İnsan Hakları

Gazeteci Orhan Karaağar’ın katilleri, itiraflara rağmen 29 yıldır ‘bulunmuyor’

ŞENOL BALI

Abim defalarca tehdit edildi, gözaltına alındı. Öldürülmeden birkaç gün önce de gözaltına alınıp tehdit edilmiş, haberimiz olmadı. Hatta, olaydan bir hafta önce üç kişi takip etmiş, kapımıza kadar gelmişler.

Bu sözler, 19 Ocak 1993’te çalıştığı gazeteden eve dönerken altı kişi tarafından katledilen Özgür Gündem gazetesi dağıtıcısı Orhan Karaağar’ın kardeşi Şengül Acı’ya ait. Karaağar, 12 Eylül 1980 darbesinde iki buçuk yıl Diyarbakır Cezaevinde kaldıktan sonra İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şubesinin kuruluşunda görev aldı. 1991 yılında Özgür Gündem gazetesinde çalışmaya başlayan Karaağar, katledildiğinde 30 yaşındaydı.

‘Biliyorum, beni öldürecekler ama ben bu gazeteyi bırakmam’ 

Orhan Karaağar’ın kardeşi Şengül Acı: Cinayet itiraf edildi ama yine de harekete geçen olmadı

Karaağar’ın kardeşi Acı, abisinin her gün baskı altında çalıştığını fakat sonuna kadar yılmadığını aktarıyor: “Abim, gece gündüz çalışıyordu, kendini her anlamda işine vermişti. Sürekli baskı görüyordu. Defalarca gözaltına alındı, ölüm tehdidi aldı. Bir akşam eve geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Annem, ‘Oğlum senin neyin var?’ diye sorunca abim, ‘Üç kişi peşimdeydi’ diye cevap verdi. Annemin, ‘Seni öldürecekler, bırak bu gazeteyi’ demesi üzerine abim de ‘Anne, ben yapmazsam, o yapmazsa, kim yapacak? Biliyorum, beni öldürecekler ama ben bu gazeteyi bırakmam’ şeklinde cevap verdi.” 

Abisinin öldürülmeden kısa bir süre önce bir kez daha gözaltına alındığını aktaran Acı, abisinin evden son çıkışını halen dün gibi hatırladığını söylüyor: “Başkale’ye gazeteleri götürecekti. Sabah onu ben uyandırdım. Hiç konuşmuyordu ama sürekli gülümsüyordu. O sabah, abimin yanından ayrılmayı hiç istemedim. Biz ondan önce evden çıkacaktık ama evin kapısından defalarca döndüm, abime sarılıp öptüm.”

Aynı günün akşamında abisinin gecikmesi üzerine telaşlanmaya başladıklarını söyleyen Acı, hemen gazeteyi aradıklarını fakat kimseye ulaşamadıklarını anlattı: “Gazeteye ulaşamayınca tek tek hastaneleri aradık ama yine bir haber alamadık. Daha sonra polisler geldi ve diğer kardeşim Eşref’i götürdü. Biz, Eşref’in evine doğru giderken polisler Eşref’i eve geri getirdiler. Meğer, Eşref’i abimin kimliğini tespit etsin diye götürmüşler. Tabii biz bunu öğrenince bizim için kıyamet o anda koptu. Çığlık ve ağıt sesleri havaya karıştı. Bir şekilde kendimizi hastaneye attık.” Hastaneye vardıklarında hastane yönetimi ve polislerin, kendilerine bir an önce cenazeyi alın götürün dediklerini aktaran Acı, ailesinin ve abisinin arkadaşlarının, “Karaağar’ı törenle gelip alacağız” cevabını verdiklerini söyledi: “Ertesi gün, on binlerce insanın katılımıyla cenazeyi alıp mezarlığa getirdik. Polis, her tarafı ablukaya almıştı.”

Acı, abisini toprağa verdikleri günden itibaren ailesi üzerinde bitmek bilmeyen baskıların başladığını ve gözaltıların eksilmediğini söyleyerek, cinayet hakkında tek bir yetkilinin dahi açıklama yapmadığına dikkat çekiyor. Cinayetin nasıl işlendiğini tanıklardan öğrenmek zorunda bırakıldıklarını söyleyen Acı, “Tanıkların anlatımına göre İki Nisan Caddesinde, gazeteden eve dönerken altı kişinin saldırısına uğramış. Abimi ağır yaralı halde bir inşaata bırakmışlar ve orada kan kaybından ölmüş.”

Karaağar, ölüm yıl dönümünde Hacıbekir Mezarlığındaki kabri başında ailesi ve meslektaşları tarafından anılıyor

‘Cinayet, faili meçhul bırakıldı’ 

İtiraflar olmasına rağmen cinayetin faili meçhul bırakıldığına dikkat çeken Acı, “Geçen yıllara rağmen aydınlatmaya dönük bir gelişme yaşanmadı. JİTEM elemanları Murat İpek ve Murat Demir, çeşitli medya organlarında olayı anlattı. O akşam cinayeti işlemek için kendilerinin talimat aldığını, ancak başka işleri çıktığını ve başka bir ekibin cinayeti işlediğini itiraf ettiler.  1997 yılında Nokta Dergisine demeç vermişlerdi. Dergideki o röportajları aldık, savcılığa gittik.Yine de harekete geçen olmadı. Soruşturma dahi açılmadı.” 

“Failler tespit edilir ve adalete uygun bir şekilde cezalandırılırsa siz affeder misiniz?” sorusu karşısında hafifçe gülümseyen Acı, “Elbette” diyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Her yerde faili meçhul cinayet var. Hangisiyle yüzleşildi? Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi hala sürüyor. 90’lardan bu yana işlenen hangi cinayet aydınlatıldı? Adil bir yargılama olursa bir kardeş, bir anne olarak şu an bile affedebilirim. Toplumsal barışa yararı olacaksa affedebilirim yani. Anneler veya biz kayıp yakınları barıştan yanayız. Hiçbir zaman cezayı kendimiz verelim demedik ki zaten. Adalet yerine getirilsin, suçlular cezasını çeksin diyoruz. Mücadelemiz sürecek. Onların hakkı yerde kalmayacak.”