Basın Özgürlüğü

Gazetecilere yönelik saldırılarda hukuki süreç nasıl yürütülmeli?

Fotoğraf: Mstyslav Chernov
ESRA KOÇAK MAYDA

Yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar, çektikleri fotoğraflar nedeniyle soruşturma, gözaltı ve tutuklamalar karşısında mesleğini icra etmeye çalışan gazeteciler, son zamanlarda sayısı artan fiziksel saldırıların da hedefinde.

Üç ayda altı gazeteci saldırıya uğradı

2021’in başından bu yana altı gazeteci, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde fiziksel saldırıya uğradı. Aksaray’da Anadolu’nun Sesi gazetesi Haber Koordinatörü İzzet Tınmaz, Aydın’da adliye önünde haber takibi yapan gazeteciler Murat Uçkaç ve Kıymet Sarıyıldız, İstanbul’da KRT TV programcısı avukat Afşin Hatipoğlu, Ankara’da Yeniçağ gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu ve son olarak da Halk TV’de program yapan Levent Gültekin çalıştığı kurumun önünde darp edildi.

Ne yazık ki geçmiş yıllarda da durum pek iç açıcı değildi. 2020’de 18 olmak üzere, son beş yılda 139 gazeteci bu tür saldırıların hedefi oldu.

Medya çalışanları sadece saldırıların hedefi olmuyor görevlerini yaparken de engelleniyor, polis şiddetine maruz kalıyor. Peki saldırılar ve engellemelerle karşılaşan gazeteciler ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli, haklarını nasıl aramalı?

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) olarak konuyu, bu sorularla sık sık muhatap olan iki isimle konuştuk: Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Hukuk Servisinden avukat Meliha Selvi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hukuk Danışmanı avukat Gökhan Küçük.

“Kamu hizmeti yapan gazeteciye karşı suç işlendiğinde onu koruyacak özel bir hüküm yok”

Kamunun yararı, halkın haber alma hakkı için çalışan gazeteciler ile gazetecilik mesleğinin ülkemizde halen bir tehdit olarak algılanmaya devam ettiğini söyleyen Gökhan Küçük, bu konuda saldırıların genellikle fiziksel olarak gerçekleştiğini dile getiriyor. Gazetecilerin yaşam hakkının ve beden bütünlüğünün sıklıkla ihlal edildiğine vurgu yapan Küçük bunu şu sözlerle açıklıyor: “Basın özgürlüğü gazetecinin şahsına tanınmış bir imtiyaz değildir. Gazeteciye tanınan güvence halkın haber alma hakkının güvencesidir. Şunu hiç kimse unutmasın ki gazeteci kamunun bekçisi konumundadır. Siz isteseniz de istemesiniz de olayları izleyecek, araştırma yapacak, değerlendirmede bulunacak ve elbette ki tüm bunları halkla paylaşacak. Bu aynı zamanda gazetecinin sorumluluğudur da. İşte tüm bu nedenlerle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır. Buna paralel olarak Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen birçok suç tipinde gazeteciler, elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlarda eser sahibi olarak suçun ağırlaştırıcı unsurlarıyla karşı karşıyadır. Oysaki buna karşılık, bir kamu hizmeti görevini yerine getiren gazetecilere karşı suç işlendiğinde müeyyide içeren özel bir hüküm bulunmamaktadır.”

“Sabırlı ve kararlı olunmalı”

Avukat Küçük, gazetecilerin saldırıya uğradıklarında saldırıya uğrayan herhangi bir kişiden farksız olduğunu belirtirken, bu durumda neler yapılması gerektiğini de şöyle anlatıyor: “Öncelikle şikayet prosedürünü sonuna kadar devam etme azmiyle sürece başlama kararlığını göstermeleri gerekiyor. Israrcı olmalılar. Bu konu da gazetecilik meslek örgütlerini harekete geçirmeliler. Gerektiğinde hukuki destek talebinde bulunmalılar. Savcılığa şikayet etme, adli tıptan rapor aldırma, delillerin toplanmasını isteme, ve bunlara ek olarak mobese kamera kayıtlarının istenmesi, olayın tanıklarının tespit ettirilmesi ve sonrasında baz istasyonu sinyallerinden olaylara karışanların tespitini de istemeleri gerebilir. Burada savcılık ağır hareket edecektir. Bu süreç beklenecektir. Bununla birlikte gazetecilerin özel hukuktan kaynaklı haklarını da derhal kullanmalarının önünde herhangi bir engel bulunmuyor. Maddi ve manevi tazminat davalarını açmalılar, yargı süreçlerinin sonunda aleyhte çıkan hükümleri Anayasa Mahkemesine hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar götürme sabrını ve kararlığını göstermeliler.”

“İletişim Başkanlığınca verilen basın kartının istenmesi hukuka aykırıdır”

TGS Hukuk Müşaviri avukat Meliha Selvi, son dönemde gazetecilere yönelik müdahalelerde ciddi bir artış yaşandığına dikkat çekerken, “Her ne olursa olsun gazetecinin mesleğini icra etmesine engel olunamaz” diyor. Selvi, herhangi bir engelleme durumunda gazetecilerin hem olay anında hem de olay sonrasında yapması gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Öncelikle bir müdahaleye maruz kalıyorsanız, gazeteci olduğunuzu ısrarla vurgulayın. Eğer mümkünse kimliğinizin tanınmasına elverişli bir basın kartını da ibraz edebilirsiniz. Bu durumda İletişim Başkanlığı tarafından verilen sarı/turkuvaz basın kartı istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu kartın bir resmi kimlik olmadığını, diğer meslek örgütleri veya kurumunuz tarafından verilen basın kartlarının da sizin gazeteci kimliğinizi ortaya koyduğunu belirtmekte fayda var. Yine böyle bir durumla karşılaşıldığında meslektaş dayanışmasının da son derece önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor.”

Meslek kuruluşları haberdar edilmeli

“En önemlisi müdahaleyi belgelemek. Olay anına dair ne kadar çok delil varsa o kadar lehinize. Sizi engelleyenin kask yahut yaka numarasını alın, mümkünse olayı görüntüleyin ya da bir meslektaşınız müdahaleye maruz kalıyorsa bu anı belgeleyin.”

Olayın ardından, olay anına ait gazetecilerde ya da bölgede bulunan tüm görüntülerin titizlikle toplanması gerektiğini söyleyen Selvi, “Size şahitlik edecek isimleri not edin. Darp edildiyseniz derhal en yakın hastaneye giderek darp raporu alın. Bu rapora tüm şikayetlerinizi aktarın. Kimi lezyonlar olayın sıcaklığı ile hissedilmiyor ancak bir iki gün sonra ortaya çıkabiliyor. Mümkünse hastaneye giderek bu lezyonları da rapora ekletin” diyor.

Olay hakkında ilgili meslek kuruluşlarının haberdar edilmesinin önemli olduğunu hatırlatan Selvi, TGS olarak hem sürecin takibinde hem de suç duyurusunun hazırlanmasında gazetecilere hukuki destek sağladıklarını belirtiyor.

“Beyza Kural kararının lehte olmasının en önemli sebebi sürecin ısrarla sürdürülmesi”

Avukat Selvi son olarak atılması gereken adımlara dair de şunları ekliyor: “Delilleri ve olay anını anlattığınız bir dilekçe ile olayın olduğu yerdeki cumhuriyet başsavcılığına şikayette bulunun. Şikayetiniz üzerine eğer soruşturmaya yahut kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verilirse, sulh ceza hakimliğine itiraz hakkınızı kullanın. Bu konuda tüm yasal hakların sonuna kadar kullanılması çok önemli. Gazetecilerin bu saldırıların üzerine gitmesi gerekiyor. Çoğu zaman iş yoğunluğundan veya müdahaleye uğrama sıklığından bunlar uğraşılması zor konular gibi geliyor ancak bu en nihayetinde yalnızca birey olarak kendinize yapılmış bir saldırı değil, mesleğe de yapılmış bir saldırıdır. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Beyza Kural kararı bunun en önemli örneği. Kendisi sonuna kadar gittiği için Anayasa Mahkemesi haber takibi sırasında bir gazeteciye yapılan polis müdahalesinin hukuka aykırı olduğuna karar vererek basın kartı olan olmayan tüm gazetecilerin önünü açan bir karar verdi. Bu kararın lehe olmasının en önemli noktasının da delillerin toplanarak sürecin sonuna kadar ısrarla sürdürülmesi olduğunu düşünüyoruz.”

“Polisin gazetecinin görevini yapmasını engellemesi Anayasaya aykırıdır”

Son günlerde özellikle polisin pandemi koşullarını gerekçe göstererek gazetecilerin görevlerini yapmasının önüne geçtiğini belirten avukat Küçük bu durumun, halkın haber alma hakkının ihlali niteliğinde olması sebebiyle Anayasaya aykırılık teşkil ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Bilakis polis gazetecinin görevini yapmasını  kolaylaştırmak ile yükümlüdür. Bu durumda da şikayet hakkının kullanılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Pandemi koşullarının duruma göre nasıl  kullanıldığı ortadadır. Kanaatimce pandemi dönemindeki uygulamalar, önümüzdeki yıllar için tüm dünya devletlerinin tutumunu belirlemiştir. Güvenlik, tüm toplumu kontrol altında tutma eksenli bir uygulamaya hızla dönüşeceğini birlikte yaşayarak  göreceğiz. Bu da sadece gazeteciler için olmayacak elbette.”