsuzluk ve kadın hakları haberlerine imza atmış bir gazeteci.

Tutuklanma süreci öncesinde belediye haberleri nedeniyle kolluk kuvvetleri tarafından defalarca kez tehdit edildiğini ve bu sürecin ardından çok sayıda soruşturmaya uğradığını söyleyen Yılmaz  istismar ve yolsuzluk haberlerinin rahatsızlık uyandırdığını belirterek, “Tutuklanmadan önce emniyet ve jandarma merkezleri arasında mekik dokudum” diye konuştu.

Yılmaz, 4 Ocak 2019 tarihinde “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapse mahkûm edilmişti.

‘İstismar haberini yaptığım kişiyle aynı odaya almak istediler’

İlk olarak Erciş A Tipi Kapalı Cezaevine gönderildiğini ve istismar haberini yaptığı kişiler ile aynı odaya alınmak istendiğini aktaran Yılmaz, “Bu durum karşısında hemen cezaevi yetkililerini çağırdım. Olası kötü bir durum yaşanması durumunda sorumluluğun onlarda olacağını söyledim. Daha sonra beni başka bir odaya almak durumunda kaldılar” diye konuştu. Bir hafta sonra Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edildiğini belirten Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘Yaşamla arama duvar örmüşlerdi’

Yaşadıklarını Erciş’teki evinden telefonla aktaran Yılmaz, cezaevi deneyiminden, “Bir insanı öldürmek ile hukuksuz bir şekilde özgürlüğünü elinden almak arasında hiçbir fark yoktur. Hâkimin hakkımdaki kararı yüzüme bakmadan söylemesi hukukun ne aşamaya geldiğini gözler önüne seriyor. Bende o anda hukuka olan güvenimi tamamen kaybettim. Hatta öyle ki kendimi savunma gereği bile duymadım. Cezaevine girdiğim ilk gün çok garip duygular hissettim. İlk gün zaten çıplak arama dayatıldı ancak buna karşı çıktım. Karşı çıktığım için ‘robocop’ diye adlandırılan gardiyanlar yanıma geldi. Orada yaşanan tartışmanın ardından çıplak aramanın yapılmasına izin vermedim. Daha sonra beni gözlem odası dedikleri boş, kirli, nemli ve bir insanını yaşayamayacağı bir odaya aldılar. Avlusu dahi olmayan bu odada iki gün bir başıma bekletildim. Yani yaşamla arama duvar örmüşlerdi. Bir sen varsın bir de duvarlar…” diyerek bahsediyor.

‘Soluğum duvardan yüzüme çarpıyordu’

İki günün ardından tek kişilik hücreye götürüldüğünü söyleyen Yılmaz, kapının üzerine kapatılmasının ardından derin düşüncelere daldığını belirterek, “O anda her şeyi bir kenara bırakıyorsun, bu defa geçmişte yaşadığın anılar canlanıyor. Onlara yoğunlaşıyorsun. Böceklerle sohbet ediyordum. Kendimle konuşup tartışıyordum. Böyle bir tuhaf duygularla zaman geçti. Yazılar yazdım ve bir de roman çalışmam oldu. Ancak maalesef ona da izin vermediler. Ani koğuş aramaları ile el koydular. Çalışmalarımı daha sonra vereceklerini söylemelerine rağmen vermediler. Çok yorucu ve uzun bir süreçti. Uzun bir yalnızlıkla baş başa kaldım. İki adımlık bir hücrede soluğun duvara, duvardan yüzüne çarpıyordu” dedi.

‘Seslerden kimin kim olduğunu çok iyi bilirdik’

Akşamları avlunun kapısının kapatılmasının ardından derin bir yalnızlık duygusunun başladığını ifade eden Yılmaz, “Bunun çözümünü ise diğer hücrelerde bulunan kişiler ile mazgal altından yaptığı sohbetler ile hafifletirdik. Aslında buna bile tahammül edemezlerdi.  Biz tüm engellemelere rağmen sohbetler eder, şiirler okurduk. Bazen koridorlarda birbirimizi görür ama tanımazdık. Ancak seslendiğimiz zaman kimin kim olduğunu çok iyi bilirdik”dedi. Dokuz ay boyunca tek başına bir hücrede tutulduğunu ve spora dahi tek başına çıkarıldığını aktaran Yılmaz, cezaevinde yaşanan hak ihlallerini şöyle sıraladı:

‘Defalarca tedavi olmadan geri döndüm’

“Ailem ve avukatlarımla irtibatımın kopmasını sağladılar. Gelen mektuplarımın çoğu bana iletilmiyordu. Yine kitap noktasında da sıkıntılar yaşadım. Sağlık sorunları yaşamama rağmen çoğu zaman revir ihtiyacım karşılanmıyordu. Sevk yapıldığı zamanlarda da kelepçeli muayene dayatılıyordu. Kabul etmediğim için defalarca tedavi olmadan hücreme geri dönüyordum. İstediğim Yeni Yaşam gazetesi ‘iyileştirmeye engel oluyor’ denilerek bir süre bana verilmedi. İlk başlarda böyle bir gazetenin olmadığını bile söylediler. Ancak daha sonra aileler üzerinden bu sorunu çözdük.  Durumu ağır olan hasta tutuklular aylarca hastanelere götürülmüyor, çoğu zaman bir ağrı kesici verilerek bu şekilde geçiştiriliyordu. Yine aileleri aradığımızda tekmil dayatması ile karşılaşıyorduk. Cezaevi koridorlarında sürekli Ölürüm Türkiyem gibi marşlar söyleniyor ve bu şekilde üzerimizde psikolojik bir baskı uygulanıyordu. Gardiyanlar gün içinde en az dört kez koğuşun kapısı ile oynuyordu. Bu da psikolojik bir baskıydı. Yine akşam çok erken saatte dört gibi avlunun kapılarını kapatıyorlardı. Ve buna benzer pek çok hak ihlali ile karşılaştım.”

‘Düşlerimde fotoğraf çekmeye devam ettim’

Cezaevinde en çok özlem duyduğu şeyin haber yazmak ve fotoğraf çekmek olduğunu söyleyen Yılmaz, muhalif gazetelerin verilmemesinden kaynaklı haber okumayı  çok özlediğini belirtti. Yılmaz, “Bir defa hiç unutmuyorum elime Evrensel gazetesi geçmişti. İnanır mısınız defalarca kez okudum. Okumadığım tek bir cümle kalmamıştı. Bir gazeteci için en zor duygulardan biri de olayları izleyip ona dâhil olamamaktır. Ancak kısmi de olsa içeride yaptığım haberler ile bu duygumu hafifletmeye çalıştım. Bazen ranzamın kenarında bulunan demiri fotoğraf makinem olarak hayal ederdim ve onunla defalarca kez fotoğraf çekerdim. Yani düşlerimde de fotoğraf çekmeye devam ettim” dedi.

‘Yargı paketinin etkisi olacağını düşünmüyorum’

Tahliye olmayı beklemediğini belirten Yılmaz yargı paketine ilişkin de değerlendirmede bulundu. Yılmaz, “Daha öncede yargı paketleri gündeme getirildi. Burada asli olan yargının yamalı bir bohçaya dönüşmesidir. Binlerce yargı paketi de gelse zihniyet değişmedikten sonra bunun bir anlamı yoktur. Yargı paketi açıklanmasının ardından yeniden gazeteciler gözaltına alındı ve birçok insan sosyal medya paylaşımlarından yargılandı. Eleştiri haklarını kullandıkları için tutuklanmaya devam ediyorlar. Yargı paketinin çok fazla etkisi olmayacağını düşünüyorum” diye konuştu.